Abuzer Bali Han

Abuzer Bali Han

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Bozuk düzende doğru bilinen yanlışlar!..

A+A-

Abuzer Bali Han

 

Bir kere doğru veya yanlışın ölçü ayarını bilmeden, bunları birbirinden ayırmak oldukça çok zor! Birine göre doğru olan bir düşünce kavramı, başka birine göre de yanlış olabiliyor! Doğru veya yanlışın ölçü ayarı, bilgi ve olayların zamanlama ve türüne göre, toplumsal yaşama ve felsefi yaklaşımlara bağlı olarak değişir! Bu değişimler bilimsel, toplumsal ahlaki değer ve mantıksal yargılara göre değişiklikler gösterir! Bu değişmelerde genellikle etken olan devlet ve onun sırtını dayadığı egemen sınıflar çoğu zaman yanlış da yapsalar, onlar kedi gibi hep ayakları üstüne düşerler!..

İstisna olarak Devrimlerin yapılmasında halk, hem değişimin temel gücü, hem de hedefe ulaşmada kararlı güç ve  temel unsur olduğunda halkın rolü belirleyicidir!..

Burada üzerinde durulacak konu geri bıraktırılmış ülkelerin idari bozuklukların yanı sıra,  sosyal ve ekonomik durumun çöküntüye uğratılmasının temel nedenleri vardır. Bu  neler üzerinde çok durulacak ve çok anlatılacak bir konu olarak bugünkü Türkiye’nin durumunu irdeliyebiliriz! Türkiye Cumhuriyeti 1923 yılında Osmanlı İmparatorluğunun enkazı üstüne kurulmuş çağdaş bir cumhuriyet yönetimiydi! Cumhuriyetin kuruluşu Batı Ülkelerdeki demokrasiler örnek alınarak kuruldu! Kurulan yeni yönetim iyi şeylerin yanı sıra, günümüze kadar halledilmeyen toplumsal olayların da temelini atarak, memleketin bugünkü duruma düşmesinin de temelini attılar!..

 Osmanlı İmparatorluğu çoğu konuda cumhuriyet yönetiminden daha çok hoşgörüye (toleransa) sahipti! Örneğin: Anadolu ve Balkanlardan Kuzey Afrikaya kadar olan topraklar üzerinde egemen olduğu zamanlar, her halkın inancı, dili, kültürü tamamen serbestti! Bunca toprakları kaybeden bir devletin enkazı üzerinde şekillendirilen yeni cumhuriyette tek söz sahibi olan Mustafa Kemal Paşa, tek din, tek dil, tek millet adı altında değişken halkları baskı ve kanunlarla tek bir Türk halkı saydı. Bununlada yetinmiyerek halkın dini inancını, kılık kıyafetini kanunlara bağladı! Örnek olarak „Şapka Devrimi veya Şapka İnkılâbı“ denilen ve bir devrimle de ilişkisi olmayan değişimle çok din adamını İskilipli Mehmet Atıf Hoca (1876-1926) gibi halkın saygı duyduğu din adamlarını astırdı! İstiklal Mahkemelerinde tek Türkçe bilmiyen gençler suçlu sayılarak sebepsiz yere asıldılar. Koçgiri’de Sakallı Nurettin Paşa ve Topal Osman gibi celatları halkın malına ve canına musallat edildiler! Taş üstünde taş bırakmadılar! Yüzlerce köy yakıldı! Ölümden kurtulan Koçgirililer başka diyarlar sürüldüler!..

Sonra Nakşibendi tarikatının en büyük Anadolu’nun din adamı olan Şeyh Sait‘i, daha sonra Dersimli büyük din adamı olan Seyid Rıza ve yakın arkadaşları asılarak, sonra da cesetleri yakılarak mezarları bile belirsiz kılındı! Dersim’de halk ayaklanması adı altında yüzyıllarca orada yaşıyan yerli halkın üzerine Atatürk’ün özel yetiştirdiği manevi kızı Sahbiha Gökçe ile Dersim’de mağaralara sığınan çoluk, çocuk, kadın, ihtiyar demeden tüm yerli halk, kendi ifadeleri ile:“Fare gibi zehirli gazlarla imha“ ettiler! Geriye kalanlarını da Anadolu’nun dört bir yanına sürdüler!..

Halbuki bir devrimde halk, değişimin hem temel itici gücü, hem de nihayi hedefi olarak hayati bir role sahiptir. Politika biliminde devrim, halkın baskı, politik yetersizlik veya ekonomik zorluklar nedeniyle mevcut yönetime karşı isyan ederek ani ve köklü değişiklikler gerçekleştirmesi olarak tanımlanır!..

Türkiye Cumhuriyeti kurulalı beri hep çalkantılarla zamanı geçti! Atatürk bile kendine mühalif olan millet vekili politikacıları öldürerek ortadan kaldırıyordu! Sonraları peşpeşe yapılan askeri cuntalar! Derken 50 yıllık Kürtlere ve Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm vatandaşlarına çok pahalıya mal olan „Kör düğüşü iç savaş“ Türkiye Cumhuriyeti’ne çok pahalıya mal oldu!.. Devlete ve halka pahalıya mal olan bu tahribatı yapanlar kimler?!.

Bugün üzerinde tartışılan yarım asırlık (50 yıl) iç savaşın bilançosu ise çok korkunç! Meğer iç savaş Milli Güvenlik Kurulu’nun kontrol ve denetimi altında yapılmış ve sürdürülmüş! Milli Güvenlik Kurulu’nun başkanlığını da gelip geçen elli yıl içindeki tüm reisicumhurlar yapmış! Hani aklıma gelmiyor da değil! Acaba rahmetli Turgut Özal bu yanlış uygulamalara dur demek isterken, havada helikopterle hastahaneye götürüldüğünde, havada can çekişe çekişe öldüğünde ya da zehirletildiğinde Kürt vatandaşı oluşunun da payi var mıydı?!.

Bu hasas konuyu kapatmak isterken toplanacak olan Milli Güvenlik Kurulu „Yarım asırdır kukla gibi Kürtlerin malına, canına, yakılan dört bin beşyüz köye, işçi partiye 14.500 iç infazda kurşuna dizilenler, „Kürdistanın bağımsızlığını istiyorlardı!“ suçlamasının hesabını kim verecek?!.“

Zaman çok şeye gebe! Çağrım Türkiye’de aklı selim olanlara! Türkü, Kürdü, Çerkezi ve de diğer halkardan insanlar bu kör döğüşüne dur demezlersei Türkiye’de yaşayan hekese çok yazık olmaz mı?!. Maddi ve manevi tüm insanlarımız zaraz görürken, onca insan iç savaşta can vermişken, olaylara seyirci kalmak olur mu? Böylesi bir kör döğüşün şehidi, gazisi de olur mu? Sanki oynanan tiyatroda onbinlerce ölü figüran olarak kullanılmış!  Bunca yıl sonra olanlar ölenlere olmuş! Zira ölenler, bir daha hiç geri dönmezler!..

25 Şubat 2026

Abuzer Bali Han

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.