Politik prizmaların gölgesinde yaşamak
Cano Amedî
Yakın siyasal mücadele tarihimizi irdelediğimiz zaman, geçmiş sürecin hasbelkader tanıkları ya da “aktörleri” olarak görüyoruz ki mevcut zaman diliminde, farklı siyasal tercih ve pratik girişimlerin, ittifak-birlik sonuçlarına dair bir başarı hikâyesini oluşturma noktasında ne yazık ki kolektif bir başarısızlık söz konusu olduğu artık yadsınamaz. Bu gerçeklik irdelendiği zaman herkesin yaşadığı “sırça köşkü”nden, bulunduğu mahalleden ya da oturduğu sandalyenin görüş alanından, saldırı ve savunma pozisyonunu geliştirdiğini ve bu zemin üzerinde güçlenmeye çalıştığını görüyoruz.
Bu yaklaşımların, geçmişin ideolojik dehlizlerinden günümüze aktarılan “müzmin” bir hastalık olduğunu biliyoruz. Geçmişin demode olan ittifaklar politikası, travma ve trajedilere kuluçka zeminini oluşturan hedef-engel tespiti ve dünden kalma ideolojilerin kör noktalardan bir şeyler tasarlama, koparma anlayışı bir bütün olarak günümüzün kayıp ve başarısızlık iklimin başlıca sebepleridir. Bu gerçeklere rağmen, hala siyasi mahallelerde karşı zemini, karşı gücü ele geçirme ya da etkisiz hale getirme ve ondan nemalanma anlayışı hakimdir. Dolayısıyla politik sahada geliştirilen günü birlik panayırların, etkinliklerin işlevsiz ve kötürüm olmanın temel nedenlerinden biri de bu bulaşıcı müzmin hastalığın zihinlerde kuluçkaya yatmış olmasından kaynaklanıyor. Bu hastalık doğru şekilde teşhis edilip kabul edilmedikçe, tedavisi de sorunlu ve sıkıntılı olacaktır.
Nasıl ki farklı renkler aynı tuvalde birleşerek bir manzaraya dönüşüyorsa, siyaseten ayrı düşenlerin bir arada durabilmesi de toplumsal örgütlülük ağlarıyla, “toplumsal mühendislik” eserini yaratmak ise üretken beyinlerin ortaklaşmasıyla mümkündür. Dolaysıyla bu ortak zemini inşa etmenin ve farklılıkları koruyarak yürümenin temel yolu da farklılıkların ortak kesişme ve ahenk noktasının tespitiyle başlar. Birlikte, aynı amaç ve hedef doğrultusunda gelecekte bir arada yaşama kültürü ve sanatının yol ve yöntemlerinin çeşitlik arz etmesine rağmen, aklın yolu birdir gerçeğinden hareketle yarını birlikte inşa etmenin tecrübesi dünün dehlizlerinde saklıdır. Bu dehlizlerin derinliklerinden kaybolmamak için hep birlikte Dün, Bugün ve Yarın bağlamında sesli düşünmenin tam zamanıdır.
Bir ormanda nasıl ki meşe ağacını çınar olmaya zorlanmak imkânsız ve anlamsızsa, toplumsal mücadele zemininde de siyasal ve toplumsal farklılıkları tek bir renge büründürmeye veya biat kültürüne zorlamak da aynı ölçü de anlamsız ve beyhude bir çabadır. Bilindiği gibi her ağaç kendi kökü üzerinde yükselirken dalları aynı gökyüzünde buluşur. Yine her kuş türü kendi sürüsüyle birlikte kanat çırpınca gökyüzünün enginliğinde özgürlüğün tadını keşfeder. Bu metaforun öngördüğü gibi siyaseten farklı kutuplarda duranların, aynı hedef bilinciyle ayrı kulvarlardan yol alıp ortak bir zemin inşa etmeyi arzulayanların, tam olarak bu var olma kültürünün ve kolektif bir başarı gerçeğinin gerekliliğini kabullenme ve ortaklarına saygı duymakla başlar. Bunun için de ilk adım, karşındakini ikna edilmesi gereken bir "hata" olarak değil, gerçeğin başka bir cephesini tutan bir "paydaş" olarak görmek ve ona göre de birlikte bir hukuk sistemini oluşturmaktan geçiyor.
Dolaysıyla, dünün tanıkları, bugünün sorumluları ve yarının aktörlerinin temel görev ve sorumlulukları önemlidir. Bu sorumluluk gereği, gelecek kuşaklara olumlu bir miras, kolektif bir tecrübe ve mücadele kültürünü devretmek insani ve siyasi bir görevdir. Bu görev ve sorumlulukların pratikleşmesi, kolektif mücadele kültürünün gelişip toplumsal bir boyut kazanması, farklı yol ve yöntemlerle, ortak bir aklın egemen olmasını sağlamak ve birlikte çalışma zemini kurmak için değişik “durak” ve içselleşmiş bir yol haritası eşliğinde somut hedefleri işaret eden izleri takip etmek gerekiyor.
Elbette, dünün ve bugünün ideolojik uçurumları üzerinde güvenli bir köprü kurmak için kolektif bir bilinçle en dipten işe başlanmalıdır. Adalet, huzur, refah ve özgürlük gibi her insanın ortak özlemi olan temel ulusal talepler ve insani değerler, tartışma götürmez başlıca duraklardır. Dolaysıyla asgari müşterek noktaları tespit etmek ve ortak payda zemininde buluşmanın yolu bu “ortak” noktaların keşfinden geçiyor. Bunun için de temel amaç birbirini alt etmek değil, birbirini anlamak ve birlikte yol yürümek olmalıdır. Karşıdakini etkisiz hale getirmek, izole ve karşıt bir figüre dönüştürmek kör ideolojilerin oluşturduğu hastalıklı bir karakterdir. Geçmişte yaşamak ve hastalıklı alışkanlıklar noktasında ısrar etmek, kırk-elli yıl öncesinin ikliminde marazi bir arkadaşlık hayaliyle yaşamak, bilerek ya da bilmeyerek kötülüklere ortak olmaktır. Dolaysıyla karşısındakinin söz hakkını gasp etmek, onun fikrine giden yolu kesmek ve engellemektir. Önyargıları gidermenin, niyet okuma saplantılarına düşmeden ve diyalog kapılarını aralamak için her şeyden önce karşıdakini dinlemek ve anlamak gerekiyor. Bu gereklilik aynı zamanda en etkili insani ve siyasi diyalog yoludur.
Yakın tarihimiz göstermiştir ki farklılıkları bir zenginlik olarak kodlandırmadığımız ve buna inanmadığımız sürece ortak bir akıl, kolektif bir kültür ve ulusal bir irade oluşturma noktasında başarı grafiğimiz hep tartışmalı olacaktır. Başarı ve başarısızlığın esas kodları ise geçmişin ideolojik labirentinin kör noktalarında saklıdır. Bunu görmek ve çözüm noktasında yeni okumalara açık olmak gerekiyor. Aksi durumda geçmişin politik prizmalarının gölgesinde süreci okuma ve algılama çabası yetersiz kalacaktır. Geçmişin tecrübeleri ışığında engin bir vizyona sahip olmak için milli siyaset perspektifi ekseninde “yeni okumalara” odaklanmak zorundayız.
Geçmişin malum “marka” hastalıklarının peşine düşersek tek sesliliği esas alan bir koro oluşturma bağımlılığından kendimizi kurtaramayız. Kabul etmeliyiz ki farklı görüşler, farklı refleksler ve farklı okumalar toplumsal körlüğü engelleyen birer emniyet supabı/aparatı görevini görmektedir. Farklılığı korumak, onu bir "tehdit" olmaktan çıkarıp "denetleyici bir güç" haline getirmenin yol ve yöntemlerini oluşturmak ortak akıl ve kolektif iradeyle mümkündür. Aksi durumda kişisel egoların, kaprislerin ve çıkar birlikteliğinin konforuna hapis olmuş siyasi söylemler, politik duruşlar sonuç itibarıyla, "kötürüm" kalmaya mahkûmdur. Bir başka toplumsal gerçeklik ise “ben”, "biz", “hepimiz” olabilmek için mevcut kimlikleri, toplumsal farklılıkları bir potada eritmek değil; onları bir mozaik gibi yan yana dizebilme maharet ve düşünce sistematiğine sahip olmaktır. Bu ortak zemin, fikirlerin, benzeştiği ya da aynılaştığı yer olmaktan ziyade; farklı fikirlerin birbirine yaşama hakkı tanıdığı, birbirini besleyen ve ortak akıl ekseninde kapsayıcı bir hukuk atmosferinin yörüngesinde farklılıkların yaşamsal bir zenginlik olarak kabul gördüğü bir gelecek ülküsü hedeflemekle mümkündür.
25.02.2026
Cano Amedi

