Vera Amicitia
İbrahim Gürbüz
26 Eylül 2025 tarihinde İsmail Beşikci rahatsızlık geçirdikten sonra, ilk iki ay boyunca uzun bir süre kendisinin yanında kaldım. Daha sonraki aylarda ise düzenli olarak, her ay yaklaşık bir hafta boyunca yanına İstanbul’dan Diyarbakır’a gitmeye devam ettim. Bu ziyaretlerde temel amacım; kendisine moral ve motivasyon vermek, onu dinlemek, onunla sohbet etmek ve hiçbir zaman yalnız olmadığını hissettirmekti.
Bunu hiçbir zaman bir görev olarak görmedim. Aksine, büyük bir içtenlik ve istekle yaptım. Hatta her ay yeniden yanına gideceğim günü sabırsızlıkla beklediğimi rahatlıkla söyleyebilirim.
Her görüşmemizde günlük yaşamdan, siyasal gelişmelerden ve ülke gündeminden söz ediyor, uzun sohbetler yapıyorduk. İlk zamanlarda daha çok beni dinliyor, mimikleriyle ve kısa ifadelerle karşılık veriyordu. Zamanla ise, geçmişteki kadar olmasa da sohbetlere daha aktif biçimde katıldığını, düşüncelerini paylaşmaya başladığını memnuniyetle gözlemledim. Bu gelişme, sağlık durumundaki ilerlemenin yanı sıra moralinin de güçlendiğini gösteriyordu.
Her ziyaretimde öncelikle İsmail Beşikçi Vakfı'nın yürüttüğü çalışmalar hakkında kendisine ayrıntılı bilgi veriyordum. O ay yayımlanan kitapları, çıkan dergileri, gerçekleştirdiğimiz etkinlikleri ve önümüzdeki döneme ilişkin projeleri anlatıyordum. Vakfın faaliyetlerinin aralıksız sürdüğünü, yeni çalışmaların hazırlandığını ve yıllarını adadığı düşüncelerin yaşamaya devam ettiğini kendisiyle paylaşıyordum. Çünkü biliyordum ki onun için en büyük mutluluk; okumak, yazmak, düşünmek, analiz yapmak ve düşüncelerini insanlarla paylaşabilmekti. Başkalarını araştırmaya, yazmaya ve düşünmeye teşvik etmek de yaşamı boyunca en çok önem verdiği değerlerden biri olmuştu. Bu nedenle, mümkün olduğu ölçüde onu bilimsel ve düşünsel çalışmaların bir parçası yapmaya özen gösterdik.
Üç ay önce Bilgi Üniversitesi Kürdoloji bölümünün Tunceli Kanunu üzerine düzenlediği etkinliğin onda yarattığı moral ve yaşama sevincini yakından görmüştüm. Bu deneyim bana, düşünsel üretimin ve yürüttüğümüz çalışmaların onun yaşam enerjisini beslediğini bir kez daha göstermişti.
2025 yılının başında vakıf çalışmaları için Diyarbakır'a gittiğimde, 1991 yılında Mezopotamya Kültür Merkezi'nin kuruluş sürecinde tanıştığım ve uzun yıllar birlikte çalıştığımız Kemal Orgun ile sık sık bir araya gelme fırsatı bulduk. Yıllar sonra yeniden başlayan bu sohbetlerde, İsmail Beşikçi Vakfı'nın yürüttüğü çalışmaları ve geleceğe ilişkin hedeflerini değerlendiriyorduk.
Konuşmalarımız sırasında, İBV’nin vakfın kuruluşundan bu yana yaklaşık on iki yıldır tarih, sosyoloji, coğrafya, antropoloji ve Kürdoloji alanlarında önemli çalışmalar yürüttüğünü; kitaplar yayımladığını, konferanslar, paneller ve sempozyumlar düzenlediğini konuştuk. Kültür ve sanat etkinliklerine zaman zaman yer verilse de bu alanda sürekli ve kurumsal bir üretimin henüz oluşturulamadığı konusunda ortak bir değerlendirmeye vardık.
Her ikimiz de, Kürdolojinin yalnızca tarih, dil ve sosyal bilimlerle sınırlı düşünülemeyeceğini; müzik, tiyatro, edebiyat ve diğer sanat dallarının da bu bütünün ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade ettik. İşte bu sohbetler sırasında, vakıf bünyesinde kültür ve sanat çalışmalarını yürütecek ayrı bir birimin kurulması fikri doğdu. Zamanla bu düşünce olgunlaştı ve somut bir projeye dönüştü.
Diyarbakır dönüşümün ardından bu öneriyi İsmail Beşikçi Vakfı Yönetim Kurulu'na sundum. Yönetim Kurulu öneriyi oy birliğiyle kabul etti ve vakıf bünyesinde Sanat ve Kültür Departmanı kuruldu. İstanbul'daki çalışmaların koordinasyonu Gülten Mademli'ye, Diyarbakır'daki çalışmaların sorumluluğu ise Kemal Orgun'a verildi.
26 Nisan'da Diyarbakır Temsilciliği'nin yeni hizmet binasının açılışı gerçekleştirildi. Açılış öncesinde Diyarbakır Temsilciliği ve yönetim kurulu üyesi Gülten Madenli, İsmail Beşikçi Vakfı Merkez Yönetim Kurulu'na iki öneri sundu. Bunlardan ilki, temsilcilik binasının restorasyonuna emek veren arkadaşlara plaket verilmesi; ikincisi ise yeni kurulan Sanat ve Kültür Departmanı'na "İbrahim Gürbüz" adının verilmesiydi.
Her iki öneri de Yönetim Kurulu tarafından kabul edildi. Böylece İsmail Beşikçi Vakfı bünyesinde İbrahim Gürbüz Kültür ve Sanat Merkezi resmen kurulmuş oldu. Bu karar, yalnızca yeni bir birimin oluşturulması değil; vakfın bilimsel ve düşünsel çalışmalarının kültür ve sanat üretimiyle tamamlanması yönünde atılmış önemli bir adım oldu.
Kültür ve Sanat Merkezimizin ilk önemli adımı ise Çar Dem Şano tiyatro bölümünü oluşturmak oldu. Yönetim Kurulu üyemiz, sanat merkezi direktörü, yazar ve tiyatro yönetmeni Kemal Orgun, yaklaşık üç ay süren teorik eğitimin ardından son üç ay boyunca yoğun bir pratik çalışmayla daha önce tiyatro deneyimi olmayan sekiz arkadaşımızı adeta sıfırdan yetiştirdi. Bu emeğin ürünü olan Çol û Av adlı tiyatro oyunu, 13 Haziran'da Amed Sanat Tiyatrosu sahnesinde seyirciyle buluştu.
1983 yılından bugüne Kürd müziğine hizmet eden Müzik Bölümü Direktörü Sebahattin Hoca'nın büyük emekleriyle Kürd Klasik müziği alanında bir orkestra kuruldu. Aylar süren yoğun çalışmaların ardından Klasika Kurdî müzik grubu 10 Haziran'da ilk konserini büyük bir başarıyla gerçekleştirdi.
Her iki etkinlik de beklediğimizin çok ötesinde bir ilgi ve heyecan yarattı. Salonu dolduran izleyiciler gösterileri uzun süre ayakta alkışladı. Pek çok kişi, yaşadığı heyecanın kendisini 1991 yılında Mezopotamya Kültür Merkezi'ni kurduğumuz ilk günlere götürdüğünü söyledi. Ben de aynı duyguyu yaşadım. O günlerde taşıdığımız umut ve üretme heyecanının 35 yıl sonra yeniden filizlendiğini görmek benim için son derece anlamlıydı.
İsmail Beşikçi Vakfı bugüne kadar daha çok Kürdoloji alanında; tarih, sosyoloji, coğrafya, siyaset ve düşünce üzerine araştırmalar yapan, kitaplar yayımlayan, dergiler çıkaran, konferanslar, paneller ve sempozyumlar düzenleyen bir kurum olarak tanındı. Ancak kültürel ve sanatsal üretimin de bir ulusun varlığı ve geleceği açısından en az bilimsel üretim kadar önemli olduğuna inanıyoruz. Bu nedenle vakfın sanat alanına yönelmesini, halkla daha güçlü bağlar kurması açısından son derece önemli bir adım olarak görüyorum.
10 Haziran'da Diyarbakır'a hem İsmail Beşikçi'yi ziyaret etmek hem de Klasîka Kürdî müzik grubu ve Çar Dem Şano tiyatro grubumuzun etkinliklerine katılmak için gittim. Açılış konuşmaları yapılacak, dostlarla buluşulacak ve birkaç gün boyunca bu heyecan paylaşılacaktı. Ancak benim için bu yolculuğun en önemli durağı yine İsmail Beşikçi'yi ziyaret etmekti.
Her zamanki gibi elimde vakfın çalışmalarıyla ilgili haberler, yeni projeler, yayımlanan kitaplar ve geleceğe ilişkin planlar vardı. Bu kez Klasîka Kurdî'nin başarısı, Çar Dem Şano tiyatrosunun Çol û Av oyununun gördüğü büyük ilgi, salondaki coşku ve insanların heyecanı da eklenmişti. Uzun uzun bütün bu gelişmeleri Beşikci’ye anlattım.
Ben konuştukça onun gözlerindeki ışığı görmek mümkündü. Vakfın her yeni çalışmasını, yayımlanan her kitabı, kültür, sanat ve bilim alanında atılan her yeni adımı dinledikçe yüzünde beliren sessiz memnuniyet, benim için kelimelerden çok daha anlamlıydı. Bir ara elimi sımsıkı tuttu ve büyük bir içtenlikle, "Çok güzel İbrahim... Çok güzel çalışmalar..." dedi.
İşte o an bütün yorgunluğumuzun ve emeğimizin karşılığını aldığımı hissettim. Çünkü onu en çok mutlu eden şey, yıllarını adadığı düşüncelerin yaşamaya devam ettiğini, yeni kuşaklara ulaştığını ve kurumsallaşarak büyüdüğünü görmekti.
O ziyaretlerde yaptığım her şeyin temel amacı İsmail Beşikci’ye yalnızca bilgi vermek ya da sohbet etmek değildi. Asıl amacım, ona yaşama sevinci ve yaşama bağlılığı kazandırmak, yıllarını adadığı düşünsel mücadelenin devam ettiğini hissettirmek ve kendi adına kurulan vakfın aynı kararlılıkla çalışmalarını sürdürdüğünü göstermekti. Fiilen çalışmaların içinde yer alamasa da düşüncelerinin, eserlerinin ve mücadelesinin yaşamaya devam ettiğini bilmesinin kendisine güç verdiğine inanıyorum.
Bir bakıma, gözünün arkada kalmamasını istiyordum. Kendisine güven vermek, moralini yüksek tutmak ve hiçbir zaman yalnız olmadığını hissettirmek, bu ziyaretlerin benim açımdan en önemli amacıydı.
Prof. Cenap Hoca'nın İsmail Beşikçi'ye tahsis ettiği evden ayrılırken zihnimde en çok kalan şey ne yaptığımız konuşmalar ne de geleceğe ilişkin projelerdi. Hafızamda yer eden, İsmail Beşikçi'nin gözlerindeki o sessiz ışıltı ve elimi sımsıkı tutarak söylediği şu sözler oldu:
"Çok güzel İbrahim... Çok güzel çalışmalar..."
İşte tam da o anda aklıma Latince iki kelime geldi: Vera Amicitia.
Çünkü gerçek dostluk yalnızca uzun yıllar boyunca birbirini tanımak değildir. Gerçek dostluk; ortak bir ideale inanmak, aynı değerler uğruna birlikte emek vermek ve yıllar sonra dönüp bakıldığında o ortak hayallerin yaşamaya devam ettiğini birlikte görebilmektir.
Otuz yedi yılı aşan dostluğumuz boyunca birlikte birçok hayal kurduk. İsmail Beşikçi Vakfı da bu hayallerden biriydi. Bugün dönüp baktığımda görüyorum ki birlikte kurduğumuz hayaller yalnızca gerçekleşmedi; yaşamaya, büyümeye ve yeni kuşaklara ulaşmaya devam ediyor.
Belki de Vera Amicitia'nın, yani gerçek dostluğun en güzel tanımı budur.
Son olarak, Diyarbakır Temsilciliğimizde büyük bir özveriyle emek veren tüm arkadaşlarımıza en içten teşekkürlerimi sunmak istiyorum. Başta Nezir Çetin hocamıza, temsilciliğimizin temel direği Öztekin Çaçan'a, Sanat Departmanı Yöneticimiz Kemal Orgun'a, Müzik Departmanı Sorumlumuz Sabahattin hocamıza, Yönetim Kurulu üyemiz Fahri Karakoyunlu'ya, Klasiken Kurdî müzik grubunda yer alan tüm değerli müzisyen arkadaşlarımıza ve Çar Dem Şano tiyatro grubunda emek veren bütün tiyatrocu dostlarımıza yürekten şükranlarımı sunuyorum.
Ayrıca, İsmail Beşikçi hocamızın rahatsızlanmasından bu yana sağlığıyla büyük bir titizlikle ilgilenen sağlık sorumlumuz, dostumuz Prof. Dr. Cenap Ekinci'ye; İsmail hocanın yardımcısı Aydın Dinç’e ve özveriyle bakımını yapan Ferehnaz hanıma ve tıp öğrencisi kızı Mona’ya da en içten teşekkürlerimi ifade etmek istiyorum.
İsmail Beşikçi Vakfı'nın İstanbul Merkezi ve Diyarbakır Temsilciliğinin restorasyon çalışmalarına verdiği değerli desteklerin yanı sıra, hocamız İsmail Beşikçi'nin rahatsızlandığı ilk günden bu yana kendisini bir an olsun yalnız bırakmayan, düzenli olarak ilgilenen, maddi ve manevi desteğini esirgemeyen Vakfımız Danışma Kurulu Üyesi değerli dostumuz Necip Yeşil'e en içten sevgi, saygı, şükran ve teşekkürlerimizi sunuyorum
15 Haziran 2026
İbrahim Gürbüz


YAZIYA YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.