UNUTAMADIKLARIMIZ: Yaşar Gündoğdu

UNUTAMADIKLARIMIZ: Yaşar Gündoğdu

Bu Yazı Dizisi Ağabeyim Nevzat Sağnıç’ın anısına adanmıştır

A+A-

Yaşar, sekiz çocuklu bir ailenin yedinci çocuğu olarak 1956’da Bitlis’in(Merkez) Hersan Mahallesi’nde dünyaya geldi. Hayata erken atılma zorunluluğu ile daha sonra yaş tashihi yapılarak doğum yılı 1955 olarak nüfus kayıtlarına geçti. Baba tarafı Kürdistan´da saygı gören geniş bir aile. Yaşar’ın çocukluğu bu geniş ve kalabalık aile içerisinde geçer. Babası ”Şeyh” Abdülhamit kalabalık ailesini 1966 yılının yarısına kadar esnaf olarak çalıştığı Bitlis ten alıp Ankara ya göç etmiş. Yaşar´ın yaşamı da bundan sonra Ankara da biçimlenmeye başlar. Yaşar Bitlis’te Devrim İlkokulu’nda (şimdiki adı Şemsi Bitlis İlköğretim Okulu) başlayan öğrenim hayatı ilkokul dördüncü sınıfın ikinci döneminden itibaren Ankara Aydınlıkevler İlkokulu’nda devam eder. 1967’de Subayevlerindeki Mehmet Akif Ortaokulu’na yazılır. Yenimahalle Mustafa Kemal Lisesi’nde başlayan lise öğrenimini, ailesinin yeniden Bitlis’e dönmesi nedeniyle ikinci sınıftan başlayarak Bitlis Lisesi’nde tamamlar.1973’te Gazi Yüksek Öğretmen Okulu’nun(eski adıyla Gazi Eğitim Enstitüsü, şimdiki adıyla G.Ü. Gazi Eğitim Fakültesi) Matematik Bölümü’nü kazanması nedeniyle yaşamındaki Ankara yılları yeniden başlar. 

2-075.jpg

Yaşar’ın çocukluk dönemine ait Bitlis’te çekilen bir fotoğraf(Yıl:1962) Sağdaki Yaşar Gündoğdu, soldaki Azmi Gündoğdu(1949 doğumlu, emekli felsefe öğretmeni, Yaşar’ın ağabeyi), ortadaki Cahit Gündoğdu(1944 doğumlu, emekli öğretmen, Yaşar’ın ağabeyi)

 

Lise yıllarında başlayan devrimci-sosyalist bilinçlenme ve ”Kürt Sorunu”na yönelik duyarlılığı iyice olgunlaştı. Düşünceleri ile en çok örtüşen atmosferi Komal-Rızgari hareketinde buldu. Ne yazık ki çok kısa sürecek yaşamını, sonuna kadar adeta bu harekete adadı. Kürtçe bilmiyordu, ama öğrenmeye çalışıyordu büyük bir istekle. Aile ortamında Kürtçe konuşulmazdı. Ancak o gerçek anlamda bir Kürt devrimcisiydi. Kendisini Kürt halkının tarihini, dilini, kültürünü araştırmaya ve kendi vatanında tutsak yaşamaya zorlanan bu halkın Kendi Kaderini Tayin Hakkını savunmaya adamıştı. Bu mücadelede daha etkin olabilmek, bu mazlum halkın avukatlarından biri olabilmek için matematik bölümünü bitirdikten sonra yeniden üniversite sınavına girmiş ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazanmıştı.

Rızgari Hareketine karşı düzenlenen bir operasyonla 18 Nisan 1980( Cuma) günü akşam saatlerinde Yaşar’ çalıştığı işyeri olan Necatibey Caddesi’ndeki Türkiye Elektrik Kurumu’ da gözaltına(!) alınır.

Sonrasında Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün sorgu ve işkence odalarındaki insanlık dışı uygulamalara tabi kılınan Yaşar, en ağır işkencelerden geçirilir. İşkencecilerin çok aceleleri varmış gibi yoğun işkenceye tabi tutulan Yaşar aynı gece aldığı ölümcül darbelerden dolayı fenalaşır. Bunun üzerine polisler tarafından, Yaşar’ı kimliği ve tanınmasını sağlayacak her şey üstünden alınarak, sokakta bulunmuş bir yaralı gibi Numune Hastanesi Acil Servisi’ne bırakılır. Yaşar Gündoğdu bu hastanede sabaha karşı yaşamını yitirir. Yaşar’ın ceket ceplerinden birinde her nasılsa polislerin fark etmediği TEK’e ait bir yemek fişini bulan bir doktor, önce TEK´i arar. Ve Yaşar bu doktor sayesinde faili meçhul olmaz.

3-067.jpg

Gazi Eğitim Enstitüsü Matematik Bölümünde(Öğrenci Kimlik Kartı)

Aynı gün saat 10 sıralarında operasyondan ve gelişmelerden haberdar olan Yaşar’ın arkadaşları durumu Yaşar’ın abisi Azmi Gündoğdu’ ya bildirirler. Yenimahalle Cumhuriyet Savcılığı’na derhal suç duyurusu yapılıyor. Karşıyaka mezarlığının morgunda bulunan cesetler arasında Yaşar Gündoğdu’ ya ait olanı abisi tarafından teşhis ediliyor. Abisinin ifadesine göre; Yaşar’ın yüz ifadesinde şekillenen tablo ölümün soğukluğundan çok, ser verip sır vermeyen yiğit bir direnmenin zafer tebessümünü yansıtıyordu. Yaşar Gündoğdu, toprağa verildiği gün düğünü olacaktı. Yaşar Ankara Karşıyaka mezarlığın da defin edilir, mezar taşında ”Şems-i Bitlisi Evladı diye yazılır. Yaşar ın Ankara Emniyet Müdürlüğündeki direnişine tanıklık eden arkadaşları sayesinde bu güne kadar Yaşar ın direnişini günümüze taşımışlardır. 

Anısı önünde saygıyla eğiliyorum

4-061.jpg

18 Nisan 1980’de gözaltına alınıncaya kadar çalışmakta olduğu TEK’nun Ankara Necatibey Caddesindeki işyerinde Enerji-Der İşyeri Temsilcisi idi.

 

Azmi Gündoğdu’nun Mahkeme süreci ile ilgili bilgi notu

Sevgili Ferhat, gönderdiğin biyografik notları da hiç bir zaman içimden çıkmayan ilk günkü duyguları yeniden yaşarcasına okudum. Sevgili kardeşim Yaşar’ı da, senin ağabeyin Nevzat’ı da, diğer kayıplarımızı da  sevgi ile saygı ile anıyorum. Bu arada hazırlamakta olduğunuz çalışmaya katkısı olabileceğini düşünerek bazı notlar eklemek istiyorum:                   

1-Yaşar’ın ölümüne yol açan kaba işkenceyi yapan komiserin adı Enver Göktürk’dür. Yaşar’dan başka bir kaç devrimcinin de katili olup, kendisinden başka diğer polislerin de sanık olarak mahkemeye düşmelerine yol açan “kaba işkence” yönteminden dolayı erkenden emekliye zorlandı. Ankara’nın Anafartalar semtinde bir arkadaşı ile kuyumcu dükkanı işletirken onun işkencesine uğrayan biri tarafından dükkanında bir köpeğe yakışır  gibi öldürüldü. (1983 veya 1984/ o güne ait resimli haberi içeren Hürriyet gazetesini saklıyorum.)          

2-Aralarında Enver Göktürk’ün de olduğu bütün sanıkları avukat arkadaşlarımla birlikte ve o zaman diyalog kurabildiğimiz namuslu savcıların da katkısı ile mahkemede sanık sandalyesine oturtmayı sağladım. Yaşar ile birlikte gözaltına alınanlardan biri olan ve o sırada Diyarbakır Askeri Cezaevinde tutuklu bulunan Ergül Kıyak’ın tanıklığına başvurulmasını müdahil sıfatı ile talep ettim. Nihayet Ergül bu duruşmalardan birine getirtildi. Teşhis etmesi için o gün mevcut bulunan sanıklar ile onların en az iki katı kadar alakasız kişileri karışık olarak yan yana, arka arkaya bir kaç sıraya oturttuktan sonra Ergül’e hakim tarafından kendisine ve Yaşar’a işkence yapanları teşhis etmesini istedi. Ergül sanıklara bakmadan kısa bir süre benimle göz teması kurmak istedi, ben mahkeme ortamının özelliği ve bütün gözlerin benim üzerime yoğunlaşması nedeni ile başımı öne eğdim. Buna rağmen sanıklar arasında itiraz yükseldi ve “ müdahil tanığı yönlendiriyor!” yaygarası yapıldı. Hakim onları susturarak, tanığın müdahile(bana) baktığını ancak benim başımı öne eğerek buna meydan vermediğimi belirterek sanıkları azarladı. Bu koşullar altında bile Ergül iki veya üç gerçek sanığı doğru teşhis etti ancak iki veya üç alakasız kişiyi de  işaret etti. Tabii böyle bir ortamda tam ve kusursuz teşhis mucize olurdu. Zaten Ergül sanıkların tümünü çıplak gözle görmemişti, bu imkansızdı.(Özet olarak Ergül’ün bu süreçte bir kusuru, ihmali veya ihaneti söz konusu değildir.)                       

3- Son duruşmada yukarıdan gelen baskılara karşın sanıkların beraatını talep edecek bir savcı bulmakta zorluk çektiler. Daha önceki duruşmalara katılan savcı davanın dışında tutularak gestapo kılığında ilk defa gördüğüm bir askeri savcı duruşmaya katıldı ve kendisine verilen görevi yerine getirerek sanıkların beraatını istedi. Mahkeme heyeti de bu baskıyı kaldıramamış olacak ki beraat kararı verdi. Bu duruşmanın sonunda sanıklar gülüşerek, bize doğru pis pis sırıtarak salondan çıktılar. Ben ve avukat arkadaşım duruşma tutanağını almak üzere hakimin yanına gittiğimizde hakim bana vicdan rahatsızlığı içinde  şunları söylemek zorunda hissetti kendini: Hocam(öğretmen olduğumu bildiği için), bu duruşmanın sonunda bu sanıklar için idam kararı versem bu kadar üzülmezdim. Beni anlayacağınızı ve hangi koşullar altında bu kararı verdiğimi anlamanızı rica ediyorum gibisinden sözler etti. Anlatılacak ve yazılacak daha çok şey var Ferhat’cığım… Sağlıkla kal.

Çetin Çekonun 9 Mayıs 2019da Vêngma.net sitesinde yayınlanan yazısıdır.

 

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.