Erkan Polat: Geleceği ve umudu rehin almak...

Erkan Polat: Geleceği ve umudu rehin almak...

.

A+A-

Erkan Polat

Türkiye'de Kürtlerin bugün yaşadığı en büyük sorun, yalnızca geleneksel devlet baskısı değildir. Devlet baskısı elbette belirleyici bir gerçekliktir. Ancak artık bunun kadar belirleyici ikinci bir gerçek daha vardır: Hareketin kendi tarihinden devraldığı siyasal vesayettir de.

Yıllardır birçok insan şu soruyu soruyor: "Neden yeni bir siyasal çıkış söz konusu olmuyor?" "Neden ezber bozan farklı sesler yükselmiyor?"

Örneğin "Neden Selahattin Demirtaş gibi milyonlarca insanın desteğini almış siyasetçiler çok daha belirleyici bir rol üstlenemiyor?" Bu soruların cevabını yalnızca devlet baskısında aramak, gerçeğin yarısını görmektir.

Gerçeğin diğer yarısı, Kür siyasetinde onlarca yıldır Abdullah Öcalan etrafında örülmüş mutlak otoriter siyasal anlayışın kendisidir.

Bugün Öcalan son çıkışlarıyla yalnızca geçmişin lideri değildir. Ayrıca  aynı zamanda geleceğin de önüne, devlet destekli tarihsel bir eşiğe dönüşmüş güçtür. Kontrolsüz her yeni siyasal çıkış, her yeni lider adayı, her yeni stratejik öneri dönüp dolaşıp İmralı tarafından onaylanmak zorundadır.

Siyasal gelecek açısından asıl itiraz tam da buradan olmalı. Bir halkın geleceği, toplumsal dokusu, dönüşümü tek bir lider kültünün otoritesine teslim edilemez. Çünkü o andan itibaren yalnızca günün siyaseti değil, geleceğin ihtimalleri de rehin alınmış olur.

Bugün aslında birçok insan, çok sevilen ve iyi niyetinden kuşku duyulmayan Selahattin Demirtaş'tan daha cesur çıkışlar bekliyor.

Ben beklemiyorum. Bugünkü koşullarda istese de yapmaz. Çünkü geleceği ortak güçler tarafından rehin alınmış bir siyasetçiden yeni oluşumlara katkıda bulunmasını beklemek gerçekçi değildir. Kendi inisiyatifi dışında hiç bir şeye onay vermeyen gücün, onun kaderi üstünde söz sahibi devlet destekli otorite, yeni döneme damga vurması beklenen, uzlaşılmış planlanmış bir İmralı oto kontrolü söz konusudur. Bu Demirtaş'ı aşan bir durumdur.

Sadece Demirtaş değil...

Farklı düşünebilecek bütün kadrolar aynı tarihsel gölgenin altında siyaset yapmak zorundadır.

PKK'nin örgütsel tarihinde yaşanan bir çok karanlıkta kalmış tasfiyeler, mutlak lider anlayışı ve lider kültü, yalnızca geçmişte kalmış olaylar değildir. Bunlar bugün hâlâ siyasal davranışları belirleyen kolektif politik hafızanın parçalarıdır.

O tür yapılarda İnsanlar bazen korktukları için susmazlar. Geçmişi bildikleri ve onu bizzat yaşadıkları ve hala bu nedenle yaşıyor olabildikleri için susarlar.

Bu yüzden bugün gördüğümüz sessizlik bana göre fikir birliği değildir. Bu, geleceğin bir şekilde ne yazık ki,  rehin alınmış olmasının sessizliğidir. Bazıları bunu liderin güçlü  "karizması" diye tanımlıyor. Ben ise bunun siyasal vesayet olduğunu düşünüyorum.

Doğrudur; Karizma, insanları peşinden sürükleyebilir. Ama karizma, kendisinden sonra doğacak liderlikleri engellemeye başladığında artık tarihsel bir ilerleme değil, başkalarının işine gelen tarihsel bir yük hâline gelir. Tam da bu nedenle bugün en büyük ihtiyaç bir kurtarıcı değildir.

Yeni bir toplumsal ve siyasal özgürleşmedir. Çünkü özgürleşmeyen yalnızca insanlar değildir. Bir halkın geleceği de özgürleşemez.

Ve bana göre bugün Kürt siyasetinin en ağır sorunu tam da budur:

Ama ne yazık ki henüz yaşanmamış gelecek bile çoktan ve toptan rehin alınmıştır. Bu sosyalist hareketler için de geçerlidir.

Erkan Polat

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.