Hüseyin Şahin

Hüseyin Şahin

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Bir çınarın daha ardından

A+A-

Hüseyin Şahin

Sanırım kimden bahsettiğimi tahmin edebiliyorsunuzdur.

Evet büyük bir çınar, deha, bilge, ayaklı kütüphane, hazine, engin gönüllü, sade ve bir o kadar da mütevazı, kibar, komplekssiz bir kişilik.

Bahsettiğim kişilik Bırez Mehmet Emin Bozarslan.

M. Emin Bozarslan’ı kişi olarak Almanya Berlin’de tanıdım.

Tanışmamız kısacası şöyle gelişti. Ben ve D. Kara’ya KOMKAR görev vermişti ve bizim Bırez M. Emin Bozarslan’ı 1988’de o zamanların Doğu Berlin Havaalanı Schönefeld’den almamız gerekiyordu. Henüz Berlin Duvarı yıkılmamıştı. O dönemler Doğu Berlin’e geçmek ancak ve ancak ya vize başvurusu ile ya da havalimanı transit otobüsü ile mümkündü. Bana eşlik eden yaşça da benden büyük olan D. Kara, “Sahi Hüseyin ne sen ne de ben M. Emin Bozarslan’ı tanıyoruz, ya onu bulamazsak ne olacak?” dedi. “Şimdi mi aklına geldi, onu önce düşünseydin daha iyi olurdu,” dedim. Bu arada D. Kara havaalanında sigara üstüne sigara yakıp volta atarak “ya onu kaçırırsak ne olacak” diye mırıldanmaya başladı ve biraz da onu test etmeye başladığımda, adeta sigaraları çekmeyi bırakmadan, dumanını dışarı vermemek için süratle içerisine stokladığını fark ettim. “Korkma bıra, bunun için de her zamanki gibi hazırlıklı geldim. Ben de senin gibi kek M. Emin Bozarslan’ı şahsen tanımıyorum. Tipi, yaşı, boyu nedir diye bir bilgim de yok. Bunun için ben kişi olarak Denge KOMKAR gazetesinin eski sayılarını araştırdım ve M. Emin ile ilgili bir makaleye rastladım, orada da onunla ilgili kısa bir habere ve kendisinin fotoğrafına rastladım ve bu gazete küpürünü yanıma aldım. İşte bu M. Emin Bozarslan, gerçi fotoğraf siyah beyaz ve biraz da görüntü net ve açık değil, bununla aradığımız misafirimize ulaşmaya çalışacağız.” “Ulan Hüseyin, her zamanki gibi yine her şeyi düşünmüşsün.”

Seyda M. Emin Bozarslan’ı bulmamız zor olmadı. Koyu kahverengi bir takım elbise, mavi bir kravat ve deforme olmuş bir ayakkabı içerisinde kısa boylu, zayıf, kibar bir deha. “Merhabalar Mehmet Abi, hoş geldiniz,” diye selam verdik. O ise “roj baş” diye karşılık verdi. Ve biz mesajımızı almış, ona göre yol haritamızı çizmiş, onunla Kürdçe sohbetler etmeye başlamıştık artık. Seyda M. E. Bozarslan prensip sahibi, disiplinli ve adeta zamana karşı yarışıyor gibiydi.

1988 başlarında Memo Şahin abim, bilge insan M. Emin Bozarslan’ı İsveç/Upsala’da ziyaret etmiş ve KOMKAR olarak Almanya genelinde birçok konferanslar serisi düzenlemek istediklerini beyan etmiştir. Bu öneriyi memnuniyetle karşılayan M. Emin Bozarslan, ilk elde JİN Dergisi’ni tanıtma konferanslarıyla başlamak istediğini belirterek, KOMKAR’la birlikte diğer önemli derlemeleri, onlarca değerli çalışmaları tanıtmak için 10 yıllık bir konferanslar serisi oluşturmak gerektiğini önermiştir. Bunlar arasından birkaçı şöyle: JİN Dergisi, ilk Kürd gazetesi “Kurdistan”, Mem u Zin, tarihte Arap harfleriyle basılmış ilk Türkçe Ansiklopedi’de yer alan Kürdistan ve Kürdler konusu gibi (Kamûsü’l-A’lâm, Şemseddin Sâmi Fraşeri).

KOMKAR o yıl ilk defa M. Emin Bozarslan’la birlikte JİN Dergisi tanıtımı için Almanya çapında konferanslar düzenlemişti ve bunun ilki de Berlin’de gerçekleşecekti. M. Emin Bozarslan KOMKAR aracılığı ile yurt dışında ilk defa konferanslar vermeye başlamıştı.

Bilindiği gibi JİN Dergisi ilk defa Osmanlılar döneminde 1918’de Arap harfleri ile yayın hayatına başlamış ve bu derginin 1919’da 15. sayısından sonra yasaklanmasıyla yayın hayatına son verilmiştir. Deha, bilge ve büyük usta M. Emin Bozarslan, büyük bir emekle bulup bir araya getirdiği JİN Dergisi’ni Arapça yazıdan Latin alfabesine transliterasyonunu yaparak eseri Kürdçe’ye kazandırmıştır. JİN, Kurdistan Gazetesi, Mem u Zin, tarihteki ilk Türkçe Ansiklopedi’de Kürdistan ve Kürdler, Merwani Kürdleri Tarihi, Şerefname, Mahabat Kürd Cumhuriyeti, Kürdçe-Türkçe Sözlük ve ayrıca dört ciltten oluşan Kürdçe-Kürtçe açıklamalı sözlük gibi onlarca çalışma ve derleme Bırez M. Emin Bozarslan’ın 70 yıl boyunca çalışmaları olmuştur. Yetmiş yıl gibi bir emek Kürdlere sunulmuştur. Yetmiş yıl deyip geçmeyin, bu bir dehanın kendi yaşamından feragatidir. Ailesinden, yaşamından, zevk ve sefasından hatta nefesinden, uykusundan vazgeçerek biz Kürdlere paha biçilmez bir armağan sunmuştur. Bu emek sonucu yaratılan eserlerin kıymetini bilmek her namuslu Kürdün boynunun borcu olmalı ve bilinçle çalışarak bu seçkin kaynakları, verilmiş emekleri ileri ve özgür, adil, eşit bir Kürdistan’a taşımak olmalıdır.

“Hüseyin, korkarım geriye kalan yaşamım çok da elvermeyecek. O kadar çok birikmiş çalışmam var ve ben bunları kalan ömrüme nasıl yerleştireceğimi bilemiyorum. Daha benim baskıya hazırladığım birçok eserim var, bunlar arasında en önemlisi Kürdçe-Kürdçe sözlüktür, onu da tamamlarsam gözüm arkada kalmaz. Şayet ömrüm elverirse bir de Türkçe dili içerisindeki tüm yabancı kelimeleri ayıklayacağım, bakalım yüzde kaç öz Türkçe kelime kalacak.”

Sevgili Mehmed Emin Bozarslan, değişik aralıklarla Berlin’de ve Almanya’da verdiğiniz her bir konferansa yüzlerce kişi katılıyordu. Bu konferanslarda kullandığınız açık ve berrak dil, sunumunuz bir bilge insanın doyurucu içerikte paylaşım örneğiydi. Bir o kadar da akıcı süren konuşmalarınızı, dudaklarınız arasından sözcüklerle dökülen anlamlı düşüncelerinizi bizlere ulaştırmanız çok keyifli ve doyurucuydu.

İkinci konferansınız 1993 yılında Berlin’de ilk Kürd Gazetesi “Kürdistan” ile ilgiliydi. Soylu Bedirxanilerin bu gazeteden dolayı çektikleri zorluklar, baskı, sürgünler, ekonomik sıkıntılar, dağıtım vs. gibi konuları anlatmanız ise bizleri 1900’lerin başlarına götürüyordu. İlk Kürdçe gazete olan “Kurdistan” 1898’de Kahire’de Mikdad Midhat Bedirxan tarafından yayınlandı. Seyda M. E. Bozarslan bu konferansta Bedirxani Ailesi’nin başına gelenleri anlatırken sözcükler boğazında düğümleniyordu. Osmanlıların bu soylu aileye yaptıkları zulüm yetmiyormuş gibi bir de M. Kemal Atatürk’ün Kürdistan gezilerinin birinde bu aileyi içten de parçalamak için kurduğu sinsi oyun başlı başına bir trajedidir. Burada Bedirxanilerden birisiyle mülakatında Atatürk, “Siz uzun boylu, yakışıklı ve bir o kadar da köklü bir ailesiniz, en iyisi bundan böyle soy isminiz Çınar olsun,” der. Ve böylece ailenin soy ismi birkaç yeni sıfat alarak bölünür.

Tarihteki ilk Türkçe Ansiklopedi’de Kürdistan ve Kürdler Konferansı 2001 başlarında KOMKAR tarafından yine Berlin’de verildi. M. E. Bozarslan her Berlin’e geldiğinde bize misafir olurdu. Annemle diyaloglarında Kürdçe sözlük için çalışma yaptığını, kimi Kürdçe kelimelerinin bizim yöremiz olan Sarız/Kayseri’de nasıl kullanıldığını ve ne anlama geldiğini karşılaştırarak öğrenmek isterdi.

Evet bilge insan, siz Kürtler için büyük bir kayıpsınız. Biliyorum, yerinizi kimseler dolduramaz. Disiplinli, düzenli, programlı çalışan bir kişiliktiniz. Ve bizlere sunduğunuz her eser; örneğin Jin, Kurdistan gibi dergi ve gazeteleri derlemek, toparlamak, araştırmak, değişik ülkelerin kütüphanelerine bir dedektif gibi koşturmak… Bu herkesin harcı değildir.

Kürd dili ve edebiyatının ayaklı ve tek kalan kütüphanesi bizlerden 2026’da 9 Şubat’ın soğuk bir gününde sürgünde İsveç/Upsala’da gözlerini hayata yumarak ayrıldı. Yerinizi tıpkı Seyda Cigerxwin, Yılmaz Güney, Musa Anter, Mehmet Uzun, Bedirxaniler’de de olduğu gibi kimse dolduramadı, dolduramayacak da...

Sahi deforme ayakkabı… Sadece deforme olsa o da iyiydi, aklım hep o ayakkabıda kaldı.

10 Mayıs 1978’de İstanbul’da Aydınlık çevresi tarafından katledilen oğlu Gani Bozarslan’ın mezar taşında

Ez Xortê Kurd im, pır bi nav û deng,
wa min hılgirti bombe û tıfeng,
ezê herim şer, ezê herim ceng,
ger ez newegerim, daye tu negri…

yazılıdır.

Seyda M. E. Bozarslan’ın Türkiye’de yaşama koşulları kalmadı ve oğlu Gani’nin katledilişi ona çok ağır gelmişti. 1979’da İsveç’e taşındı ve bir daha da ülkesi olan Kuzey Kürdistan’a gitmedi.

2001’de Berlin’e Tarihteki ilk Türkçe Ansiklopedi’de Kürdistan ve Kürdler Konferansı için geldiğinde bir akşam “Hüseyin, o saz hep duvarda asılıdır, yoksa süs amaçlı mıdır?” diye sordu. “Yok kek M. Emin, biraz çalabiliyorum.”

“O zaman çal da bir hünerini görelim.”

Ben sazı elime alıp Şıvan Perwer ton ve makamında “ez Xortê Kurd im, pır bi nav û deng” diye söyleyince o mendilini cebinden çıkarıp gözyaşlarını silmeye başladı. Sustum ve sordum: “Kusura bakma kek M. Emin, bu kadar duygulanacağını bilseydim sazı duvardan indirmezdim.” “Kusura bakma Hüseyinciğim, bu sözlerin bende ayrı bir yeri var, ne sen sor ne de ben söyleyeyim.”

Sormadım ve Seyda M. Emin de söylemedi sebebini.

Sebebini sonraları araştırmalarım sonucu öğrendiğimde o sırrı ben de hep içimde taşıdım.

Oxir be kekê hêja, Seydayê min...

 

Önceki ve Sonraki Yazılar