Ortadoğu'yu değiştiren üç olay

Ortadoğu'yu değiştiren üç olay

11 Eylül saldırıları, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve Hamas’ın 7 Ekim operasyonu, Ortadoğu’nun siyasi dengelerini kökten değiştirdi.

A+A-

21. yüzyılın ilk çeyreğinde, özellikle Ortadoğu'yu sarsan üç büyük olay yaşandı. Birincisi, New York ve Washington'a yapılan terör saldırısıydı (2001). Saldırının sonuçlarından biri küresel Terörle Savaş'ın başlatılması ve ABD'nin Afganistan (2001) ve Irak'ı (2003) işgaliydi. Söz konusu savaş ve işgaller Ortadoğu'nun siyasi ve güvenlik haritasının değişmesine, son yirmi yılda İran'ın aktif, hatta belirleyici bir bölgesel güç olarak yükselişine, Irak'tan Lübnan ve Suriye'ye kadar Maşrık (Levant) ülkelerindeki nüfuzunu güçlendirmesine neden oldu. Ancak bu, Amerika Birleşik Devletleri'nin iradesine aykırı olarak değil, aksine ABD'nin kolaylaştırıcılığı sayesinde gerçekleşti; ABD, Irak'ı oradaki milis vekilleri aracılığıyla İran'a teslim etti ve ardından İran destekli milislerin Suriye'ye girerek Esad rejimini savunmasına izin verdi.

İkinci olay ise Rusya'nın Ukrayna'yı işgaliydi (2022), bu da dünya ve uluslararası güçler arasındaki ilişkiler üzerinde siyasi, güvenlik, ekonomik ve teknolojik sonuçlar doğurdu. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in bu savaşa çekilip çekilmediği veya hatalı değerlendirmelere dayanarak bu savaşı isteyip istemediğine bakılmaksızın, Rusya'nın dört yıldır süren bu savaşta başarısız olduğuna dikkat çekilmeli. Zira sonuç olarak, bu savaş Rusya'yı insan kaynağı, ekonomik ve askeri açıdan tüketti ve daha da tehlikelisi, alan, nüfus ve kaynaklar açısından küçük bir ülkeye karşı savaşta imkanlarının ve kaynaklarının sınırlılıklarını ortaya koydu. Buna ek olarak, Putin'in Rusya'nın büyük güç statüsünü geri kazanması ve uluslararası bir güç olarak saygınlığını sağlayarak çok kutuplu bir dünya kurma yönündeki açıklamalarının boşluğunu da açığa çıkardı. Bu noktada, ABD'nin Putin'i dizginlemede, Rusya'nın meydan okumasına karşı Avrupa'nın konumunu birleştirmede ve sağlamlaştırmada ve savaşın hiçbir tarafın -Rusya veya Ukrayna- ne kazanacağı ne de kaybetmeyeceği şekilde yönetilmesinde başrol oynadığını belirtmekte önem var. Bu, Putin'in dikkatini Ortadoğu'dan uzaklaştırmayı veya en azından oradaki, özellikle Suriye'deki konumunu zayıflatmayı da içeriyordu.

Üçüncü olay ise Hamas tarafından düzenlenen (Ekim 2023) Aksa Tufanı operasyonuydu. İsrail bunu acımasız bir savaşı başlatmak için mükemmel bir fırsat olarak değerlendirdi. Ne var ki saldırıyı sadece Filistinlileri ezmek ve onları siyasi denklemden çıkarmak için kullanmakla kalmadı, aynı zamanda Lübnan'dan İran'a kadar Ortadoğu'da hegemonyasını pekiştirmek ve aynı zamanda “direniş ve karşı koyma” kampı olarak bilinen ekseni zayıflatmak için de kullandı. Bu kamp, ​​daha önce propagandasını yaptığı “arenalar birliği” kavramına göre hareket edemedi ve “korku dengesi”, “İsrail'in ayaklarının altındaki toprağı sarsmak” ve onu “örümcek ağından daha zayıf” olarak göstermek gibi sloganlarının çoğunun, yalnızca kusurlu ve nihayetinde başarısızlığa mahkum algılar ve yanılsamalar olduğu ortaya çıktı. Böylece İsrail, bu saldırıyı ABD'nin sınırsız desteğiyle kapsamlı, çok yönlü bir savaş başlatmak için kullanabildi ve bu da Arap Maşrık bölgesinde siyasi sahnenin radikal bir şekilde değişmesine neden oldu. Daha da önemlisi, İran'ın bu ülkelerdeki nüfuzunu bitirdi, onu kendi sınırları içine geri itti ve hatta bugün şahit olduğumuz gibi oradaki rejimi tehdit etti.

Yıkılmaz Amerika Birleşik Devletleri

Yukarıda bahsedilen tüm olaylarda, Amerika Birleşik Devletleri'nin birincil aktör ve karar verici olduğu dikkatleri çekmelidir. Buna rağmen, ona karşıt veya düşman tarafların algıları sınırlı, ideolojik güdümlü olmaya, hayal ürünü veya kendi yeteneklerinin abartılmasına dayanmaya devam etti.

Gerçekte, bu algılar, karşıt tarafların çoğu için, ABD'nin yakın zamanda çökeceği (tıpkı İsrail'in yakın zamanda çökeceği varsayımı gibi) ve çok kutuplu bir dünyayla karşı karşıya olduğumuz, BRICS ülkelerinin artık ABD ve Batı bloğunu ekonomik, teknolojik ve askeri olarak geride bıraktığı, ABD'nin konumunu zayıflatmaya katkıda bulunacak yeni bir küresel finans sistemi ve uluslararası para birimi dayatmak üzere oldukları varsayımına dayanıyor.

ABD'nin yükselişi veya düşüşü hakkındaki bu algı ve analizlerin yeni olmadığı iyi biliniyor. Soğuk Savaş sırasında, Amerikan imparatorluğunun ve kapitalist dünyanın kaçınılmaz çöküşünden ve sosyalist blok, kapitalist ülkelerdeki işçi partileri ve ulusal kurtuluş hareketlerini içeren sözde “küresel devrim güçlerinin” kesin zaferinden çokça bahsedildi.

Ancak, tüm bu iddialar veya özlemler sürdürülemez olduğunu, kırılganlıklarını ve yüzeyselliklerini ortaya koydu. Örneğin, dünyanın fabrikası olan Çin, Batı yatırımlarına ve pazarlarına, hatta bazı ileri teknoloji sektörlerinde Batı'nın ona olan bağımlılığından daha fazla bağımlıdır.

Rus silahları, ne teknolojik gelişim ne de yıkıcı güç açısından Amerikan veya Batı silahlarının üstünlüğüne karşı değerini kanıtlayamadı. Aynı durum, kendisine alternatif bulunamadığı için ABD doları veya ABD'nin egemen olduğu bankacılık sistemi için de geçerli.

 Öte yandan, BRICS ülkeleri, açıklamalar yayınlamanın dışında, herhangi bir uluslararası kriz veya çatışmada etkili bir performans sergilememiştir. Birleşik bir blok olarak hareket etmemişler, Ukrayna konusunda Rusya'nın veya Tayvan konusunda Çin'in yanında yer almamışlardır. Ayrıca, İsrail'in Filistinlilere karşı yürüttüğü soykırım savaşına karşı Filistinlilere hiçbir destek sunmamışlardır. Buna karşılık, Batı ülkeleri hem toplumsal hem de resmi düzeyde çok daha etkili olmuştur. ABD'nin sözde müttefikleri olan Venezuela Devlet Başkanı'nı kaçırması konusunda, açıklamalar veya medyatik tutumların ötesinde hiçbir eylemde bulunmamaları da buna eklenmeli.

Tüm bunlar ABD’nin, siyasi, ekonomik ve sosyal krizlerine, özellikle İsrail'e olan sarsılmaz desteği ve sömürgeci, ırkçı ve saldırgan politikaları nedeniyle dış politikalarına yöneltilen tüm eleştirilere rağmen çökmediği veya zayıflamadığı sonucuna götürüyor.

Bununla birlikte, ABD'nin dünyadaki tek süper güç olduğu anlamına da gelmiyor. Gerçekten de çok kutuplu bir dünyada yaşıyoruz, ne var ki çok kutupluluk, eşitsizler arasında eşitlik demek değil. Zira her gücün yetenekleri, kaynakları ve etkinliği arasında bir eşitsizlik vardır. Yani ABD'nin konumu gerilemiyor, aksine diğerleri yükseliyor.

ABD'nin dünyadaki lider konumunun yalnızca savunma ve silahlanma harcamalarına ayırdığı yaklaşık 1 trilyon dolardan (2025 yılı için küresel harcamaların yaklaşık yarısı) kaynaklanmadığını belirtmekte fayda var. Kaldı ki bu miktar Rusya'nın GSYİH'sının (iki trilyon dolar) yarısına denk geliyor. Bu harcama önemli olmakla birlikte, dahası üstün silah sistemlerine, yönetim yeteneklerine ve üretim gücüne rağmen, ABD'nin temel gücü veya ayırt edici özelliği, yumuşak gücünden ve dünya çapında (uzay, tıp, enerji ve iletişim alanları dahil) bilimsel ve teknolojik gelişmelerin itici gücü olma rolünden kaynaklanıyor.

Baskın bir kutupla birlikte çok kutuplu bir dünya

Sayıların diliyle konuşacak olursak, IMF'nin 2024 verilerine göre, ABD'nin GSYİH'si 28,7 trilyon dolara, Almanya'nın 4,59 trilyon dolara, Japonya'nın 4,11 trilyon dolara, İngiltere’nin 3,49 trilyon dolara, Fransa'nın 3,13 trilyon dolara, İtalya'nın 2,32 trilyon dolara ve Kanada'nın 2,24 trilyon dolara ulaştı. Bu arada, Çin'in GSYİH'si 18,5 trilyon dolara, Hindistan'ın 3,93 trilyon dolara, Brezilya'nın 2,33 trilyon dolara ve Rusya'nın 2 trilyon dolara ulaştı.

Yukarıdaki veriler, nüfus ve yüzölçümü bakımından bu ülkeler arasında büyük bir fark olmasına rağmen, ABD'nin tek başına BRICS ülkelerinin tamamını geride bıraktığını gösteriyor. Ayrıca, ABD teknolojik ve bilimsel gelişmelerde de lider konumda ve bu da ona dünyayı domine etmesini sağlayan bir yumuşak güç kazandırıyor.

BRICS ülkeleri yalnızca Çin'in ekonomik gücüne bağımlıyken, bu bloğun diğer üyeleri gelişmekte olan ülkeler arasında. Öte yandan Rusya, ekonomik ve teknolojik gücü İtalya, Kanada, Meksika ve Güney Kore seviyesine gerilemiş, yalnızca askeri gücüne ve bol doğal kaynaklarına güvenen bir ülke haline geldi. Rusya’nın muazzam büyüklüğüne ve doğal kaynaklarına rağmen, Almanya veya Japonya'nın GSYİH'si Rusya'nınkinin iki katıdır.

Çin'i Almanya veya Japonya ile karşılaştırdığımızda, Çin (9,5 milyon km²) her ikisinden de  otuz kat daha büyüktür (her ikisi de 400.000 km²'den azdır). Nüfusu sırasıyla 17 veya 14 kat daha fazladır. Ancak, bunların her birinin toplam GSYİH'si, Çin'in toplam GSYİH'sinin dörtte birinden daha fazladır. Almanya'da kişi başına düşen gelirin 51 bin dolar (nüfus 85 milyon), Japonya’da ise 39 bin dolar (nüfus 125 milyon) olduğunu, yani Çin'inkinden birkaç kat daha yüksek olduğunu belirtmekte de fayda var.

Hatırlatmak gerekirse, daha önce de belirtildiği gibi, savunmaya yaklaşık 1 trilyon dolar harcayan ABD, bilimsel araştırmaya da yaklaşık 1 trilyon dolar harcıyor. Yani, bilimsel araştırma ve savunmaya yaptığı harcamalar, kabaca Rusya'nın GSYİH'sine eşdeğerdir. Bu durum Almanya ve Japonya için de geçerli, çünkü güçleri sadece ordularının ve sanayilerinin büyüklüğünden değil, aynı zamanda ekonomik ve üretken kapasitelerinden, bilim ve teknolojideki ilerlemelerinden de kaynaklanıyor.

Yukarıda belirtilenlerin özü şudur; bugün dünyada ideolojik bir çatışma ya da iki ekonomik sistem arasında bir çatışma yoktur. Aksine, çatışma kapitalist sistemin kendi içinde, yaşam tarzları ve siyasi değerlerle ilgili olarak, (tüm eksikliklerine rağmen) liberal demokrasiyi ve insan haklarını benimseyen kapitalist devletler ile demokrasiyi, temsili ve insan haklarını tamamen göz ardı eden ve hatta hem iç hem de uluslararası alanda otoriter bir yaklaşım izleyen kapitalist devletler arasında dönmektedir.

Dahası, yukarıdakilerin hiçbiri ABD'nin, Avrupa ülkelerinin veya Japonya'nın ütopik ya da ideal devletler olduğu anlamına gelmez. Aksine, bu ülkelerin, etkinlikleri ve kaynakları sayesinde, imkanlarını geliştirme, araçlarını modernize etme ve kendi kurallarını uygulama konusunda bugüne kadar en kudretli ülkeler oldukları anlamına gelir.

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.