Abdullah Kıran: İran Rejimi Düşer Mi?

Abdullah Kıran: İran Rejimi Düşer Mi?

.

A+A-

Abdullah Kıran

ABD ve İsrail’in 28 Şubat’taki saldırılarıyla başlayan İran savaşı bir ayı geride bıraktı. Bu bir aylık zaman zarfında, İran toprakları dahilindeki binlerce hedef vuruldu ve başta dini lider Hamaney olmak üzere yönetim kadrosu suikastlarla ortadan kaldırıldı. Savaş ilerledikçe İran’ın İsrail ve Körfez ülkelerine yönelik saldırılarında oransal bir azalma görülse de, Tahran yönetimi halen yedi-sekiz ülkeye füze ve dron göndermeye devam ediyor. İran’ın elindeki envanterin oldukça geniş olduğu aşikâr; bu da savaş sürdüğü müddetçe, ilk günlerdeki yoğunlukta olmasa bile karşılık vermeye devam edeceği anlamına geliyor.

Şu an herkesin zihnini meşgul eden iki kritik soru var: Bu savaş daha ne kadar sürer ve bu rejim düşer mi? Aslında bu iki soru birbiriyle iç içe geçmiş durumda. Şahsi kanaatim, rejimin düştüğü gün savaşın da nihayete ereceği yönündedir. Zira rejim çöktüğünde, ABD ve İsrail’in saldırılarını sürdürmesi için ortada somut bir gerekçe kalmayacaktır. Peki, bir rejim nasıl ve ne şekilde düşer?

Günümüzde otoriter ve totaliter yapıların yıkılması sanıldığı kadar kolay değildir. Bu tip rejimler, kendilerine alternatif olabilecek hiçbir siyasi yapıya nefes aldırmazlar. İktidarı ele geçirdikleri an, önce kapsamlı bir "iç temizlik" yapar ve sistematik baskı yöntemleriyle örgütlü bir muhalefetin filizlenmesini engellerler. Baskıcı rejimlerin bekası, her zaman kurgulanmış bir "iç" ve "dış" düşman varlığına bağlıdır. İçerideki baskının şiddeti, genellikle dışarıdaki düşmanın gücüyle doğru orantılıdır. Dış tehdit ne kadar büyükse, içerideki denetim ve baskı o denli sistematik bir hal alır.

Rejimler Nasıl Düşer?

Tarihsel perspektifle ele alındığında rejimlerin genellikle iki yolla yıkıldığı görülmektedir. Rejimler ya içeriden gelen güçlü bir isyan dalgasıyla ya da dışarıdan gelen askeri bir müdahale neticesinde çökerler. Bazı durumlarda, Libya örneğinde olduğu gibi, iç isyanın dış müdahale ile örtüşmesi çöküş sürecini hızlandırabilir. Ancak bir rejimin yalnızca içeriden gelen dinamiklerle yıkılması oldukça zordur. Max Weber’in ifadesiyle; devlet, "fiili gücü kullanma yetkisini" tekelinde bulundurduğu için, silahsız kitlelerin tepeden tırnağa silahlı güvenlik aygıtlarıyla baş etmesi imkânsıza yakındır.

Örneğin, Pol Pot liderliğindeki Kızıl Kmerler, 1975-1979 yılları arasında Kamboçya’da 2 milyona yakın insanı katlederken, bu vahşeti içeriden durdurabilecek bir güç yoktu. Dünya ise Soğuk Savaş konjonktürü nedeniyle bu soykırımı bir "iç mesele" olarak görüp seyretmekle yetindi. Ancak 1979’da Vietnam ordusu sınır anlaşmazlığı nedeniyle Kamboçya’ya girip rejimi alaşağı ettiğinde, Kamboçya halkı kendi devletinin zulmünden ancak bir dış müdahale sayesinde kurtulabildi. Oysa o güne dek Pol Pot, ülke nüfusunun neredeyse dörtte birini çoktan katletmişti.

2003 yılında, Saddam rejiminin düşürülmesinden kısa bir süre sonra, Amerikalı bir profesör ile Bağdat’ı ziyaret etmiştik.  Bağdat sokaklarında ticari bir taksi ile dolaşırken, Amerikalı arkadaşım, taksiciye bir soru sormamı istedi ve bende tercüme edip sordum. Soru şöyle idi: “Eğer ABD müdahalesi olmasaydı Saddam düşer miydi?” Ben soruyu sorduktan sonra, taksici açık olan pencereyi biraz daha açarak, koluyla birlikte kafasını da taksinin penceresinden dışarı çıkartıp, yukarıya doğru bakıp şöyle cevap verdi: “Eğer Amerika müdahale etmeseydi, Allah bile Saddam’ı tahtından indiremezdi.”

Her baskıcı rejim zaman içinde köklerini derine salar ve iç muhalefete aman tanımaz.  Otoriter rejimler muhalefeti etkisiz hale getirmeye çalışırken, totaliter rejimler muhalefeti tamamen ortadan kaldırırlar. Baskıcı rejimler için iç düşman, her zaman dış düşmandan daha elzem ve tehlikelidir.

Rejiminin Kökleşmesi ve Meşruiyet Kaybı

1979’daki İran devriminden kısa bir süre sonra başlayan ve 8 yıl devam eden İran- Irak savaşı, İran rejiminin içerde tam anlamıyla kökleşmesini geciktirmişti.  18 Temmuz 1988’de, İran BM'nin 598 sayılı kararını (ateşkesi) kabul ettiğini açıklayarak savaşa son verdi. Humeyni savaşa son verme kararını "zehir kadehini içmek" şeklinde tanımlamıştı.  Savaş biter bitmez, rejim zaman kaybetmeden derhal iç temizliğe başladı. 28 Temmuz 1988’de, Ruhullah Humeyni, cezaevlerindeki "mürtedlerin" ve “rejim düşmanlarının” temizlenmesi için gizli bir fetva verdi.  Ruhullah Humeyni'nin Temmuz 1988'de toplu katliam emrini verdiği gizli fetvasının bir kopyası 2000 yılında yayınlanacaktı.  Daha sonra 2016 yılında; Ağustos 1988'de, Humeyni'nin vekili Hüseyin Ali Montazeri  ile Tahran'daki toplu katliamlardan sorumlu yetkililer arasında gerçekleşen üst düzey resmi toplantının ses kaydı internette paylaşıldı.

Amnesty International (Uluslararsı Af Örgütü), sorguya alınan mahkumlara şöyle soruların sorulduğunu belirtmektedir: “İslam Cumhuriyeti'ne sadakatini beyan ediyor musun?”  “İslam Cumhuriyeti ordusuna yardım etmek için aktif bir mayın tarlasında yürümeye gönüllü müsün?” “İdam mangalarında görev almayı kabul ediyor musun?”

Humeyni’nin fetvasından sonra, cezaevinde bulunan binlerce siyasi tutuklu (Kürtler, Halkın Mücahitleri ve sol örgüt üyeleri), alelacele sorgudan geçirilerek idam edildi. Uluslararası Af Örgütü'ne göre 1988 yılının Ağustos ve Eylül ayları içinde, en az 5000 kişi idam edilerek öldürüldü (1).

Şüphesiz İran rejiminin toplu infazları sonraki yıllarda da devam edecekti, 2009’daki seçim protestoları üzerine yüzlerce kişi sokaklarda vurularak öldürülürken, onlarcası idam edilmişti. 2019’da Benzin Protestoları üzerine başlayan eylemlerde birkaç hafta içinde yaklaşık 1.500 kişi öldürülmüş, sonrasında birçok protestocu "devlete karşı savaş açmak" suçundan idam edilmişti. 2022’de, Jina Emini’nin öldürülmesiyle başlayıp, 2023’te devam eden “Jin, Jiyan, Azadi” eylemleri üzerine, 2023’de 834, 2024’te de 901 kişi idam edilmişti.   2010 yılından günümüze kadar İran'da belgelenebilen idam sayısı 10.000'in üzerindedir. Sadece 2025 yılında İran'da 2105 kişi idam edilmiştir. Rejim idam konusunda da “adil” davranmamıştır. Kürtler, 93 milyon civarındaki İran’da nüfusun %10’nu veya % 12’si civarında iken, idam edilenlerin %52’si  Kürttür (2).

2026 yılın Ocak ayında, İran’da öldürülen göstericilerin sayısını tam olarak bilmiyoruz. 27 Ocak’ta The Guardian’da yayınlanan bir makalede şöyle yazılmaktadır: “Öldürülenlerin sayısına ilişkin tahminler, devam eden internet kesintileri nedeniyle ciddi şekilde farklılık göstermektedir. İran hükümeti 3.000'den fazla ölüyü kabul ederken; geçmişteki baskı dönemlerinde verileri güvenilir bulunan ABD merkezli HRANA (İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı), 6.000'den fazla ölümü doğruladığını ve inceleme aşamasında olan 17.000'den fazla kayıtlı ölüm vakasının daha bulunduğunu, bunun da toplamda yaklaşık 22.000 gibi olası bir sayıya ulaştığını belirtmektedir. İran dışındaki doktorlardan gelen diğer tahminler ise 33.000 veya daha üzerine kadar çıkmaktadır(3)."

Şimdi 6.000, 17.000, 22.000 ve 33.000 rakamlarının yalan ve abartılı olduğunu kabul edelim. Peki İran  hükümetinin 3.000'den göstericinin öldürülmesini kabul etmesi, normal bir vaka olarak görülebilir mi? Bügün dünyada, bir ay içinde 3.000’den fazla vatandaşını öldürün başka bir rejim var mı? Böyle bir rejim meşru kabul edilebilr mi?

22 Kasım 2011'deki AK Parti grup toplantısında Başbakan Erdoğan, Beşar Esad'a hitaben tarihi bir konuşma yapmış; "Kendi halkına silah doğrultan bir lider meşruiyetini yitirmiştir" diyerek Esad'ın istifa etmesi gerektiğini söylemişti. Sadece Başbakan Erdoğan değil, başta ABD olmak üzere, aynı dönemde pek çok ülke East rejiminin meşruiyetini yitirdiğini dile getirmişti. Kendi halkına silah doğrultan Esat rejimini meşruiyetini kabybederken, İran rejimi haklı mı sayılacak? Üstelik Esat rejiminin Suriye halkına pervasızca davranmasında, en büyük desteği İran sağlamaktaydı.

Sona Giden Yol

Hiçbir rejim ebedi değildir; dolayısıyla İran rejimi de bir gün mutlaka düşecektir. 47 yıllık bu yönetim süresince halkın üçte biri yoksulluk sınırı altında yaşamaya mahkûm edildi. Ülkenin devasa kaynakları halkın refahı yerine Suriye, Lübnan, Irak ve Yemen’deki paramiliter gruplara aktarılarak bölge istikrarsızlaştırıldı.

Bugün İran halkının büyük çoğunluğu bu baskı düzeninin sona ermesini bekliyor. Halk, rejimi değiştirmek için defalarca deneme yapsa da devletin orantısız gücü karşısında bugüne dek tek başına başarılı olamadı. Ancak son savaşla birlikte rejim, tarihinin en kritik eşiğine gelmiştir. Meşruiyetini halkın nezdinde tamamen yitiren bu yönetim için artık düşüş süreci kaçınılmaz bir son olarak görülüyor.

Kaynakça:

1)                    “Iran: Blood-soaked secrets: Why Iran’s 1988 prison massacres are ongoing crimes against humanity,” 4 December, 2018   https://www.amnesty.org/en/documents/mde13/9421/2018/en/

 

2)                   İdamlarla ilgili verileri, Iran Human Rights (IHR), Hengaw, Amnesty International, Abdorrahman Boroumand Center sitlerinden derledim.

 

3)                    “Disappeared bodies, mass burials and ‘30,000 dead’: what is the truth of Iran’s death toll?” https://www.theguardian.com/global-development/2026/jan/27/iran-protests-death-toll-disappeared-bodies-mass-burials-30000-dead

Kaynak: Nerina Azad

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.