ABD, İran Geriliminde Kürtler: Olası Bir Savaşta Stratejik Konum, Riskler ve Bağımsızlık İhtimali
1979 İran Devrimi'nden bu yana ABD ve İran arasında sürüp gelen düşmanlık, son yıllarda yeniden yükselişe geçti. İran’ın nükleer programı IAEA tarafından eleştirilirken, ABD de “maksimum baskı” stratejisini sürdürüyor.
Trump yönetiminin nükleer silah hedefine sıfır toleransı net biçimde ortaya koyması, ve İran’ın buna güçlü bir tepkiyle modernize santrifüjlerle karşılık vermesi bölgede askeri riskleri artırıyor. İsrail’in bağımsız harekât planları ise hem İran’a hem de ABD’ye yönelik potansiyel askeri müdahalelerin fitilini ateşleyebilir.
Kürt bölgelerinin konumu ve stratejik hassasiyetleri
Güney Kürdistan (KRG) ile İran ve ABD arasındaki mücadelenin merkezine çekilmiş durumda. ABD, IŞİD’e karşı Kürtleri stratejik müttefik olarak kullandı, ancak 2017’de bağımsızlık referandumu sonrası onları yalnız bıraktı .
Bu güven bunalımı, olası bir ABD, İran çatışmasında Kürtlerin cepheye sürülme ihtimalini azaltıyor; Kürdistan’ın, ABD’den hava ve kara güvencesi olmadan bu riski göze alamayacağı vurgulanıyor .
İran ise Güney Kürdistan’ndaki Kürt bağımsızlık eğilimlerine karşı çok net bir tutum içinde. Askeri tehditle, ekonomik yaptırımlar uygulamakla kalmıyor, Irak içindeki İran yanlısı şii milisleri Kürt bölgelerine karşı harekete geçirmeyi planlıyor. Bunun yanında, Doğu Kürdistan’nda faaliyet gösteren PAK, KDP ve PJAK gibi gruplara karşı da uzun süredir süren silahlı çatışmalar devam ediyor .
Olası savaş senaryosunda Kürtlerin durumu
1. Tarafsızlık mı yoksa yan yana duruş mu?
Analistler, Güney Kürdistan'ın olası ABD, İran savaşında taraf olmaya çekineceğini ancak net bir koruma taahhüdü olmadan tarafsızlığın mümkün bile olmayacağını belirtiyor. ABD bu bölgeleri lojistik üs veya hava koridoru olarak kullanmak isteyebilir, ancak bu, Kürtlere karşı İran’ın misilleme yapmasını tetikleyebilir.
2. İran’dan doğrudan misilleme:
Tahran, Kerkük gibi stratejik Kürt bölgelerine yönelik hava veya füze saldırıları planlayabilir. Ayrıca, İran destekli Şii milislerin kara operasyonlarıyla Kürt konumuna zarar verme ihtimali yüksek.
3. Irak merkezi hükümeti üzerindeki baskı:
ABD, İran çatışması, Bağdat üzerinde baskı oluşturabilir ve Kürtlerin statüsünü zayıflatabilir. Irak merkezi hükümeti İran yanlısı şii milisleri kullanarak KRG’yi cezalandırabilir.
4. İran içindeki Kürtler ise fırsatçı mı olur?
Irak'taki gelişme, İran Kürtlerinde bağımsızlık baskısını artırabilir. Otonom bir Güney Kürdistan modeli, İran Kürtlerinin de benzer talepleri gündeme getirmesine yol açabilir. Sınır bölgelerinde yeni hareketlilik yaşanabilir.
5. Kürtlerin birlik eksikliği ve iç çatışma riski:
Güney Kürdistan içindeki siyasi parçalanma KDP vs PUK vs Goran askeri savunmayı zayıflatıyor. Bir kriz sırasında iç çıkar çatışmaları büyüyerek kaos riskini artırabilir.
Savaştan sonra Kürt bağımsızlığı
Kısa vadede, ABD, İran savaşı Kürt bölgelerinde yeni bir bağımsızlık dalgası başlatabilir. Ancak uluslararası ve bölgesel aktörler (Türkiye, İran, Irak merkezi hükümeti) şiddet yoluyla buna karşı duracaktır. ABD’nin güvence sağlaması, diplomatik tanıması belirleyici olur; ama Washington’un önceliği Türkiye ve Irak ile ilişkileri olacağı için Kürtleri desteklemesi düşük ihtimal.
Ekonomik anlamda ise Güney Kürdistan petrol gelirlerine dayanarak ilk adımı atabilir; fakat uzun vadeli sürdürülebilirlik için finansal yapısının güçlendirilmesi gerekiyor.
Özetle
Mevcut dönemde ABD ile İran arasındaki tırmanış, Kürt bölgelerini lojistik üs haline getirebilir, ama ciddi güvenlik riski yaratır.
Savaş halinde Kürdistan tarafsız kalmak isteyecektir, ama İran’dan misilleme gelecektir. Irak merkezi hükümeti de baskıyı artırabilir.
Bağımsızlık için kısa vadeli bir savaşın fırsat sunduğu doğru olsa da, uzun vadeli sürdürülebilirlik, iç birlik, uluslararası tanıma ve bölgesel dengelere bağlıdır. İran’ın ve bölge ülkelerinin şiddetle karşı çıkması, ekonomide altyapı eksiklikleri, siyasi parçalanma bu süreci zorlaştıracaktır.
Bu gelişmelere dair analizler ışığında, Kürtlerin bağımsızlaşma ihtimali gerçekçi olsa da, gerçekleşmesi bir dizi zorlu jeopolitik ve içsel engeli aşmayı gerektiriyor.

