Veysel Çamlıbel

Veysel Çamlıbel

Yazarın Tüm Yazıları >

Şu Fırtına, Şu Çalkantı, Şu Doğum Sancıları

A+A-

Bu fırtına kolay dinmez. Bu sular uzunca bir süre çalkantılı olacak.Bu kaosa, krize dayanabilenler, bunu yönetebilenler kazanacak.Yüz yıl aradan sonra Ortadoğu yeniden şekilleniyor.

 

Kürdistan’daki ateş yüz yıldır sönmedi, özgürlük ateşi küllerinin altında varlığını sürdürdü, korudu. Kürt halkı, düştüğü yeden yeniden doğrulan dirençli bir halk; özgürlük, eşitlik yolunda tüm engelleri aşarak gecikmiş, derin, önü alınamaz bir ulusallığı yaşıyor. Ortadoğu’da adil, insanca bir yaşam mı aranıyor? Her kim iyilik, güzellik adına, insanca bir yaşam arıyorsa bilmeli ki; Kürt halkı bu yeni yaşamın, demokratik mücadelenin merkezinde duruyor, aydınlığa ulaşmanın başlıca sürükleyici gücüdür. Bu kadar ağır fatura ödemiş Kürt halkı özgür olmadan, bölgede adil bir statü sahibi olmadan hiç bir kimse yatağında bile rahat uyuyamaz.

 

Şöyle bir hatırlayalım; iki kutuplu dünyada ‘’milliyetler meselesi ’’ sosyalizme, sosyalist sisteme bırakılmış bir davaydı; ezilen halkların mücadelesi dünya devrimin zorunlu bir birleşeni olarak, bir devrim olayının bir tamamlayanı olarak görülüyordu. Bu günse eski hesaplar, bir çok benzer şeyler gerilerde kaldı, farklı bir dünya, farklı bir Ortadoğu ile yüz yüzeyiz. Bundan öteye Ortadoğu’nun kalbinde yer tutan, her bir parçası alevlenmiş Kürdistan davası artık kapitalizm içinde bir meseledir, çözülecekse bu çerçeve içinde çözülecek…Kürt halkının, bir lokma ekmeğin, bir tas suyun bile kendisine layık görülmediği Kürtlerin, dünyaya hakim olan gidişi karşısına almak, kapitalizmle, emperyalizmle kategorik olarak, ideolojik bir anlayış olarak mücadele etmek gibi bir lüksü yok ve olamaz.

 

Kürtlerin meselesi ‘’Kürt meselesi ’’ olmanın ötesine taşmış, varılan yerde her şeyden önce bir Kürdistan meselesi olarak algılanmalı ve öyle kabul edilmelidir. Bu el yakan mesele bir bütün insanlığın kurtuluşu üzerinden düşünülüp kurgulanan, yerel olanı genel olana kurban eden bir ‘’devrim meselesi ‘’ de değildir. Kürtlerin, dünya – alemin öteden beri bildiği baba ata topraklarında her halk gibi geleceğini özgür iradesiyle belirlemesi, bölgede ve dünyada diğer halklarla eşit statüye ulaşması, alnı açık, başı dik olarak, geleceğini kendi elleriyle kurması meselesidir. Bu yakıcı mesele; halkların, Kürt halkının tutarlı, samimi dostları bakımından ise, alışıldık sağ – sol kavramlarının çok ötesinde, her şeyden önce bir insani, vicdani ve bir ahlaki duruş gösterme meselesidir.

 

Kürtlerin halk olmaktan ulus olmaya yönelen tarihi macerası önündeki en büyük engelin, Kürdistan’ın iç çatışmaları besleyen sosyolojik dokusu olduğu gittikçe daha iyi anlaşılıyor. Halkın birliğinin, ulusal kimlik gelişiminin önündeki önemli engelin yerel kimlikler, yerel düşünüş ve davranışlar olduğu, meselenin de bu eşiği aşma mücadelesi olduğu artık biliniyor. Kürt siyasal kültürünün mevcut geriliği ve tutarsızlığı da bu olumsuz durumu aynen yansıtmaktadır. Bölgenin egemen devletleri, Kürt halkının bölünmüş bir yaşama, iç çatışmalara mahkum etmek için geçmişten bu yana ne gerekiyorsa onu yaptılar, ve yapmaya devam ediyorlar. ‘’Hamidiye Alayları ‘’, ‘’Koruculuk sistemini ‘’ ile iç çatışmaları teşvik ettiler, örgütlediler, yürüttüler. Her bir devlet el koydukları Kürdistan parçalarını arka bahçeleri görüp, kendileri için tampon alanlar, güvenlik bölgeleri olarak görüp, değerlendirdiler.

 

Kürt halkı, ‘’ soğuk savaş ‘’ döneminde iki kutuplu dünyanın yarattığı statükonun başlıca kurbanı oldu. Böylesi bir büyük coğrafyada, 40 milyonu bulan bir halkın özgürlük, eşitlik talepleri görmezden gelindi, kulak arkasına atıldı. Tarihin akışına, yaşamın doğallığına ters olan bu gidişin artık sonuna varıldı. Kürt halkı koşul ve imkanları farklı da olsa her bir Kürdistan parçasında eş zamanlı bir uyanışı, arayışı, buluşmayı yaşıyor. Nuh deyip Nebi demeyen, Kürtlere insanlık adına hiçbir şeyi layık görmeyen bölge devletleri ise, bu uyanış ve arayışı şiddet ve baskıyla önleyen politikaları yürütmekte kararlı ve ısrarlılar. Baskı ve şiddet nedeyse değişmez stratejik tercihleri. Silahsız siyaset imkanlarının yolları Kürtler için ısrarla kapalı tutuluyor… Der demez yaşam doğal güzergahından, barıştan uzaklaşıyor, derin gerilimler, şiddete yönelmiş sancılı bir süreç yaşanıyor.

 

Kürt halkı, eski Kürt halkı değil, olgunluğun eşiğine adımını atmış, geleceğini belirleme yolunda kararlı ve umutlu. Kürtlere paraşütle gökten özgürlük nazil olmayacak…Devleti olmayana hak hukuk tanıyacak bir insanlık yok orta yerde. Kürtler için, siyasetin ötesinde, bir Kürt aydınlanması, Kürt rönensansı yaşamak söz konusu. Ortadoğu’ya insanca bir yaşam, demokratik bir iklim ancak Kürtlerin bir statü sahibi olmasından geçiyor. Kürtlerin, Kürt siyasal aktörlerinin, aydınlarının, yüklü bir enerjiyi temsil eden kadın ve gençlik hareketlerinin bu aydınlanmada önemi büyük. Her şey meydanda, hiçbir şey birliği başarmak kadar Kürt halkını güçlü kılmaz. Birlik ise; kolay şey değil, düşünce ve davranışta bir sıçramayı, bir üst bilinci zorunlu kılar, emek, gayret ister..Birlik, daha bir üst bilgi ve bilinci gerektiren, bir bilinç dönüşümünü gerektiren bir süreç. Bunu, görüldüğü gibi bizzat yaşamın gidişatı dayatır insana. Kürdistan’da, Kürdistan parçalarında ortak ruhi biçimlenme, dayanışma çok önemli. Kürt halkı birliğin önemini siyasal aktörlerden dahi iyi kavradığını söyleyebilirim. Kürtler arası haksız – kör rekabet toplumun açık - güçlü uyarılarıyla, ağırlığını his ettirmesiyle minimize edilebilir. Kürtlerin, Kürt siyasal aktörlerinin kabahatın büyüğünü kendilerinde görüp - aramasının, kendisine yönelik eleştirinin önemini kavramasının tam da zamanıdır.

 

‘’KURMÊ DARÊ NE JI DARÊ BE, DAR NARIZE / Ağacın kurdu kendinden olmazsa ağaç çürümez ‘’ özlü değişe uygun düşünmenin, özeleştiri yapmanın, bir bilinç sıçraması yaşamanın tam da zamanıdır. Kürdistan’da, Kürtlerde birlik, bilge aydınlanmacı Ehmedê Xanî’ den bu yana ifade edilen ve fakat yaşanılmayan en büyük amaçtır. Sağlıklı, kalıcı bir birlik yolunda ısrarla yürümek, ilerlemek çok şeyi anlaşılır kılar, meseleleri çözer. Bu büyük amaç, ideolojik gerekçelerle, farklı bahanelerle ertelenmemeli, daraltılmamalı, zaafa uğratılmamalıdır. En büyük, güvenilir dost gerçeklerdir, kafamızda büyüttüğümüz süslü – püslü idealler değil, gerçeğin, yaşamın bizzat kendisidir. Dünya’da, bölgede, büyüyüp derinleşen olaylara, süreçlere karşı gerçekliğine uygun hareket etmek gerekiyor…

 

Devrim mi dediniz, devrim mi diyorsunuz, içi dolu olmayan kavramlarla, o kadar yükseklerde mi tutmak istiyorsunuz çıtayı? Parçalanmış, güçsüz düşürülmüş, çok şeyi elinden alınmış, yaşam yolunda yaya kalmış bir halkın birliğini, kalıcı birliğini gerçekleştirmek, bunu fikir dünyamızda, zihinde ve siyasal yaşamda kazanmak başlı başına büyük bir devrim değil mi? Kürt halkının konumu, imkanları düşünüldüğünde, birliği gerçekleşebilir görmek, birliği kalıcı kılmak, yüz yıldır ulaşılamayan özgürlük, özgürleşmede eşit olma amacına ulaşmak, yani olamayacak gözükeni başarmak ulusal demokratik bir devrimdir. İşte bu devrimlerin hasıdır, mümkün olabilen en tutarlı devrimdir. Bu mücadele nerdeyse yüz yılın birikimini ifade etmektedir, nerden bakarsak mümkün gözükmeyeni başarmaktır. Bundan büyük devrim mi olur?

 

Başkaca bir devrim aramak, dünyayı Kürtler eliyle kurtarmaya kalkmak, her türlü kötülükle mücadeleyi Kürtlerden beklemek derseniz, işte onun hiçbir ciddi yanı yoktur. Böylesi anlayışlar maksatlı, kötü bir niyetin ürünü değilse, Kürt halkını dünyanın zalimlerine ezdirmeye kalkmaktır, bu düpedüz suyu yokuşa sürmektir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.