Seîd Veroj

Seîd Veroj

Yazarın Tüm Yazıları >

Osmanlı İmparatorluğu’nun Son Döneminde Kürt Basını

A+A-

Seîd VEROJ 

Öz: Osmanlı İmparatorluğu’nda 19. yüzyılın ortalarına doğru devlet dışı çevreler ile imparatorluk bünyesindeki ulusların süreli yayın macerasından söz edilebilir. Söz konusu yüzyılın sonlarına doğru ise, Kürt süreli yayıncılığının başladığı gözlemlenmektedir. İlk sayısı 1898’de çıkan Kurdistan gazetesi ile başlayan bu etkinlik, 1922’ye, yani Osmanlı’nın yıkılışına kadar devam eder. Yaklaşık çeyrek asırlık bu süreçte Elazığ’dan İstanbul’a, Kahire’den Londra’ya kadarki coğrafyada Kürt süreli yayınları yayımlanmıştır. Bütün bu yayınlar, Kürt toplumundaki sosyolojik değişim gibi Kürt aydınları arasındaki ulusal ve kültürel uyanışın göstergeleri olarak değerlendirilebilir. Bu yayınların dağıtımı, ulaştıkları ya da ulaşmayı hedefledikleri kitle ile ilişkileri, dönemin toplumsal ve kültürel ilişkilerini anlamak açısından önem arz etmektedir. Bu çalışmada söz konusu yayınlar künye bilgileri ve genel yayın politikaları çerçevesinde kısaca tanıtılacak, yayın etkinliğinde bulunan isimler ve kurumlar üzerinde durulacak, yerel ve evrensel olay ve olgulara yaklaşımları irdelenecektir.

Giriş

Kürt basınının başlangıç ve gelişimi, Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarına denk gelmektedir. Bu makalede Kürt basını başlangıcı yada ilk dönemi olarak adlandıracağım bu süreç, Kurdistan gazetesinin ilk sayısının yayın tarihi olan 22 Nisan 1898’de başlayan ve 1922’lerin sonlarına kadar devam eden yaklaşık 25 yıllık bir zaman dilimini kapsıyor. Bu dönem içerisinde çok sayıda gazete ve dergi yayımlanmıştır. Bu yayınların birkaç tanesi Kürt aydınlarının bireysel çabaları sonucu çıkmış, diğer önemli bir bölümü ise o dönemde kurulmuş olan Kürt cemiyet ve örgütlerine bağlı olarak yayımlanmıştır.

1795’te İstanbul’daki Fransa Elçiliği’nin çıkardığı adı sonradan Gazette Française de Constantinople olan Bulletindes Nouvelles gazetesini esas aldığımızda Osmanlı İmparatorluğu döneminde uzun bir basın tarihi olduğu görülür. Bu tarihten sonra çıkmaya başlayan gazete ve dergi gibi periyodik yayınlar, modern dönemin iletişim araçları olup toplumun kültürel, edebi ve siyasi birikiminin en önemli yazılı kaynaklarını teşkil etmiş, aynı zamanda farklı kültürel topluluk ve uluslarda kendisi için var olma bilincinin gelişmesine çok önemli katkılarda bulunmuşlardır. Bu bağlamda Kürt basınının doğuşu, gelişimi ve bilinmeyen yönlerini araştırmak ve incelemek, Kürt toplumunun yeterince aydınlığa kavuşamamış kültürel ve siyasal birikiminin yeniden yorumlanması ve üretilmesine çok önemli katkılarda bulunabilir. Burada Kürt basınının ilk basamağı kabul edilen Kurdistan gazetesinin yayına başladığı 22 Nisan 1898’den Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemine, yani mütareke yıllarının sonlarına kadar yayımlanmış olan belli başlı Kürt gazete ve dergilerinden söz etmek istiyorum.

Konu Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemindeki Kürt basını olduğu zaman, kısaca da olsa II. Abdülhamit Dönemi (1876-1908) ve İkinci Meşrutiyet Dönemi basın politikasını birkaç cümleyle hatırlatmakta fayda vardır. II. Abdülhamit iktidara geldikten sonra genel olarak tüm basına ve özel olarak da Osmanlı bünyesinde yer alan diğer etnik grupların kendi dilleriyle yayın yapmasına, yurt dışında basılmış gazete ve kitapların ülkeye girişine sıkı bir sansür uygulamıştır. Bundan bütün Osmanlı basını olduğu gibi, ilk Kürt gazetesi olan Kurdistan ve ondan sonra gelen gazeteler de kendi paylarına düşeni almıştır.

İkinci Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte; basın yayın alanında kısmi bir özgürlük ortamı oluşmuş, ilk sekiz aylık dönemde çok sayıda yeni gazete ve dergi yayın hayatına başlamış, ancak İttihat ve Terakki’nin muhalif basın üzerinde geliştirdiği baskılar, II. Abdülhamit Dönemi’ni aratır bir durumu ortaya çıkarmıştır. Tehditler ve kapatmalar yetmemiş, muhalif gazetecilere karşı terör ve suikastler başlamıştır. Sözgelimi Mevlanzâde Rıfat’ın sahibi olduğu günlük Serbestî gazetesinin başyazarı Hasan Fehmi, 6 Nisan 1909’da Galata Köprüsü üzerinde uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürülmüştür. Söz konusu dönemde köprünün her iki ucunda da sürekli polis ve asker nöbet tutuyordu, ama katilin kaçıp kurtulmuş olması, cinayetin devlet içindeki derinliği hakkında fikir verebilir. Hasan Fehmi cinayeti nedeniyle Serbestî gazetesinin 142. sayısının ilk sayfası boş basılır ve sayfa ortasında şöyle yazılır: “Serbestî matbuatının ilk kurbanı, ömrünü sürgün yerlerinde geçirmiş olan evlad-ı hüriyeteden Hasan Fehmi Bey’in ruhuna fatiha.”[1] Serbestî’nin 144. sayısında çok kalabalık görünen cenaze töreninden bir resim yayımlanmış ve altına şöyle yazılmıştır: “Şehit-i hürriyet Hasan Fahmi Bey’in cenaze alayı.”[2] Hasan Fehmi’den sonra Sedâ-yı Milliye gazetesinin başyazarı Ahmet Saim Bey (1910) ve 10 Temmuz 1911’de de Şehrah gazetesinin başyazarı Zeki Bey de maktûl listesine girmiştir. Dolayısıyla özgürlük getirdiğini iddia eden İkinci Meşrutiyet döneminin muktedirleri de basını böyle kontrol etmeye çalışmışlardır. İşte Kürt basını da bu koşullarda ve böyle bir ortamda boy verip gelişmiştir.

İkinci Meşrutiyet sonrası Kürt basınıyla ilgili ikinci bir not düşmek gerekirse; bu dönemdeki resmi kayıtlara göre Kürtçe ve Kürtlerle ilgili gazete ve dergi çıkartmak izni almak üzere matbuat müdürlüğüne çok sayıda başvuru olduğu, ancak söz konusu başvurularda adı geçen gazete veya dergilerin bazılarının şimdilik ortalıkta görünmediği söylenebilir. Sözgelimi “Kürdistan adıyla bir tarafı Türkçe diğer tarafı Kürtçe olarak haftada bir defa, Aşiret adıyla da Türkçe olmak üzere haftada iki defa neşredilmek istenen gazeteler için Ahmed Süreyya Bey tarafından verilen senedin”[3] ilgili yetkililere takdim edildiği belirtilmektedir. Aynı şekilde Bediüzzaman Said-i Kürdi de verdiği arzuhalde, “Marifet ve İttihad-ı Ekrad adıyla Türkçe ve Kürtçe bir gazete çıkarmak için izin talebinde”[4] bulunmuştur. Yine aynı dönemde yapılan bir başvuruya cevaben şöyle denilmektedir: “Palutzâde [Paluzâde] Mehmed Halil Efendi’ye Füyuzât-ı Kürdiye namıyla Türkçe ve Kürtçe bir gazete neşri için ruhsat verilmesi.”[5] Büyük ihtimalle bu projeler ya yaşama geçirilememiş veya yayın izni alamamıştır. Diğer bir ihtimal ise, adı geçen yayınların çok kısa süreli ve birkaç sayıyla sınırlı bir yayın hayatlarının olmasıdır, ancak sözkonusu gazetelerin hiçbirinin elimizde mevcut bir nüshası bulunmamaktadır. İleride yapılacak geniş çaplı arşiv çalışmalarıyla ortaya çıkarılmaları mümkündür. Bugünkü bilgiler ve belgeler ışığında Kürt basınının ilk basamağı olarak kabul edilen Kurdistan gazetesinin ilk sayısı, 123 sene önce 22 Nisan 1898’da tarihinde Mısır’ın başkenti Kahire’de basılmış ve yayımlanmıştır.[6] Kürt basınında ilk evre olarak adlandırdığım dönem, Kurdistan gazetesinin yayınıyla başlar ve 1922’lere kadar devam eder. Yaklaşık çeyrek yüzyılı kapsayan bu dönemde çok sayıda gazete ve dergi yayımlanmıştır. Bu makalenin kapsamında, kısaca da olsa bu dönemi incelemeye ve aydınlatmaya çalışacak ve elde mevcut gazete ve dergilerin on tanesinden kısaca bahsedeceğim.

  1. Kurdistan Gazetesi

Osmanlı döneminde çıkan ilk Kürt gazetesi olan Kurdistan’ın ilk sayısı, Hicri takvimine göre 30 Zilkade 1315’te (22 Nisan 1898) Mısır’ın başkenti Kahire’de El Hilâl Matbaasında basılmıştır. Gazetenin kurucusu ve sorumlu müdürü Mikdad Midhat Bedirxan (Bedirhan)’dır ve künye kısmında Kurdistan adının alt tarafında gazetenin on beş günde bir “Kürtçe” olarak yayımlanacağını bildirilmiştir. Fakat daha sonraları bu yayın periyodu, istibdadın (Abdülhamit rejiminin) yurtdışı uzantılarının baskıları ve maddi sorunlar nedeniyle ayda bire ya da daha uzun sürelere yayılmıştır. 4. sayıdan itibaren bazı yazıların ve özellikle de II. Abdülhamit’e yazılan dilekçelerin Osmanlıca dilinde yayımlandığı görülmektedir. Dört sayı bu şekilde yayımlandıktan sonra 8, 9, 11, 15. sayıları sadece Kürtçe olarak yayımlanmıştır. 24. sayıdan itibaren gazetenin ayda bir yayımlanacağı belirtilir. 25. sayıdan itibaren ise, “Kürtçe ceridedir” ifadesi “Kürtçe ve Türkçe gazetedir”[7] şeklinde değiştirilmiştir. Gazetenin her bir sayısı dört sayfadan ibarettir.

Kurdistan gazetesini çıkaran Mikdad Mithat Bedirhan ile gazeteyi sürdüren kardeşi Abdurrahman Bedirhan

Osmanlı yönetimi ve silahlı güçleri tarafından gazetenin Kürtler arasında ve Kürdistan vilayetlerinde dağıtımı yasaklanmıştı. Dönemin ilgili birimlerine yazılan yazıda, “Bedirhan Paşazâde Mikdad Midhat imzasıyla Mısır’da yayımlanan Kürtçe gazetenin bütün vilayetlere girişinin önlenmesi”[8] istenmişti. Yine 1900’ün ilk aylarında çıktığı anlaşılan diğer bir gazeteyle ilgili İmparatorluk yönetiminin ilgili birimlerine gönderilen diğer bir yazıda, “Kürdistan ahalisini isyana teşvik etmek için çıkarılan İmdada isimli gazete ile Siham-ı Saibe isimli eserin dağıtılmasına mani olunması”[9] istenmektedir. Buna rağmen gazete gizli bir şekilde dağıtılıyordu ve okurlar tarafından dikkatlice izleniyordu. Okur mektuplarından öyle anlaşılıyor ki gazete başta bazı Avrupa ülkeleri olmak üzere İstanbul, Süleymaniye, Şam, Diyarbakır, Adana ve Mardin’e kadar ulaşmış ve okurları da memnun etmiştir. Bu memnuniyet okur mektuplarının birinde şöyle dile getirilmiştir: “Kürtler neden eğitimde, okuma ve yazmaktan mahrum kalmışlar? Bu düşünceler beni endişelendiriyor; eziyet çekiyorum ve üzülüyorum. Hamdolsun Allah’a ki şimdi gazetemiz Kurdistan var ve Kürt milletine hizmet etmek için çalışıyor.” Gazetenin daha fazla okura ulaşması için, imtiyaz sahibi kapak kısmında şöyle bir duyuru yapmıştır: “Her sayıdan iki yüz adet gazeteyi parasız olarak Kürdistan’a göndereceğim.”

Kurdistan gazetesinin ilk sayısı: 1898 (Pencşeme 9 Nisan 1314)

Peki o dönemde Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti olan İstanbul, Kürt aristokrat, ulema ve aydın kesimlerinin de merkezi konumunda olduğu halde neden Kurdistan gazetesi İstanbul’da değil de Kürtler ve Kürdistan’dan çok uzak olan Mısır’ın başkenti Kahire’de yayın hayatına başlamıştır? Gazetenin kurucusu Mikdad Midhat Bey’in anlatımına göre, Kurdistan gazetesinin İstanbul’da yayınlanabilmesi için birkaç kez Dâhiliye Vekâleti’ne başvuruda bulunmuş ancak II. Abdülhamit’in istibdat yönetimi böyle bir gazetenin İstanbul’da yayımlanmasına müsaade etmemiş ve o da mecburen Kahire’ye yönelmiştir. Bu bağlamda Kürt gazeteciliğinin başlangıcı, bir yönüyle diaspora gazeteciliği olarak adlandırılabilir. Çünkü o zamanlar Britanya Krallığı’nın Kahire yönetimi üzerinde etkisi daha fazlaydı ve II. Abdülhamit istediği her müdahaleyi yapamıyordu. Bu nedenle Kahire, Abdülhamit’e muhalif olanların önemli bir kesiminin yöneldiği bir merkez konumundaydı. Kürtler üzerinde önemli bir etkileri olan diğer birçok Bedirhan ailesi mensubu gibi Mikdad Midhat Bey de aktif bir istibdat rejimi muhalifi idi. II. Abdülhamit, imparatorluğun başkentinde muhalif bir aristokrat Kürt ailesinin bir üyesinin Kürtçe ve Kürtlere hitap eden bir gazete yayımlanıp dağıtmasını istemiyordu.

Kurdistan gazetesinin yayımlandığı yer İstanbul’dan çok uzakta da olsa, Abdülhamit’in istibdat yönetiminin doğrudan veya dolaylı baskısından kurtulamamıştır. Bu baskılar sonucu gazetenin yönetimi ve yayın yeri sık sık değiştirilmiştir. Gazetenin yönetimi, 6. sayıdan itibaren Mithat Bedirhan’dan kardeşi Abdurrahman Bedirhan’a geçer ve aynı zamanda gazetenin yayın merkezi Kahire’den İsviçre’nin Cenevre kentine taşınır. Cenevre’de 14 sayı yayımlandıktan sonra, gazetenin yayım merkezi tekrar Mısır’a taşınır ve 20. sayıdan 24. sayıya kadar yine Mısır’da yayımlanır. 24. sayıdan itibaren gazetenin yayım merkezi bu kez Kahire’den İngiltere’nin başkenti Londra’ya nakledilir. Burada aylık olarak yayımlanır, ancak gazete bu taşınmanın etkisiyle yaklaşık on ay basılamaz. Gazete Londra’da yayına başlamadan önce Osmanlı’nın ilgili makamları şu şekilde uyarılmıştır: “Bedirhan Paşazâde Abdurrahman Londra’da Kurdistan isimli bir gazete çıkarmak tasavvurunda.”[10] Gazetenin 24. sayısı Londra’da yayımlanmış ve oradan da güneydeki Folkstone kentine yerleşmiş ve burada beş sayı yayımlandıktan sonra yayım merkezi tekrar Cenevre’ye taşınmıştır. Gazetenin son iki sayısı Cenevre’de yayımlanır ki son sayı olarak bilinen 31. sayı, 14 Nisan 1902 tarihini taşımaktadır.

İkinci Meşrutiyet’in ilanından sonra oluşan kısa dönemli nispi özgürlük ortamında, bu sefer yeğen Ahmet Süreyya Bedirhan, İstanbul’da, Kurdistan’ı yayınlamaya başlar. Bu dönemde haftalık olarak yayımlanan Kurdistan’ın sadece iki sayısı elde mevcuttur: 12 Şubat 1324/25 Şubat 1909 tarihli 3. sayı ve 5 Mart 1325/18 Mart 1909 tarihli 4. sayı. Ancak bu dönemde yayımlanan Kurdistan’ın ne zaman yayına başladığı ve toplam kaç sayı yayımlandığı bilinmemektedir. Büyük bir ihtimalle 31 Mart Vakasından sonra Serbestî gibi Ahmet Süreyya’nın sahibi olduğu Kurdistan’ın da yayını durdurulmuştur.

Kurdistan gazetesi zengin bir içeriğe ve yazar kadrosuna sahip olmasa da gazetenin yazım dilinin ağırlıklı olarak Kürtçe olması, Kürt tarihi ve kültürüyle ilgili önemli yazılar yayımlaması, dönemin toplumsal ve siyasal durumuyla ilgili makalelere yer vermesi ve istibdat yönetimine karşı sıkı bir muhalefet yürütmesi ile dikkati çekmektedir. Kurdistan gazetesinin 9. sayısında “Sebat’ul Mulki Bi’l-E’dl” başlığı altında yayımlanan yazıda, bu muhalefet çok açık bir şekilde ortaya konmuş ve şöyle denmiştir: “Şu an Kürdistan istibdat yönetimi altındadır, sizi yönetenler Abdülhamit tarafından gönderilmiştir. Fakat Kürdistan’ın sahibi sizsiniz!”[11] Bunun yanı sıra toplumsal eğitim ve milli uyanışa vurgu yaparak özellikle çocukların eğitimi, yeni zanaatların öğrenilmesi ve meslek edinme konularında da dikkate değer yazılar yayımlanmıştır. İşlenen en dikkat çekici konulardan biri de, olası bir Kürt-Ermeni çatışmasına dikkat çekilmesi, Kürtlerin, siyasi iktidarın bu yöndeki kışkırtma ve teşviklerine alet olmaması gerektiği yönünde uyarılarda bulunulmasıdır. Dolayısıyla emsallerinin ortaya çıkışından çok sonra çıkmaya başlamasına karşın söz konusu gazetenin kurucu ve yöneticilerinin dönemin milliyetçi fikirlerinden etkilendiği, yazılarında kültürel bir temelde vatan savunması ve özgürlük vurgusunu öne çıkarttıkları açıkça görülmektedir.

  1. Ümmîd Gazetesi

Kurdistan gazetesinden sonra çıkan ikinci gazete, Ümmîd gazetesidir. Ümmîd gazetesinin imtiyaz sahibi ve sorumlu müdürü Mehmed Salih Bedirhan’dır. Mehmed Salih Bedirhan, İzzet Bey’in oğlu ve Salih Bey’in torunudur. Dedesi Salih Bey, Mir Bedirhan’ın ağabeyi Abdullah’ın oğludur. Defter-i Â’malım adlı günlüğünde, Rumi takvime göre 1290’da (1874) Lazkiye’de doğduğunu belirtir.[12]

Gazetenin künye kısmında on beş günde bir yayımlanacağı belirtilmiştir, ancak toplam kaç sayı yayımlandığını bilmiyoruz. Elimizde gazetenin sadece ikinci sayısı mevcuttur. Üzerinde yayım tarihi olarak Pazar 6 Cemaziyel-Evvel 1318 yazılmıştır[13] ki bu da miladi takvime göre 1 Eylül 1900 tarihine tekabül eder. Eğer belirtilen periyotta bir gecikme yoksa, gazete on beş günde bir yayımlandığına göre, birinci sayısının 15 Ağustos 1900 yılında yayımlanmış olması gerekir. Gazetenin kapağında, iri harflerle yazılan Ümmîd’in hemen üst kısmında Mason ambleminin yer alması, gazetenin büyük ihtimalle muhalif olan Masonların desteğiyle yayınlandığını akla getiriyor. Dikkatimizi çeken bir diğer nokta da, yukarıda değindiğimiz İmdada gazetesinin de aynı dönemde yayınlanmış olmasıdır. Ümmîd gazetesinin Kurdistan gazetesiyle bir ilişkisinin olup olmadığı, varsa ne tür bir ilişki olduğunu bilemiyoruz. Ancak içeriğine baktığımızda işlenen konular bağlamında bir paralellik vardır.

Ümmîd gazetesinin ilk sayısı (1 Eylül 1900)

Foto 3: Ümmîd gazetesinin ilk sayısı (1 Eylül 1900)

Gazetenin elimizdeki sayısının bütün yazıları Osmanlıca kaleme alınmıştır. Bu sayıdaki “Arapça makaleleri de kabul edip” yayımlayacakları yönündeki not dikkat çekicidir. Söz konusu sayıda toplam dört yazı yayımlanmış olup hepsinin altında Ebu’l Berekat imzası vardır. Ebu’l Berekat imzası, büyük ihtimalle Mehmed Salih Bedirhan’ın mahlasıdır.

Ümmîd gazetesi, istibdat yönetimine karşı halkçı bir çizgide yayın yapmış ve bu duruşunu şöyle dile getirmiştir: “Ümmîd gazetesi, memleket ve millet hizmetindedir. Milletin dertlerini dinlemeye hizmet eden siyasi gazetedir.”[14] Kapak yazısı ile içerideki yazılardan anlaşıldığına göre

Ümmîd gazetesi sahibi Mehmed Salih Bedirhan

o da Kurdistan gazetesi gibi, Abdülhamit’in istibdat rejimine karşı mücadeleyi sürdürmeye girişmiş, muhalefet etmeyi “faziletli bir cihat” olarak tanımlamış ve daha vurgulu bir şekilde öne çıkartmıştır. Öyle ki gazetenin künye kısmının en üstünde motto şeklinde şöyle yazılmıştır: “Cihadın en faziletlisi; zalim sultana karşı söylenen doğru ve hak sözlerdir.”[15] Gazetenin ikinci sayısında yer alan, “Jubiley-i Yadigâr Yahut Utanmayan Kimdir?” ve “Hakkı Açıklama” başlığı altında yazılmış iki yazıda da Abdülhamit’in istibdat yönetimi şiddetli bir şekilde eleştirilmekte ve şöyle denilmektedir:

Bir iki aydan beri her gün bir gazetede jübile-i yadigârı olarak falan vali şunu yaptı, falan mutasarrıf şunu etti, Abdülhamit de İstanbul’da bir darûl-fûnun tesis etti. Abdülhamit’in yirmi beşinci yıldönümü şerefine şenlikler tertip ediliyor. Kur’anlar okunacak, ondan sonra da biralar, şaraplar içilecek, çalgılar çalınacak, danslar edilecek. Velhasıl İslamiyet şerefine, insaniyet namına yakışmayacak rezaletler…

Şimdi düşünecek olursak, kendimiz için, kocaları ölmüş dulların, babaları ölmüş yetimlerin, evlatları ölmüş bahtsız baba ve annelerin, biraderleri ölmüş kimsesiz bacıların acılı ağlamalarından, yürek parçalayan feryatlarından güzel bir sevinç vasıtasını bulabilecek miyiz? Ne bedbaht mahlukuz ki gözümüz önünde deveran eden bu ciğer parçalayan durumlara karşı, sevincimizi göstermek ve bu olayların asıl sorumlusu olan bir gaddarın şerefine şenlikler tertip etmek alçaklığını irtikap etmeye tenezzül ediyoruz.[16]

  1. Serbestî Gazetesi 

Serbestî, İkinci Meşrutiyet’in ilanından sonra yayın hayatına başlamış ilk günlük Kürt gazetesidir. Serbestî’nin imtiyaz sahibi ve genel yayın yönetmeni olan Mevlanzâde Rifat, Güney Kurdistan’ın Süleymaniye vilayetinin ileri gelenlerinden Mevlanbegzâde ailesinin bir üyesi ve meşhur yazar Abdurrahman Nacim’in oğludur. Mekteb-i Hukuku bitirdikten sonra Sinop hapishane müdürlüğüne tayin edilmiş ve 22 Ağustos 1895 tarihinde hakkında soruşturma açılarak tutuklanmış. 1905 yılına kadar Kayseri’de, ondan sonra da Yemen’in Sana şehrinde olmak üzere yaklaşık 12 yıl cezaevinde kalmış ve İkinci Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte çıkan af sonucunda İstanbul’a dönebilmiştir. Mevlanzâde Rifat, 20. yüzyıl başlarındaki Kürt milliyetçi hareketinin öncülüğünü yapan önemli şahsiyetlerden biri olup gazeteci, yayıncı, yazar ve siyasetçi kimlikleriyle tanınmaktadır. Serbestî gazetesinin yanı sıra Hukuk-i Umûmiye, İnkılab-i Beşer, Âkil, Ahalî, Meşrûtiyet, Faruk, Cihad, Kadınlar Dünyası vb. gazete ve dergilerin de sahipliği veya sorumlu müdürlüğünü yapmış, aynı zamanda farklı gazete ve dergilerde de çok sayıda yazısı yayımlanmıştır.

Serbestî gazetesinin İmtiyaz Sahibi ve Genel Yayın Yönetmeni Mevlanzâde Rifat

Serbestî gazetesi yayına başlamadan önce dönemin yöneticilerinin dikkatini çeker. İlgili birimlere gönderilen “Mevlanzâde Rifat Bey’in Serbestî namıyla günlük bir gazete çıkarmak istediği”[17]notu, gazete çıkarma girişiminin ilk günden gözetlendiğini göstermektedir. Serbestî gazetesi 1908 yılının sonlarına doğru yayın hayatına başlar ve ilk sayısı 3 Teşrinisani 1324 (16 Kasım 1908) tarihinde İstanbul’da yayımlanır. Gazete dört sayfadan ibaret olup günlük olarak yayımlanır. İmtiyaz sahibi Mevlanzâde Rıfat olup başyazarı Hasan Fehmi’dir. Künye kısmındaki “Serbestî” sözcüğünün altında şöyle yazmaktadır: “Osmanlıların cins ve mezhep ayrımına bakmaksızın hukukuna hizmet eden günlük gazete”dir.

Serbesti, no-156-1, 29 Temz. 1909, Paris

Gazetenin her sayısı dört sayfa ve beş sütundan ibaret olup 172. sayı hariç diğerlerinin ebattı 40x54cm’dir. Bütün sayılar elimizde olmasa da gazetenin aralıklarla toplam 770 sayı yayımlandığı bilinmektedir. Gazetenin 1’den 498’e kadar olan sayılarının dijital kopyaları Beyazıt Kütüphanesinde bulunmaktadır. Ayrıca değişik kaynaklardan elde edilmiş 595, 596, 597, 598 ve 600. sayıları ile 25 Nisan 1920 tarihli 601. sayısı mevcut olup geri kalan sayılar elimizde mevcut değildir.

Serbestî’nin her sayısı “Meslek” başlığı altında editöryal yazıyla başlamakta ve ağırlıkla gazetenin düşüncelerini yansıtmaktadır. İlk üç sayısında “Meslek” başlığı altında aynı yazı yayımlanmıştır. Yazıda şöyle denmektedir:

Serbestî bütün manasıyla “hür”dür. Meşrutiyet idaremizi muhafaza zımnında fedakârlıktan çekinmeyecektir. Serbestî halkın genelinin aydınlanmasına ve Osmanlının değişik unsurlarının birliğine çalışarak millet hukukunun savunucusu olan “kanunu” yegane rehber edinecektir.

Serbestî, namus ve haysiyeti sertâc-ı meslek tutacaktır ve hiçbir şahsın siyasi ve şahsi emel ve maksadına dahi hizmette bulunmayacaktır.

Serbestî, yalnız hakikati söyleyecek ve milletin medeniyet yoluna girmesinin çarelerini düşünecektir.

Hülasa Serbestî; milletimizin din ve unsuru ayırt etmeksizin genel olarak zulüm görmüş vatandaşlarımızın müdafiî ve fikirlerinin tercümanı olacaktır. İşte mesleği bundan ibarettir.”[18]

Serbestî’de yayımlanan yazılar içeriğine ve işlenen konulara göre değişik başlıklar altında toplanmıştır. “Siyasiye” başlığı altında gündeme göre yazılmış makaleler, “Hudud-i Dahiliye” ve “Hudud-i Hariciye” başlığı altında iç ve dış haberlere yer verilirken okur mektupları genel olarak son sayfada yayımlanmıştır. Bazı sütunlarda imzasız yazılara yer verilmiş, kimi sayılardaki bazı sütunlar boş bırakılmıştır. Daha sonraki sayılarda çıkan açıklamalardan öğrendiğimize göre bu sütunlarda bulunan yazılara sansür uygulanmıştır. Girişte de belirttiğimiz gibi Mevlanzâde’nin muhalif kişiliği ve Serbestî’nin de muhalif yayın politikası, çıkışından itibaren muktedirlerin baskısına maruz kalmış ve başyazarı Hasan Fehmi bir suikast sonucu öldürülmüştür.

Serbestî gazetesi zaman zaman yayına ara verse de en uzun ömürlü Kürt gazetesi olup yayın hayatı 12 yıldan fazla sürmüştür. Şüphesiz bu uzun yayın dönemi içerisinde M. Rifat’ın fikirlerinde ve Serbestî’nin yayın politikasında da değişimler olmuştur. Bu değişimler genel olarak üç farklı döneme ayrılarak incelenebilir: Birinci dönem, gazetenin yayına başladığı zamandan 31 Mart Vakasına kadar olan süreyi kapsar. Bu süreçteki yayın politikasının temel prensiplerini şöyle sıralamak mümkündür: Tarafsız ve hür bir yayın olmak, Meşrutiyet kazanımlarını korumak, istibdat rejimini tamamen ortadan kaldırmak, “İttihad-ı Osmanî”yi koruyarak “Adem-i Merkeziyeti” sağlamak, İttihat ve Terakki rejimine karşı aktif bir muhalefet yapmak, din ve unsur ayrımı yapmadan baskı altındaki bütün vatandaşların sesi olabilmek.

İkinci dönem, Serbestî’nin Mısır sürgünüyle başlayıp Paris sürgünü ve İstanbul’a dönüşle devam eder ve 1912’lerin sonlarında yayın faaliyetlerinin durdurulması ile Birinci Dünya Şavaşı’na kadar ki süreyi kapsar. Serbestî, Paris’te Şerif Paşa’nın maddi desteğiyle yayımlanır. Bu durumu öğrenen dönemin yöneticileri ilgili birimlere şöyle bir uyarıda bulunurlar: “Paris’te bulunan M. Rifat’ın yine Serbestî namında bir varaka neşrettiği, posta ile vilayetlere yollayacağı haber alındığından, gerekli tedbirlerin alınması”[19] ve “Mevlanzâde Rifat tarafından Paris’te yayınlanan Serbestî gazetesi hükümet aleyhinde neşriyat yaptığından yurda sokulmaması ve dağıtımının yasaklandığı.”[20] Paris’teki yayını durdurulduktan sonra M. Rifat tekrar Mısır’a döner ve burada yeniden Serbestî’yi yayınlamaya başlar. Ancak Osmanlı yönetiminin baskılarından ve yayını durdurma girişimlerinden kurtulamaz. Bu amaçla çıkarılan kararda, söz konusu yayından şöyle bahsedilir; “Serbestî gazetesi sahibinin ahvalinin gözetim altında tutulduğundan bahisle Serbestî’nin Mısır’da intişarının yasaklanmasına karar verilerek kendisine tebliğ edildiği.”[21]

Bu süreçte Mevlanzâde Rifat’ın fikirlerinde önemli değişimler olur. Daha önce imparatorluk bünyesindeki “millet sorunu”nu “İttihad-ı Osmanî” çerçevesinde “Adem-i Merkeziyet”in sağlanmasıyla çözülebileceğini düşünürken, artık Kürdlerin kendi kaderini belirleme hakkını savunan bir düşünceye evrilir. Mevlanzâde Rifat’ın Hetawî Kurd dergisinin ikinci sayısında yayımlanan mektubu, bu değişimin en önemli göstergesidir.

Bütün kavimleri görüyoruz. Tümü bir milli daire çizmişler. Teali ve terakkiye koyulmuşlar. Milletini bilmeyen, milli ideal arkasından koşmayan milletler, beşer kitlesi içerisinde pek geride ruhsuz olarak kalmışlardır. Bir kavmin ruhsuz olmasını tasavvur ediniz, ne kadar acı vericidir. Sosyal medeniyet içinde ölmeğe, asimle olmaya mahkûm olmak ne kadar acıdır… Şimdi Kürdlere düşen görev, “başımızın çaresine bizzat bakmaktır” ve bu cümleye her Kürdün iştirak etmesi lazımdır.[22]

Üçüncü dönem ise, yaklaşık beş yıllık aradan sonra 1918’de Kürdistan Teali Cemiyeti (KTC)’nin yayın organı olarak yeniden yayınlanmasından 1922’lere kadar devam eden süreyi kapsar. Bu dönemdeki yazar kadrosunun önemli bir bölümü KTC’nin üyeleridir. Bedirhan kardeşlerden Celadet gazetenin yardımcı editörü, Kamuran ise köşe yazarıdır. Bu devrede Mevlanzâde Rifat, Kürt milliyetçi hareketinin merkezinde yer almış, bir taraftan örgütlü ve siyasi çalışmaları yürütürken bir yandan da Serbestî gazetesinin yayınını sürdürmüştür.[23]

İstanbul’un Ankara Hükümeti’nin denetimine geçmesiyle birlikte birçok Kürt aydını ve siyasetçisi gibi Mevlanzâde Rifat da İstanbul’u terk etmek zorunda kalmıştır. Böylece Serbestî gazetesinin yayını son bulur. Lozan Antlaşması’nın imzalanmasından sonra, o da sürgün edilen 150’likler listesinde yer alır ve Halep’e yerleşir. Halep’teyken kurulan Xoybûn (Hoybun-Bağımsızlık) örgütü çalışmalarına katılmıştır. Ancak çok geçmeden 8 Eylül 1930’da geçirdiği kalp krizi sonucu hayata veda eder.

  1. Şark ve Kürdistan
Şark Ve Kürdistan, No-5

İkinci Meşrutiyet’in ilanından sonra çıkan gazetelerden biri de Şark ve Kürdistan gazetesidir. Gazetenin yayım yeri İstanbul olup birinci sayısı 25 Teşrinisani 1324 (8 Aralık 1908) tarihini taşır. Gazetenin her sayısı dört sayfadan ibarettir. Haftada iki kez yayımlanan bu gazetenin yayın dili Osmanlıcadır. Sorumlu müdürü Hersekli Ahmet Şerif, başyazarı ise Malatyalı Bedri’dir. Bediüzzaman Said Kurdî ve Hersekli İsmail de gazetede sürekli yazan yazarlardır. Burada adları geçen Hersekli Ahmet Şerif ile Hersekli İsmail’in Balkan Kürtlerinden oldukları tahmin edilmektedir.

Gazetenin toplam kaç sayı yayımlandığını bilmiyoruz ancak elimizde 1, 2 ve 5. sayıları mevcuttur. Gazete yayın politikasında, düşünsel olarak da Osmanlıcılığı savunan ve Batıcılığı eleştiren bir perspektif  izlemiş, bu perspektifi künye kısmında yazılan “Şarkın siyasi vaziyeti ile Garbın insaniyete karşı şaibelerini tasvir eden gazetedir”[24] mottosuyla özetlemiştir. “İfade-i mahsusa” başlıklı başlarken yazısında yukarıdaki motto şöyle açıklanmaktadır: “Niçin Garbın şaibelerini iddia ediyoruz?… Evet, geneliyle Garb’ın haksızlıktan, şefkatsizlikten, gadr, kin ve garazdan, zahiren tatlı, hakikatte insanlık için pek o kadar daha acı olan şaibelerinden bahsediyoruz ve edeceğiz.”[25]

Gazeteyi çıkaranlar bir fikir topluluğu olabilirler, ancak bildiğimiz kadarıyla gazete herhangi bir Kürt cemiyetine bağlı olarak yayımlanmamıştır. Bununla birlikte gazetenin ilk sayısında Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti’nin kuruluş çalışmalarından bahsedilmiştir. Kürt hassasiyeti, eldeki sayıların içeriğinde sıklıkla karşımıza çıkar. Nitekim Batılıların Berlin Anlaşması ve Lahey Konferansı’nda Kürtlere yönelik tutumları, Kürtlerin İkinci Meşrutiyet’in ilanıyla ilgili yaklaşımları, yeni ıslahatlar ve Kürtçe eğitim gibi önemli bazı konuların ele alındığı görülmektedir.

Gazetenin başyazarı Malatyalı Bedri, “Kürt ve Kürdistan” başlıklı yazısında, Berlin Anlaşması’na ve sonrasındaki sürece vurgu yaparak hükümetin Kürtleri suçlaması ve Batılıların da buna bigane kalmasını eleştirerek şöyle der: “Zavallı Kürtler; Berlin Anlaşması’nda, Lahey Konferansı’nda hükümetin Kürdistan’da yapmış olduğu bütün kötülüklerini yüklendiler. Gerçeğin daima tek gözlükle aksini gören Frenkler veya Frenkleşmiş vatandaşlar, Garp basınında “Teracim-i ahval-i Ekrad” gülyabani hikâyesi tarzında neşrettiler.” Söz konusu makalenin devamında Kürtlerin II. Meşrutiyet’in ilanıyla ilgili yaklaşımını da şu satırlarla dile getirmiştir: “Biz Kürtler, Müslim ve gayri-Müslim vatandaşlar bugün fethedilen yüce hürriyet kalesini zaten arzuluyorduk. Millet-i Osmaniye’nin senelerden beri hasretle bekledikleri Meşrutiyet’in fedakârı olduğumuzu bütün fiiliyatımızla, bütün gayretimizle göstereceğiz.”[26]

Şark ve Kurdistan’ın önemli yazarlarından biri de Molla Said-i Kurdî’dir. Onun elimizde mevcut sayılarda “Kürtler neye muhtacdır?”[27] ve “Kürd Alemi”[28] başlıklarıyla iki yazısı yayımlanmıştır. Aynı zamanda Kürdistan’da yeni okulların açılması, bu okullarda eğitim ve öğretimin Kürtçe yapılması talebiyle daha önce padişaha verdiği dilekçenin aynısı söz konusu gazetede yeniden yayımlanarak desteklenmiştir. Kürtler açısından bugün de gündemde olan anadilde eğitim talebi, yüz yıldan uzun bir süre önce yazılmış söz konusu dilekçede şöyle dile getirilmiştir:

Hükümetin gayretle Kürdistan’ın kasaba ve şehirlerinde okulların yapımı ve inşası buyurulmuş olduğunu şükranla şahit isek de, bundan yalnız Türkçe diline aşina olan çocuklar istifade ediyor. Bu dile aşina olmayan Kürt çocukları, kemalat kaynağı olan ilim medreselerinden yoksun olmaları ve bu okullardaki öğretmenlerin mahalli lisana vakıf olmamaları vesilesiyle eğitimden mahrum kalmaktadır.

[….]

Bunun çaresi, numune-i imtisal ve teşvik sebebi olmak için Kürdistan’ın değişik noktalarında; biri Ertûş aşireti merkezi olan Beytüşşebap tarafında, diğeri Motkan, Belıkan, Sason ortasında, biri de Kakan, Heyderan ortasında olan nefsi Van’da medrese (Medrest’ûl Zehra) diye adlandırılan dini ilimlerle birlikte fen ilimlerinin okutulacağı, hiç olmazsa ellişer öğrenci bulunmak, ayrıca onların gündeliklerinin karşılanması hükümetçe temin edilmesiyle üç eğitim kurumu tesis edilmelidir. Bazı medreselerin de kalkındırılması maddi ve manevi olarak Kürdistan’ın gelecek hayatiyetini temin eder, mühim sebeplerdendir.”[29]

  1. Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti Gazetesi

İkinci Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte, bu dönemde yıkıma doğru giden imparatorluğu diriltmek ve kurtarmak için, bir yandan Batılılaşmayı esas alan siyasi akımlar, öte yandan da Osmanlıcılık zemininde hareket eden birçok yeni örgüt kurulur ve bu örgütlere bağlı ya da bağımsız çok sayıda gazete-dergi yayımlanır. Aynı zamanda Batı merkezli milliyetçilik dalgası, peyderpey imparatorluğun bütün bölgelerinde etkisini gösterir. Bu dönemde Kürtler de kendi örgütlerini kurmaya başlar ve bu örgütlere bağlı olarak yeni gazete ve dergiler yayımlamaya girişirler. İşte Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti, Şeyh Ubeydullah Nehri’nin oğlu Seyit Abdülkadir’in başkanlığında bu dönemde kuruldu ve kısa bir zaman sonra da Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti Gazetesi (KTTCG) adıyla bir gazete çıkartmaya başladı.

KTTCG’nin ilk sayısı Hicri 11 Zilkade 1326 (5 Aralık 1908) tarihinde İstanbul’da yayımlanmıştır. Gazetenin imtiyaz sahibi ve sorumlu müdürü, ünlü Kürt şair ve düşünce insanı Pîremêrd, yani Süleymaniyeli Tevfik’tir. Gazetenin başyazarı ise, Diyarbakırlı Ahmet Cemil’dir. Künye kısmında, “Haftada bir neşrolunacak, dini, ilmi, siyasi, ictimai gazete”[30] ifadesi bulunan gazetede ve ayrıca “Sayfalarının daima Kürt erbab-ı fikir ve kalemine açık” olduğu belirtilmiştir. Haftalık yayımlanan bir gazete olduğu halde, yaklaşık bir yıl içerisinde toplam 9 sayı çıkmış ve son sayısı 30 Ocak 1909’da yayımlanmıştır.

Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti Gazetesi Başyazarı Ahmet Cemil

KTTCG’nin içeriğine baktığımızda; başta eğitim sorunu olmak üzere Kürtlerin geri kalmışlığı, mevcut siyasi durum, toplumsal ihtilaf ve çelişkileri konu alan farklı yazılara yer verildiği görülür. Aynı şekilde İkinci Meşrutiyet’in ilanı olumlu karşılanmış, ümmetin birliği ve imparatorluğun bütünlüğü içerisinde Kürtlerin kültürel haklarının tanınması ve Kürtçe eğitimin serbest edilmesi talebinde bulunulmuştur. Cemiyetin kurucusu ve gazetenin de önemli yazarlarından olan İsmail Hakkı Baban, gazetenin yayın politikasını özetleyen bir şekilde “Kürtler ve Kürdistan” adlı makalesinde şöyle demektedir: “Kürtler her şeyden önce Müslümandırlar, ondan sonra öz Osmanlıdırlar. Üçüncü derecede de Kürt’dürler… Dünyada hiçbir güç düşünülemez ki, Kürtlük ile Osmanlılık arasındaki bu eski bağdaşmayı, bu doğruluk ve dürüstlük bağını yok etmeyi başarsın. Osmanlılık Kürtlüğü ve Kürtlük de karşılıklı olarak Osmanlılığı içermiş, bu iki sözcüğün içeriği mutlak olarak iç içe geçmiştir.”[31] Aynı yazının devamında çalışmaya nereden başlamak gerektiği sorusuna verilen cevapta ise şöyle denmektedir: “Önce eğitim, sonra yine eğitim. Daha sonra yine eğitim, yine eğitim, yine eğitim!”

Cemiyetin kurucusu ve gazetenin de yazarlarından olan Said-i Kurdî, “Kürtçe Lisanımız” başlığıyla Kürtçe yazdığı yazısında, İslamiyetin önemine ve insaniyetin gereklerine vurgu yapıp “milliyet aidiyetimizin bize kazandırdığı meziyetler”den bahsederek şöyle bir durum tespitinde bulunmaktadır: “Bizi bozguna uğratan üç düşmanımız vardır. Birincisi fakirlik, ikincisi eğitimsizlik ve cehalet, üçüncüsü de düşmanlık ve ihtilaftır.”[32] Çözüm önerisine gelince, o da Babanzâde’ninkine benzer bir tavsiyede bulunmaktadır: “Eğitim, eğitim, eğitim ve birlik, birlik, birlik.” Gazetenin eğitim vurgusu teoride kalmamış, bu amaca bağlı olarak cemiyet Modkanlı Halil Hayalî, Ahmed Cemil ve Kurdizâde Ahmed Ramiz’in sorumluluğunda ilk Kürtçe eğitim yapan bir okulu açmış ve basımevi kurmuştur.

Kürtlerin legal alandaki bağımsız örgütlenmesi babında ilk tecrübe olan Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti ve bu örgütün yayın organı olan Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti Gazetesi, yayımlandıktan yaklaşık bir yıl sonra dönemin İttihat ve Terakki yönetimi tarafından kapatılmıştır. Ancak cemiyet ve gazete kadrosunun imparatorluğun gidişatı ve geleceği hakkındaki düşünce, tartışma ve arayışları başka platformlarda devam eder. Özellikle imparatorluk bünyesindeki Müslüman toplulukların durumu ve geleceği tartışılan konuların başında gelmektedir. Bu dönemde kurulan Kürt cemiyetleri ve çıkardıkları yayınlar, Kürt milliyetçiliğinin oluşum ve gelişmesini büyük ölçüde belirler. Nitekim bu alanda çalışmaları olan Mehmet Şükrü Hanioğlu, “Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti çevresinde bir Kürt ulusçuluk hareketinin başladığını”[33] belirtmektedir. Aynı şekilde Bilal Şimşir, “Cemiyetin tüzüğünde, bir yandan Osmanlılık kimliği vurgulanırken diğer yandan Kürt kimliği öne çıkarılarak ayrılıkçılık, Kürtçülük yapılmıştır”[34] der. Tarihçi Tarık Zafer Tunaya ise, “İkinci Meşrutiyet dönemi içinde kurulan Kürt cemiyetleri[nin] Osmanlı ülkesinden ayrılma amacını gütmemiş”[35] olduklarını belirtmektedir.

  1. Sedâ Dergisi

Sedâ dergisi, 9 Teşrinisani 1325-R (22 Kasım 1909) tarihinde Elazığ’da yayın hayatına başlamıştır. Sahibi ve müdürü Mehmed Abdullah Cevdet, başmuharriri ise İdris Ulvi’dir. Mehmed Abdullah Cevdet ya da Mehmet Cevdet Karlıdağ, Abdullah Cevdet’in ilk evliliğinden olan oğludur. Derginin sahibi ve müdürü olan Mehmed Abdullah Cevdet Bey, “1300-H (1886) yılında Elazığ’da doğmuş, çocukluğu ve rüştiye eğitimi Elazığ’da geçmiştir. Sedâ’nın birinci sayısının künye kısmında, derginin içeriğiyle ilgili şöyle bir açıklama yapılmıştır: “Fennî, edebî, ilmî makaleler kabul olunur.”[36] Derginin yayın aralığıyla ilgili olarak da şöyle denilmektedir: “Edebî, Tarihî, İlmî on beş günlük Osmanlı mecmuasıdır.”[37]

Sedâ dergisi, ilk sayı, 22 Kasım 1909

Sedâ dergisinin içeriğine baktığımızda: Birinci sayısı, sekiz sahifeden ibaret olup “Tarihten”,“Edebiyattan”, “Ulemadan” ve “Eşkal-i Edeba” olmak üzere, yazılar dört başlık altında yayımlanmıştır. Tarih, edebiyat alanında genel ve yerelden olmak üzere aydınlatıcı makaleler içermektedir. Sedâ dergisi birinci sayısının mukaddimesinde, yayın maksadı hakkında şöyle denilmektedir: “Maksadımız terbiye-yi umumiye hadım ve şu’un-ı ilmiyeye ve havadisi medeniye ve vakayi-i siyasiyeden bahis makalelerle vatandaşımıza elimizden geldiği kadar hizmet etmektir.” Aynı başlık altında, Meşrutiyet’le birlikte yaygınlaşan gazete ve mecmua neşriyatının vatandaşların aydınlanmasındaki önemi ve büyük katkısından bahsederek şöyle denilmektedir:

İnkılab-ı ahirimiz üzerine memalik-i Osmaniye’nin her tarafında birkaç gazete ve risaleler çıkmaya başladı. Zira vatandaşlarımız tenvir-i efkârına ve memleketimizde meşrutiyet-i idarenin neşr-i füyûzâtına bundan büyük ve müessir vasıta olamaz. Bugüne kadar vilayetimizde böyle bir hadım-i medeniyet ve ma’rifetin görünmemesi bütün terakkî ve maarif taraftarlarını müteessir ettiğini bildiğimiz için lütf-i Bari’ye mütevellilen ve rağbet ve teşvik etmeye istinaden bu risaleyi neşre niyet ettik.[38]

1909 yılının sonlarına doğru yayın hayatına başlayan Sedâ dergisinin, toplam kaç sayı yayımlandığını bilmiyoruz. Elimizde 22 Kasım 1909 tarihli 1. 6 Aralık 1909 tarihli 2.sayısı mevcuttur. Sedâ’nın Meşrutiyet sonrasında ve vilayet matbaasında basılmasını dikkate aldığımızda Mehmed Abdullah Cevdet’in bu dönemde Elazığ’da etkili bir memur olduğunu ileri sürebiliriz.

Sedâ dergisini çıkaran Mehmed Abdullah Cevdet

Mehmed Abdullah Cevdet, Umumi Savaş’tan sonra, daha önce görev yapmış olduğu Mamüratülaziz’e döner. 1918’de kurulan Kürdistan Teali Cemiyeti’ne üye olur ve çalışmaları içerisinde yer alarak Mamüratülaziz’de KTC şubesinin kurulmasına öncülük eder ve şube reisi olur. KTC’nin Mamüratülaziz şubesinin kuruluş ilanı, Kurdistan dergisinde şöyle yayımlanmıştır:

Mamüratülaziz:

22.02.35 tarihli tahrirat-ı âliyeleri eyad-i ihtirame alındı. Mukaddimen arz edildiği vechiyle şube teşkil edilmiştir. Ba’de izin emri âlilerine müheyya bulunduğumuzu arz eyleriz.

Eleziz Kürdistan Teali Cemiyeti

Şube-i merkeziyesi reisi

Mehmed Cevdet.[39]

Yine bu konuda Kurdistan dergisinin bahsi geçen sayısında iki önemli açıklama daha vardır. Birincisi, Mehmed Abdullah Cevdet’in ilçesi olan Arapgir’de KTC şubesinin kurulması çalışmalarına dairdir: “Arapgir aşiret reisi Battal Efendizâde Hulusi’nin gönderdiği şöyle bir açıklama vardır: ‘Arapgir’den: Şubenin açılması için bir program ve nizamnamenin süratle gönderilmesi hakkında acizane göndermiş olduğum telgrafa cevap alamadım. Yüce iradelerinizden ferman bekleniyor.’”[40] İkinci açıklama ise, “Milli Tezahürat” başlığını taşır ve bu girişimde bulunan Kürt münevverlerine teşekkür ve tebrik amacıyla yayımlanır: “‘Kürt aydın ve eşrafı’ arasında mühim bir mevkii elde etmiş olan değerli zatları okuyucusuna arzetmek ve bu şahıslar arasında bilhassa Mehmed Cevdet ve Hulusi Beylerin milli teşebbüslerini kemali ihtiramla tebrik eder ve diğer eşraf ve münevverlerimize güzel birer örnek olmasını bekleriz.”[41] Ancak Kürdistan Teali Cemiyeti Elazığ şubesi açıldıktan 3-4 ay sonra dönemin siyasi iktidarı ve egemen güçleri tarafından diğer 19 şubeyle birlikte kapatılmıştır. KTC Elazığ şubesi kapatıldıktan sonra Mehmed Cevdet Bey İstanbul’a gider ve faaliyetlerine burada devam eder.

  1. Rojî Kurd Dergisi

İttihat ve Terakki Cemiyeti iktidarını pekiştirdikçe, “İttihat-ı Osmani” çizgisinden “Türkçülüğe” yönelerek diğer unsurların talepleri ve hukukunu yok saymaktaydı. Bu durum, Kürtler içerisindeki İttihat-ı Osmani düşüncesini zayıflatmakta, milliyetçi düşüncelerin gelişmesine ve buna bağlı olarak kendi örgütlemelerini oluşturma çalışmalarına ivme kazandırmaktaydı. 1912’nin ortalarına gelindiğinde bu arayışın bir sonucu olarak 27 Temmuzda Kürt Talebe Hêvî Cemiyeti kuruldu. Kendisi de cemiyetin kurucularından olan Zınar Silopi’nin aktarımına göre, ilk kongreye kadar Ömer Cemilpaşa ve birinci kongreden sonra da Memduh Selim, cemiyetin genel sekreterliğini yapmışlar. Hêvî cemiyeti kuruluştan bir süre sonra Rojî Kurd adında bir dergi çıkartmaya başlamıştır.

Rojî Kurd, 2. Sayı, 6 Haziran 1913.

Rojî Kurd aylık bir dergi olup ilk sayısı, cemiyetin kuruluşundan yaklaşık bir yıl sonra, 6 Haziran 1329 (1913)’te yayımlanmıştır. Ön kapağında Selahattin Eyyubi’nin temsili resmi vardır. Yayım dili Kürtçe-Osmanlıca olan Rojî Kurd, toplam dört sayı yayımlanmış ve son sayısı 30 Ağustos 1329 (12 Eylül 1913)’te basılmıştır. İmtiyaz sahibi ve sorumlu müdürü Süleymaniyeli Abdülkerim olan Rojî Kurd, yayın hayatına başladıktan kısa bir süre sonra, Abdullah Cevdet ve Mevlanzâde Rifat gibi dönemin tanınmış Kürt aydınların da desteğini alarak zengin bir yazar kadrosu oluşturmuştur. Rojî Kurd’ün yazar kadrosu arasında Halil Hayalî, Diyarbekirli Fikri Necdet, Ekrem Cemilpaşa, Mehmed Mihri, Fuad Temo, Harputlu H. B., Lütfi Fikrî, Babanzâde İsmail Hakkı, Babanzâde Abdülaziz, Kerküklü Necmedin, Kerküklü Kerimzâde, Süleymaniyeli Abdülkerim, Mehmed Salih Bedirhan, Kazizâde Mustafa vd. şahsiyetler öne çıkanlardandır. Rojî Kurd’ün birinci sayısında “Amaç ve Meslek” başlığı altında belirlenen esaslar, derginin yayın politikası ve amacını açık bir şekilde dile getirmiştir:

Günümüz ve geleceğe layık bir yüce amaç, siyasi ihtiraslardan bağımsız bir bilimsel ve toplumsal amaç. [….] İşte bugün Kürt gençliği, Kürtlüğe ve aleme karşı bu amacı yüklenen bir sorumluluk altındadır. Bu gençlik, bu görevi en güzel şekilde yerine getirme, Kürtlüğe her taraftan vurulan hakaret tokadını, yücelik ve irfan ile reddetmek için söz vermiştir. Diyebiliriz ki bu amaçla Kürdlüğü, Kürdlüğün yüce meşale taşıyıcısı olan gençliği içine alacak bir uyanışa delil olabilecek iki abide tesis etmiş bulunuyoruz; biri Hêvî diğeri de Rojî Kurd’dür.”[42]

Rojî Kurd’ün çıkan dört sayısında Kürtlerde kadın sorununun tartışılmaya açılması, edebiyat alanında Fuad Temo’nun kaleminden çıkan ilk modern Kürt hikayesinin yayımlanması vb. temalar başta olmak üzere dönemin Kürt sosyal ve kültürel yapısıyla ilgili çok önemli konular ve sorunlar dile getirilmiştir. Rojî Kurd, yüksek tahsil gören Kürt gençlerinin öncülüğünde çıkmış, Kürt kültürel ve siyasi hareketinin gelişimine önemli katkılarda bulunmuştur. Daha sonraları kurulan Kürt örgütleri ve çıkartılan yayınların çoğunda bilfiil bu kadronun ya da onların etkilediği insanların çok önemli etkisi olmuştur. Hêvî Cemiyeti ve Rojî Kurd’ün Kürtler üzerinde yarattığı bu etki, İttihat ve Terakki hükümetini son derece rahatsız etmiştir. Bunun sonucu olarak da dergi çalışanlarına yönelik baskılar gittikçe artmış ve nihayetinde dördüncü sayının yayımlanmasından sonra Rojî Kurd’ün yayını durdurulmuştur.

  1. Hetawî Kurd Dergisi

Rojî Kurd’ün yayını durdurulduktan yaklaşık bir buçuk ay sonra, Hêvî Cemiyeti, Hetawî Kurd (Kürd Güneşi) adıyla yeni bir dergi yayımlar. Hetawî Kurd’ün birinci sayısı 11 Teşrini Evvel 1329’da (24 Ekim 1913) İstanbul’da Resimli Kitap Matbaasında basılmıştır. Derginin birinci sayısının künye kısmında ayda bir yayımlanacağı, birleşik basılan 4-5 sayılardan itibaren de on beş günde bir yayımlanacağı belirtilmiştir.

Hetawî Kurd dergisi, 2. Sayı, 24 Ekim 1913

Hetawî Kurd’ün sahibi ve sorumlu müdürü Babanzâde Abdülaziz’di. Derginin toplam olarak kaç sayı yayımlandığı bilinmiyor ancak elimizde on sayısı mevcut olup onuncu sayı 20 Haziran 1330’da (3 Temmuz 1914) Necmi İstikbal Matbaasında basılmıştır. Kadri Cemilpaşazâde’nin aktarımına göre, “Hetawî Kurd dergisi de Hêvî Cemiyeti’nin mahsulü olup Rojî Kurd’ün devamı olarak çıkmış ve 1914 yılının ilk yarısına kadar yayınını sürdürmüştür.”[43] Birinci Dünya Savaşı başlayınca, zorunlu seferberlik hizmeti nedeniyle, cemiyet üyeleri ve dergi çalışanlarının büyük bir kısmı askere alınır. Savaş durumunda Hêvî Cemiyeti’nin çalışmalarını sürdürme koşulları ortadan kalkar ve Hetawî Kurd’ün yayını da durdurulur. Onuncu sayının yayımlanma tarihiyle Birinci Dünya Savaşı’nın başlama tarihini (28 Temmuz 1914) göz önünde bulundurduğumuzda, büyük ihtimalle onuncu sayı bu derginin son sayısı olmuştur.

Rojî Kurd’de yazan yazarların büyük bir kısmı Hetawî Kurd’de de yazmayı sürdürmüştür. Hetawî Kurd dergisinde yayımlanan yazılara ve yapılan tartışmalara baktığımızda, milliyetçi söylemler ve talepler daha net bir şekilde öne çıkarken, “Ümmet birliği” ve “Osmanlıcılık” fikirlerinden de tamamen vazgeçilmiş değildir. Hetawî Kurd’de yayımlanan yazılarda ve verilen beyanlarda; Kürt dilini yazmaya elverişli bir duruma getirmek, Kürtçe okuma-yazmayı yaygınlaştırmak ve Kürtçe kitaplar basarak Kürdistan’da dağıtılmasını sağlamak, Kürt çocuklarının eğitimi için modern okul ve medreselerin kurulmasını sağlamak gibi konular işlenmiş. Bunların yanısıra işlenen en önemli konulardan biri, din ve milliyetçilik meselesidir. Dergide yayımlanan yazılarda din ve milliyetçilik, birbirini tamamlayan iki unsur olarak işlenmiştir. Nitekim bu konu, derginin 3-4. sayılarında yayımlanan (tarafımızca sadeleştirilmiş) beyanda şöyle açıklanmıştır:

Milletimize ve dinimize olan görevlerimizi yerine getirmek için Kürt Talebe Hêvî Cemiyeti adı ile bir yapı oluşturduk… Bugün büyük küçük, zengin ve fakir her Kürt, dinine ve milletine olan borcunu yerine getirmek için çalışmalıdır. Ayrı ayrı çalışmak hiçbir yarar sağlamaz, en iyi ve faydalı yol, birleşerek çalışmaktır. Yeni uyanmaya başlayan uluslar ilk başta cemiyetler kurarak işe başladılar. Neticesinde de milletlerini ilerletip muratlarına erdiler.[44]

Yukarıda belirtiğimiz gibi Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte Hetawî Kurd’ün yayını fiilen son bulmuştur. Zorunlu seferberlik yasası gereğince askere alınan çok sayıda Hêvî Cemiyeti üye ve aktivisti, dört yıl süren savaş süresince büyük zararlar gördü ve önemli bir kısmı da geri dönemedi. Hêvî Cemiyeti’nin asıl mimarlarından olan Halil Hayalî, savaş sonrasında Hêvî’nin tekrar faaliyete başlaması vesilesiyle, Kurdîyê Bîtlisî mahlasıyla Jîn dergisinin ondördüncü sayısında yazdığı yazıda, savaşın Kürt gençliği ve Hêvî saflarında oluşturduğu tahribatı şöyle dile getirmektedir:

Büyük Savaş’ın zalim ve kanlı eli, ulusal hazinemizin ne yazık ki sayıları pek az olan değerli cevherlerini aramızdan ayırdı ve geniş savaş cephelerine dağıttı. Gittiler. Onlardan bize geri gelen, yalnız acı haberlerdi…. Ey gençler, rahat uyuyun! “Ümid”iniz[45] ölmedi. Nice bin dert ve sıkıntıyla tutuşturduğunuz ulusal ümit meşalesi, yine sizin gibi genç ve ateşli beyinlerin elinde, geleceğin yolunu aydınlatan bir ışığa dönüşmek üzeredir.[46]

Sonuç olarak, aynı amacın ardıl ürünleri olan Rojî Kurd ve Hetawî Kurd’ün dönemin siyasi ve toplumsal olaylarıyla ilgili geliştirdiği bakış açısı, Kürt dili ve kültürünün geliştirilmesi, Kürtçe yazımı için yeni bir alfabenin gerekliliği üzerine tartışmalar, Kürtçe eğitimle ilgili yaklaşımları ve çalışmalarıyla Kürtler arasında milliyetçi fikirlerin gelişmesine önemli katkılarda bulunmuşlardır diyebiliriz.

  1. Jîn Dergisi
Jîn dergisi, sayı 20.

Birinci Dünya Savaşı sonrasında Osmanlı İmparatorluğu tamamen dağılır ve yeni bir durum ortaya çıkar. Mütareke dönemi olarak adlandırılan ve 1922’lerin sonlarına kadar devam eden bu dönemde Kürtler, kurdukları yeni örgütler veya aktifleştirdikleri eski örgütleriyle bir yandan savaşın yarattığı tahribat ve kırılmaları aşmaya çalışırken diğer yandan da “Wilson Prensipleri gereğince” Kürt milletinin kendi geleceğini belirleme hakkının tanınması için ulusal ve siyasal mücadelelerini sürdürmüşler.

Bu amacın ve çalışmanın bir ürünü olarak 1918 yılının sonlarına doğru İstanbul’da bir şemsiye örgüt olarak Kürdistan Teali Cemiyeti (KTC) kurulur. KTC’nin kuruluş kongresinde Seyyid Abdülkadir cemiyetin başkanı, Emin Ali Bedirhan birinci başkan yardımcısı ve Süleymaniyeli Fuad Paşa da ikinci başkan yardımcısı olarak seçilir. Cemiyet’in ilk etapta Diyarbekir, Bitlis, Harput, Dersim, Muş, Malatya vd. vilayet ve kasabalar da dahil olmak üzere toplam 19 şubesi açılır. Kürd Tamim-i Marif ve Neşriyat Cemiyeti, Hêvi Cemiyeti, Kürd Millet Partisi, Kürd Demokrat Partisi, Kürd Kadınları Teali Cemiyeti, Jîn mecmuası, Kurdistan mecmuası ve Serbestî gazetesi bu dönemde KTC’ne bağlı olarak faaliyet yürütür.

KTC’nin yayın organı olan ve haftalık olarak çıkan Jîn mecmuasının birinci sayısı 7 Teşrinisani 1334 (07 Kasım 1918) tarihinde yayımlanır. Jîn’in birinci sayısının künye kısmında yazılan, “Din, edebiyat, içtimaiyat ve iktisadiyattan bahseder Türkçe-Kürtçe mecmuadır”[47] mottosu, 25. sayıya kadar olduğu gibi tekrarlanmıştır. 21 Haziran 1920’de yayımlanan 36. sayıda motto “Kürt vahdet ve hukuki milliyesinin müdafiî siyasî, ilmî haftalık gazete”[48] şeklinde değiştirilmiştir. İlk 20 sayısının sorumlu müdürü ve imtiyaz sahibi Müküslü Hamza iken ondan sonraki sayılar Memduh Selim’in sorumluluğunda yayımlanır. Jîn’in toplam olarak kaç sayı yayımlandığını bilmiyoruz ancak elimizde 36 sayısı mevcuttur. Mecmuanın yayın dili, Osmanlıca ve Kürtçe idi. Büyük ihtimalle KTC’nin 1920’nin ikinci yarısından sonra bölünmesi ve daha sonra kapatılma davasının açılmasıyla birlikte, Jîn’in yayın hayatı da bu yılın bitimine doğru sona ermiştir. İlk 25 sayısı büyük bir emek ve titizlikle değerli araştırmacı M. Emin Bozarslan tarafından çevrilip sadeleştirilerek, 1985’te beş cilt halinde Deng Yayınları tarafından İsveç’te yeniden yayımlanmıştır.

Jîn’nin yazar kadrosu oldukça zengin olup bilinen başlıca yazarları şu şahsiyetlerden oluşuyordu: Kurdîyê Bîtlîsî mahlasıyla yazan Halil Hayali, Hemzeyê Mûksî, Abdurahman Rehmî Hekarî, Mistefa Şewqî (Qazîzade M. Şewqî), Hizanîzade Kemal Fevzi, M. M. (Mehmed Mîhrî), Mihemed Şefîq Arwasîzade, Kamuran Âlî Bedirhan, Law Reşîd, Süleymaniyeli Tevfik (Pîremerd), Siverekli Hilmi, Memduh Selîmbegî, Aziz Yamûlkî, İhsan Nûrî, Fikri Necdet vd. Jîn mecmuasının içeriğine baktığımızda, değişik konuları işleyen çok sayıda yazı ve okur mektuplarının yayımlandığı görülmektedir. Mecmua KTC’nin şubeleri vasıtasıyla birçok Kürdistan vilayetinde dağıtılıyor ve okuyucularına ulaşabiliyordu. Jîn dergisinin içeriğinde Kürt millet meselesi, siyaset, tarih, dil, edebiyat, eğitim, kadın sorunu, folklor vb. konuları içeren geniş bir yelpazede yazılar yayımlanmıştır. Jîn’in işlediği konular ve yayın politikası, Kürdistan Teali Cemiyeti ve ona bağlı olarak faaliyet yürüten Kürd Tamim-i Maarif ve Neşriyat Cemiyeti’nin amaç ve politikasından bağımsız olmamıştır. Bu bağlamda Jîn dergisi, işlediği temalar ve izlediği yayın politikasıyla Kürt kültürel değerlerinin işlenerek yeniden üretilmesi ve Kürdlerde milliyetçilik fikrinin gelişmesine katkıda bulunmuştur.

  1. Kurdistan Mecmuası 
Kürdistan mecmuası sorumlu müdürü Mehmed Mihri Hilav

Jîn’in yanı sıra Kurdistan Mecmuası da Kürdistan Teali Cemiyeti tarafından yayımlanmıştır. Ancak bu Kurdistan Mecmuası, 1898 yılında Mikdad Mithad Bedirhan tarafından yayımlanan Kurdistan gazetesiyle karıştırılmamalıdır. Kurdistan Mecmuası, İstanbul’da yayımlanan haftalık bir yayın olup birinci sayısı, 30 Kanun-i Sani 1335 (30 Ocak 1919) tarihini taşır. İmtiyaz sahibi ve sorumlu müdürü Mehmed Mihri (Hilav), başmuharriri ise Arvasizâde Mehmed Şefik idi. Derginin yayın dili Kürtçe-Osmanlıcadır. Öte yandan Farsça ve Arapça bazı yazılar da yayımlanmıştır. Birinci sayının künye kısmında, “Siyaset dışında her konu mevzubahistir ve her dil ile haftada bir defa neşrolunur mecmuadır”[49] ibaresi yazılmış ve 5. sayıdan itibaren bu ibare “Siyasî, içtimaî ve ilmî olarak haftada bir defa neşrolunur müstakil fikir mecmuası”[50] şeklinde değiştirilmiştir.

Kurdistan’ın toplam kaç sayı yayımlandığı net olarak bilinmemektedir. Jîn mecmuası ve Serbestî gazetesinin birçok sayısında, Kurdistan’ın yayımlanan yeni sayılarının reklamı yayımlanmıştır. Sözgelimi Jîn’in 25. sayısında, Kurdistan’ın 14. sayısının yayımlanma haberi verilmiştir. Araştırmacı Eladîn Sucadî ve Kemal Xeznedar’a göre, Kurdistan Mecmuası toplam 27 sayı yayımlanmıştır. Tarihçi Kemal Mezher, bu derginin 19. sayısını gördüğünü ve bu sayı üzerinde 7 Recep 1338 (27 Mart 1920) tarihinin yazılı olduğunu belirtmektedir. Vladimir Minorsky ve Thomas Boisise, haftalık Kurdistan dergisinin toplam olarak 37 sayı yayımlandığını[51] yazarlar, ancak bunun için kaynak göstermezler.

Kurdistan’ın içeriğine ve yazar kadrosuna baktığımızda; her ne kadar derginin ilk sayılarının künye kısmında “siyaset dışında her konu mevzubahistir” denilse de, aslında siyaset dahil birçok konuda değişik yazılar yayımlanmıştır. Dergide yayımlanan yazılara baktığımızda, dergi sayfalarında o dönemin ileri gelen siyasi kadro ve yazarlarının yazılarına rastlamaktayız: Sorumlu müdür Mehmed Mihri, başyazar Arvasizâde Mehmed Şefik, Abdullah Cevdet, Hakkarili Abdurrahman Rahmi, Emin Fevzi, Cano, Mehmed Osman, M. Yamulkizâde, İbn el Reşid, Süleyman Sabri, Lawê Delal vd.

Kurdistan Mecmuası’nın yayın politikasına gelince; dergi Kürdistan Teali Cemiyeti’ne bağlı olarak yayımlandığı için, yayın politikası da KTC’nin amacı ve politikasına paralel olmuştur. Bu çerçevede yayımlanan yazılar, yapılan tartışmalar ve gelen okur mektupları değerlendirildiğinde, derginin Kürtlerde ulusal bilincin oluşturulması ve ulusal taleplerin yaygınlaştırılması yönünde bir misyon üstlendiği görülmektedir. Derginin izlediği bu yayın politikası dönemin yabancı diplomat ve askeri görevlilerinin de dikkatini çekmiş ki C. L. Woolley adlı İngiliz komutanın 10 Temmuz 1919 tarihli ve FO 371/4191 numaralı raporunda “Kürdistan dergisinin ulusal ve haftalık bir yayın”[52] olduğunu belirtmektedir. Aynı zamanda Kurdistan’ın da yazarlarından olan Hakkarili Abdurrahman Rahmi’nin Serbestî gazetesinin 483. sayısında “Kürtler ve Kürdistan” başlığı altında yayımlanan yazısında KTC’ye bağlı olarak çıkartılan yayınların amacı ve misyonunu açık bir şekilde ortaya koyarak şöyle demiştir:

Önemli bir şekilde milli hukukumuzun müdafaasına tahsis edilmiş olan SerbestîKurdistan ve Jîn gazeteleri, Kürdistan’ın her tarafında dikkatle mutalaa olunmalı, sürekli temini ve dağıtımının genişletilmesine hizmet edebilecek teşebbüslerin süratli bir şekilde ve kesinlikle icra olunmalıdır… Gazetelerimize abone olma hususunda fevkalade ehemmiyet atfedilerek günlük Serbestî gazetesiyle haftalık Kurdistan ve Jîn dergilerine ait abone bedelleri doğrudan doğruya cemiyetimiz merkezine gönderilmelidir.

Her türlü ayrılığı ve nifakı terk ile vatandaşlarımızın birlik içerisinde görevlerini güzelce ifa etmeleri, aziz vatanımızın menfaatinin gereğidir. Kürdistan, herkesten vazifesinin tamamen ifasını bekliyor.[53]

Sonuç

Bu çalışmada bir makale kapsamının elverdiği oranda Kürt basınının başlangıçtan 1922’ye kadar olan dönemine odaklandık. Söz konusu dönemdeki periyodik Kürt yayınları, Kürt aydınlanmasını başlatmış ve ona rengini vermiştir. Bu yayınların bir bölümü siyasi ve kültürel derneklerin yayını iken, diğer bir bölümü de bağımsız aydınların öncülük ettikleri yayınlardır. Bütün bu yayınlarda ortak amaç ya da sonucun Kürt aydınlanması olduğu gözlemlenmektedir. Bağımsızlıkçı fikirlerden Osmanlıcı ideolojik çizgi taraftarlıklarına kadar uzanan yayın politikaları içinde kültürel ve dilsel hakların ortak bir vurgu olduğu ileri sürülebilir. Baskı, sansür, sürgün ve hatta suikast gibi uygulamalara karşın ilk dönem Kürt basınının yereli tanıyan ve küreseli takip eden özelliklere sahip olduğu görülmektedir. 1922’de Ankara Hükümeti’nin muktedir olması ile söz konusu yayınların çeşitli dallarında imzası olan isimlerin kişisel ve toplumsal maceraları sürgün, hapis, idam ve teslimiyet gibi bağlamlara ulanır. Kuzey Kürdistan’da Kürt basınından tekrar söz edebilmemiz için ise, 1922’nin üstünden yaklaşık 40 senenin geçmesi gerekecektir.

Anahtar sözcükler: Kürt süreli yayınları, Kürt basını, Kürt dergileri, Osmanlılar ve Kürtler

Kurdish Press in Late Ottoman Empire

Abstract: In its latest century Ottoman Empire witnessed a bloom of periodicals published by civilian groups and peoples of diverse ethnicities and faiths. The Kurdish periodicals were not an exception and the Kurdish press embarked on its life with the daily Kurdistan first published in 1898 and lasted until the end of  the Ottoman Empire in 1922. During this period of twenty-five years, several Kurdish periodicals were published in a large territorial area that spans from Elazığ to İstanbul, from Cairo to London. These periodicals can be considered as the manifestation of national and cultural awakening among the Kurdish intellectuals in parallel with the sociological change the Kurdish society at large went through. It is imperative to understand their distribution network, their relationship with the readers and potential readers as well as the social and cultural interactions of the period in question. This article briefly introduces each of these periodicals together with the institutions and individuals involved and examines their approaches to local and international events and developments.

Keywords: Kurds’ periodical press, Kurdish Press, Kurdish Magazines, Ottomans and Kurds

 

Kaynak: Kebikeç, yıl 2021, sayı: 52, sayfa: 193-216

 

[1] Serbestî, no: 142, Constantinopole, 26 Mart Sene 1325.

[2] Serbestî, no: 144, Constantinopole, 28 Mart Sene 1325.

[3]BOA, 328-33, (R) 06-09-1324 (19 Kasım 1908).

[4] BOA, 2730-76, 14-01-1327 (H) (5 Şubat 1909).

[5] BOA, 2820-81, 02-05-1327 (H) (22 Mayıs 1909).

[6]Kurdistan gazetesinin ilk sayısının basım tarihiyle ilgili farklı düşünceler de vardır; Dr. Magded Sapan, ilk sayının basım gününü o dönemde Mısır’da çıkan gazetelerle karşılaştırarak tarihin 21 Nisan 1898’e tekabül ettiğini belirtiyor. Bkz. Dr. Magded Sapan, Rojnamey Kurdistan û Helumercî Derçûnî Yekem Rojnamey Kurdî, Kurdistan-Hewlêr, 2021, r.  275

[7]Kurdistan, no: 25, Duşenbe, 6 Camezeyilahir sene 1318, Folkstone.

[8] BOA, 30-1685, 08-12-1315 (H).

[9] BOA, 36-48, 05-05-1318 (H) 31 Ağustos 1900).

[10] BOA, 398-2, 10-01-1316 (H).

[11]Kurdistan, no: 9, Sêşenbe, 20 Receb 1316.

[12]Mehmet Salih Bedir-Han, Defter-i Â’malım (Mehmed Salih Bedirhan’ın Anıları), Yayına hazırlayan: Mehmed Uzun-Rewşen Bedir-Han, s. 30-31, Belge Yayınları, İstanbul,1998.

[13]Ümmid, sayı: 2, 6 Cemaziyel Evvel 1318 (1 Eylül 1900).

[14]Ümmîd, sayı: 2, 6 Cemaziyel Evvel 1318, s. 1.

[15]Ümmîd, sayı: 2, 6 Cemaziyel Evvel 1318, s. 1.

[16]Ümmîd, sayı: 2, 6 Cemaziyel Evvel 1318, s. 2.

[17]BOA, 327-147, R-31-08-1324) (13 Kasım 1908).

[18] Serbestî, no: 1, Pazaretesi 3 Teşriniaani 1324, Constantinopole.

[19] BOA, 335-97, 23.05.1325 (R).

[20] BOA, 604-97, 30-05-1325 (H).

[21]BOA, 416-67, 21-10-1325 (R).

[22]Hetawî KurdMuhterem Hetawî Kurd Gazetesi Müessislerine, no: 2,Teşrinievvel 1329 (4 Aralık 1913).

[23] Geniş bilgi için Bkz. Seîd Veroj, Mewlanzâde Rifat û Serbestî. Stenbol: Weşanên Weqfa Îsmaîl Beşîkçi. 2017.

[24]Şark ve Kürdistan, no: 1, R- 25 Teşrinisani 1324 ( 8 Aralık 1908), İstanbul.

[25]Şark ve Kürdistan, no: 1, R- 25 Teşrinisani 1324 ( 8 Aralık 1908), İstanbul, s. 1.

[26]Şark ve Kürdistan, no: 1, R- 25 Teşrinisani 1324 ( 8 Aralık 1908), İstanbul, s. 1.

[27]Şark ve Kürdistan, no: 1, R- 25 Teşrinisani 1324 ( 8 Aralık 1908), İstanbul, s. 2.

[28]Şark ve Kürdistan, no: 5, 5 Kanunievvel 1908, İstanbul, s. 3.

[29]Şark ve Kürdistan, no: 1, R- 25 Teşrinisani 1324 ( 8 Aralık 1908), İstanbul, s. 2.

[30]Kürd Tevaün ve Terakki Cemiyeti Gazetesi, no: 1, Hicri 11 Zilkade 1326 (5 Aralık 1908).

[31]Kürd Tevaün ve Terakki Cemiyeti Gazetesi, Kovara Kurdi-Tirkî & Kürdçe-Türkçe Dergi (1908-1909), Wergêr: M. Emîn Bozarslan, Sweden, 1998, s. 68.

[32]Kürd Tevaün ve Terakki Cemiyeti Gazetesi, Kovara Kurdi-Tirkî & Kürdçe-Türkçe Dergi (1908-1909), Wergêr: M. Emîn Bozarslan, Sweden, 1998, s. 54.

[33] Dr. M. Şükrü Hanioğlu, Bir Siyasal Düşünür Olarak Doktor Abdullah Cevdet ve Dönemi, Üçdal Neşriyat, Ankara, 1981, s. 315

[34]Bilal Şimşir, Kürtçülük 1787-1923, Bilgi Yayınevi, 3. Basım, İstanbul, 2009, s. 258.

[35]T. Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler, Cilt 1, İkinci Meşrutiyet Dönemi, İletişim Yayınları, 4. Baskı, İstanbul, 2011, s. 434.

[36]Sedâ, no: 1, 9 Zilkade 1327 / 9 Teşrinisani 1325/ (22 Kasım 1909), Mamüratülaziz Vilayeti Matbaası, s. 1.

[37]Sedâ, no: 1, 9 Zilkade 1327 / 9 Teşrinisani 1325/ (22 Kasım 1909), Mamüratülaziz Vilayeti Matbaası, s. 1.

[38]Sedâ, no: 1, 9 Zilkade 1327 / 9 Teşrinisani 1325/ (22 Kasım 1909), Mamüratülaziz Vilayeti Matbaası, s. 1.

[39]Kurdistan, aded: 8, s. 2, 21 Mayıs 1335 (21 Mayıs 1919).

[40]Kurdistan, aded: 8, s. 2, 21 Mayıs 1335 (21 Mayıs 1919).

[41]KurdistanMilli Tezahürat, aded: 8, s. 2, 21 Mayıs 1335 (21 Mayıs 1919).

[42]Rojî Kurd, Gaye, Meslek, 6 Haziran Sene 1329(19 Haziran 1913), s. 2-3.

[43] Kadri Cemil Paşa (Zinar Silopi),Doza Kurdistan (Kürdistan Davası), Kürt Milletinin 60 Yıllık Esaretten Kurtuluş Savaşı Hatıraları, Özge Yayınları, Ankara, 1991, s. 41.

[44]Ahmet Alan, Hetawî Kurd (1913-1914), Kürd Talabe Hêvî Cemiyeti Beyannamesi, Hetawî Kurd, no: 4-5, Avesta Yayınları, İstanbul, 2017, s. 254.

[45] Yazar, “ümid sözcüğü ile aynı anlama gelen “hêvî”, yani sözü edilen cemiyeti kastetmektedir.

[46] M. Emîn Bozarslan, Kürdçe Üzerine, Jîn, Kovara Kurdî-Tirkî Kürdçe-Türkçe Dergi 1918-1919, cild III, s. 634.

[47]Jîn, no: 1, 7 Teşrinisani 1334 (7 Kasım 1918).

[48]Jîn, no: 36, 21 Haziran 1336 (21 Haziran 1920).

[49]Kurdistan, no: 1, Pencşenbe, 30 Kanunisani 1335 (30 Ocak 1919).

[50]Kurdistan, no: 8, 31 Mayıs 1335 (21 Mayıs 1919).

[51]Viladimir Minorsky & Thomas Bois, Kürt Milliyetçiliği, Örgün Yayınevi, İstanbul, 2008, s. 202.

[52]Ahmet Mesut, İngiliz Belgelerinde Kürdistan 1918-1958, Doz Yayınları, İstanbul, 1992, s. 47-48.

[53] Serbestî, Kürtler ve Kürdistan, no: 483, 2 Mayıs 1919, s. 1.

Kaynak : Kovarabîr

Bu yazı toplam 635 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar