Celâl Temel

Celâl Temel

Yazarın Tüm Yazıları >

Kılıçlar altında ilk dönem Kürd önder ve aydınları - 4

A+A-

4. YAZI

(Önceki yazıdan devam ediyor…)

16-) Dr. Abdullah Cevdet (1869-1932)

1-abdullah-cevdet.jpg

      9 Eylül 1869 tarihinde Arapkir’de doğdu. Hozat, Arapkir ve Elazığ’da ilk ve orta öğretimini gördükten sonra, 1885 yılında Kuleli Askeri Tıbbiyesi’ne girdi. Yüksek öğrenimini de Mektebi Tıbbiyeyi Şahane’de gördü. 1889 yılında üç tıbbiyeli arkadaşıyla, daha sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne (İTC’ye) dönüşecek olan Osmanlı İttihad Cemiyeti’ni kurdular. 1894 yılında tıbbiyeden mezun olarak doktor oldu. Doktorluğun ilk yıllarında kolera salgını dolaysıyla Diyarbakır’da görev yaparken Mehmet Ziya (Gökalp) ile tanıştı.

      Siyasi faaliyetlerine devam ettiği gerekçesiyle Fizan’a, Tunus’a sürgün edildi. Avrupa’da bir süre, İTC merkez komitesinde yer aldı. Bu sırada Avrupa’daki bazı gazetelere “Bir Kürd” imzasıyla yazılar yazdı. 1903 yılında Cenevre’de, İçtihad dergisini yayımlamaya başladı. Sonra dergiyi Mısır’a taşıdı. Bu sıralarda İttihatçılarla (Jön Türklerle) arası bozuldu.

        Batıcı fikirlere sahip bir Osmanlı Kürd entelektüeli olarak dikkat çekti. Biyolojik materyalizmi anlatan eserleri yayımlandı. Dönemin en önemli düşünür ve yazarlarından biri olarak seküler yaşam tarzını savundu, alfabenin Latin harflerine çevrilmesini istedi. Bu sırada çeşitli yayın organlarında yayımladığı yazılarda, Kürd milletinin sosyal ve ulusal gelişimi için önermeler yaptı. Kürd aydınlarının Kürd halkının arasına, Kürdistan’a gitmesini savundu.

        Meşrutiyet’ten sonra 1910 yılı sonunda İstanbul’a döndü ve Cağaloğlu’nda, İçtihad Evi adlı binasında İçtihad dergisini yayımlamaya devam etti. Bu sırada yayımlanan Roji Kurd ve Hetawî Kurd gibi Kürd dergilerinde de yazıları yayımlandı. Birinci Dünya Savaşı sırasında ara verdiği İçtihad yayınına, 1 Kasım 1918’den itibaren tekrar başladı. Bu sırada yayımladığı bazı dergi ve kitaplarda Latin harflerini kullandı. Tıp, politika, felsefe ve sosyoloji gibi değişik alanlarda, elliye yakın kitap yazdı ve çeviriler yaptı.

       Savaştan sonra (1918’de), Kürd aydınları onun sahibi olduğu Cağaloğlu’ndaki İçtihad Evi’nde ve onun yanında kirasını kendisinin ödediği bir büroda bir araya gelirken en büyük destekçi, ekonomik durumu iyi olan Abdullah Cevdet’ti. Jîn dergisi yayınına ve Kürdistan Teali Cemiyeti’nin (KTC) kurulmasına destek oldu. KTC’de aktif görev almasa da üye oldu, arka planda hep o vardı.

       Mütareke yıllarında, Mustafa Kemal’in onun düşüncelerinden yararlandığı belirtildi. Bir çok Kürd aydını yurt dışına çıkarken veya sürgün edilirken o İstanbul’da kaldı ve daha çok edebi konulara ağırlık veren İçtihad’ı çıkarmaya devam etti. 1904’te Cenevre’de başlayan İçtihad dergisi yayını, ölümünden sonra yayımlanan 358. sayı ile son buldu. 29 Kasım 1932 tarihinde kalp krizi sonucu öldü.

 

17-) Mevlanzade Rıfat (1869-1930)

2-mevlanzade-rifat.jpg

       Mevlanzade Rıfat, kütüphaneler müfettişi olan babası Abdurrahman Nacim’in İstanbul’daki görevi sırasında, İstanbul’da doğdu. Ailesi Süleymaniye Kürdlerindendir. Tüm öğrenimini İstanbul’da gördü. Hukuk Mektebi’nden mezun olduktan sonra, çeşitli yerlerde adliye veya cezaevi kalemlerinde memur olarak çalıştı. Memuriyeti sırasında, defalarca sürgün edildi.

       Maceralı bir yaşamı olan Mevlanzede Rıfat, görevi sırasında Sinop ve Kayseri’de tutuklandı, Sultan Abdülhamid’e karşı, Sultan Reşad taraftarı olduğu gerekçesiyle yıllarca sürgünlerde yaşadı. 12 yıl sürgünlerde kaldıktan sonra, 1908’de Meşrutiyet’in ilanıyla, Yemen’in Sana şehrinden İstanbul’a döndü. Tüm bu süreçlerde Abdülhamid karşıtı olduğu hâlde tekçiliği savunan İttihatçılarla da anlaşamadı, çoğulcu bir Osmanlıcılığı savundu.

      1908’de Hasan Fehmi Bey’le birlikte Serbesti gazetesini yayımlamaya başladı. Bu dönemde liberal partilerde yer alsa da Serbesti gazetesi sahipliği kimliği ön plana çıktı. Gazete, Meşrutiyet sürecinde İttihat-Terakki’ye muhalefetin odağı oldu. Gazetenin baş yazarı Hasan Fehmi, 5 Nisan 1909 tarihinde bir suikast sonucu öldürüldü. Bu sırada Mevlanzade Rıfat tekrar sürgün edildi. Serbesti gazetesini, bir süre Avrupa’da, Mısır’da çıkartmaya devam etti. Adeta Serbesti gazetesiyle özdeşleşti.

      Meşrutiyet dönemiyle ilgili değerlendirmesi şöyledir: “İnkılâbımızın önceki devrine, ‘Sultan Abdülhamid İstibdadı’, ikinci devrine, ‘İttihat ve Terakki zorbalığı’ diyeceğiz.”

      Serbesti kapatıldıktan sonra, Osmanlıcılıktan ümidini kesen Mevlanzade, 1913 yılından itibaren Kürd yayınlarında (Hetawî Kurd gibi) yazılar yazdı. 1913-1918 yılları arasında Erkekler Dünyası diye bir dergi çıkarttı.

       Savaştan sonra hem yeniden Serbesti yayına başladı hem de Radikal Avam Fırkası adlı siyasi partinin genel başkanlığını yaptı. Bu sırda kurulan Kürdistan Teali Cemiyeti ve Kürdistan Teşkilatı İçtimaiye Cemiyeti kurucuları arasında da yer aldı. 10 Temmuz 1919 tarihinde Kürdistan Teali Cemiyeti ile Osmanlı Hükümeti arasında yapılan görüşme heyetindeki üç kişiden biri oydu.

      1922 yılında yurt dışına çıktı. TBMM’nin 1924 yılında yayımladığı 150’likler sürgün listesinde onun da adı vardı. Suriye’de Hoybun’a üye oldu. 1930 yılında Şam’da geçirdiği kalp krizi sonucu öldü.

 

 

18-) Mustafa Yamulki Paşa (1866-1936)

3-mustafa-yamulki-pasa-002.jpg

       Süleymaniye’de doğdu. İlk medrese eğitimini ve Askeri İdadi’yi Süleymaniye’de okuduktan sonra Bağdat’ta Askeri Rüştiyesi’ni birincilikle bitirdi. 1882’de subay olarak Osmanlı ordusuna katıldı. Çeşitli yerlerde subaylık yaptı, başarılarından dolayı nişanlar aldı. 1904 yılında albaylığa, 1909 yılında tuğgeneralliğe terfi etti. Birinci Dünya Savaşı öncesinde, 1914 yılında emekli edildi.

      1918’de Kürdistan Teali ve daha sonra kurulan Kürdistan Teşkilatı İçtimaiye cemiyetlerine üye oldu. 1919-1920 döneminde Ermeni Tehciri ile ilgili olarak kurulan Osmanlı Harp Divanı Başkanı sıfatıyla İttihatçılarla ilgili verdiği kararlardan dolayı Türk milliyetçileri, aleyhinde kampanyalar düzenlediler, ona “Nemrut Mustafa” lakabını taktılar. Cumhuriyetin kuruluşundan sonra, sürgün kararı verilen 150 kişiden biriydi.

       Türkiye’den ayrıldıktan sonra, Güney Kürdistan’a geçti, Şeyh Mahmud Berzenci Hükümeti’nde Eğitim Bakanlığı yaptı. Bakanlığından sonra da Süleymaniye’de yaşamaya devam etti. Uzun süren hastalığı dolaysıyla Bağdat’ta tedavi görürken 29 Ocak 1936 tarihinde öldü. Cenazesi Süleymaniye’de toprağa verildi.

      Vasiyeti üzerine mezarına aşağıdaki Kürdçe iki mısra yazıldı: “Ditirsim ey welat bimrim, nebînim baxtîyarî to / Binivîsin ba le ser qebrim, welat xemgîn û min xemgîn...” (Ey vatan korkarım ölürüm, göremem senin bahtiyarlığını / Mezarıma yazın, vatan mahzun ben mahzun)

 

 

19-) Şerif Paşa (1865-1951)

s-007.jpg

       13 Ocak 1865’te İstanbul Üsküdar’da doğdu. Şûrayı Devlet ve Hariciye Nazırlığı yapan Kürd Sait Paşa’nın oğludur. Galatasaray Sultanisi’ni bitirdikten sonra Paris’te Harb Okulu’ndan mezun oldu. Bir süre Avrupa’da çeşitli görevlerde bulundu. 1890 yılında, daha sonra sadrazam olan İttihatçı Said Halim Paşa’nın kızı ile evlendi. (Said Halim Paşa, Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın torunudur.)

      1898 yılında Stockholm elçiliğine atandı. Yurt dışında olduğu sırada, Abdülhamid’e karşı İttihatçılarla işbirliği yaptı. Meşrutiyet’in ilanından sonra İstanbul’a döndü. Ancak İttihatçılarla anlaşamadı ve bir yıl sonra Paris’e döndü; İTC’nin en büyük muhaliflerinden biri oldu. 1909-1914 yılları arasında Avrupa’da yayımladığı Meşrutiyet adlı bir gazetede İttihatçı Hükümet aleyhinde yazılar yazdı ve İttihatçıların boy hedefi oldu. Cenevre’de 1919 yılında düzenlenen Osmanlı Liberaller kongresinde, Paris Barış Konferansı’na Osmanlı temsilcisi olarak katılması kararı alındı.

       Konferans sürecinde Osmanlı temsilciliğinden çekildi, yalnız Kürd temsilcisi olarak konferansta yer aldı. Konferansta Kürd temsilcisi olarak büyük çaba gösterdi. Kürdlerin hukukunu savunmak için, 22 Mart 1919 tarihinde, konferansa, “Kürd Halkının Talepleri Üzerine Muhtıra” adıyla bir metin sundu. Metinde; Kürdlerin yoğun olarak yaşadıkları bölgelerin, yani Kürdistan’ın sınırları belirtiyordu. Konferanstaki Ermeni temsilcisi Boğos Nubar Paşa ile de anlaştı.

       Kürd-Ermeni uzlaşma çabaları, Kürdistan Teali Cemiyeti tarafından desteklenirken Osmanlıcı ve İslamcı Kürd aydınları ve dönemin Türk basını onun aleyhinde büyük karalama kampanyalar yaptılar. Hükümet yetkililerinin öncülüğünde Kürdistan’dan, ona protesto telgrafları yağdırıldı. Bazıları uydurma, bazıları Kürd aşiret ileri gelenleri ve işbirlikçi şehir esnafına imzalatılan telgraflar sonucunda, Kürd temsilciliğinden çekilmek zorunda kaldı.

       Sevr Antlaşması’nın imzalanmasından kısa bir süre önce de Paris’ten ayrılarak İtalya’ya yerleşti. Adeta küstü!.. 22 Mart 1951’de İtalya’da öldü, vasiyeti üzerine, Mısır’da, Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın torunu olan eşinin yanında toprağa verildi.

 

 

20-) Bediüzzaman Said-i Kurdî (Nursi) (1878-1960)

5-bediuzzaman-said-nursi.jpg

       Bitlis’in Hizan ilçesi Nurs köyünde doğdu. Bölgedeki değişik medreselerde eğitim gördü. 1907 yılında ilk kez İstanbul’a gitti. Genç yaşta oradaki diğer İslam âlimlerinin dikkatini çekti. O sırada İstanbul’da bulunan Mısır Camiü’l-Ezher Üniversitesi hocalarından Şeyh Bahid Efendi’nin bir sorusuna verdiği cevapta, şu meşhur sözü söyledi: “Avrupa bir İslam devletine, Osmanlı da Avrupa’ya hamiledir.

        Kendisine, “zamanın harikası” anlamında “Bediüzzaman” lakabı takıldı. “Kürdistan’ın sarp kayaları arasından” gelen biri genç olarak İstanbul’da kıskançlıkla karşılandı. Geleneksel Kürd kıyafetleriyle İstanbul’da gezerken, artık ona “Said-i Kürdi” deniyordu.

       Sultan Abdülhamid’e, Osmanlının geleceği ve İslam’ın birliği için, Kürdçe eğitim yapılmasını önerdi. Buna karşılık hakkında soruşturma açıldı, tutuklandı ve o sırada geçirdiği ruhi bunalım bahane eden hükümet onu tımarhaneye benzer bir hastaneye attı. Bununla ilgili olarak şöyle diyordu: “Ey Kürdler! Tımarhaneyi kabul ettim. Ve Kürdlüğü lekedar etmemek için, padişahın isteği ve maaş ve padişahın hediyesini kabul etmedim.”

       Abdülhamid’e karşı, hürriyet adına İttihatçıları destekledi. II. Meşrutiyet dönemindeki Kürd kurumları içinde yer aldı, Kürdlerle ilgili yazılar yazdı. Dönemin önemli Kürd dil bilimcisi Modanlı Halil Hayali’yle Kürdçe dili ile ilgili ortak çalışmalar yaptı. 31 Mart Vakasına destek verdiği, İtthad-ı Muhammedî cemiyetine üye olduğu gerekçesiyle yargılandı.

       Birinci Dünya Savaşı’nda, Rusların Bitlis’i işgal ettiği sıralarda, Ruslara esir düştü, iki buçuk yıl sonra, 1918 yılı yaz aylarında İstanbul’a dönebildi. Dönüşte, önce, eski öğrencisi Müküslü Hamza’nın da içinde bulunduğu Kürdistan Teali Cemiyeti kuruluşunu gerçekleştirecek grupla görüştü. Müküslü Hamza, onun bir kitabını bastı. Ancak Kürd meselesinde anlaşamadılar.

       Yönünü tamamen İslam’a hizmete çevirmeye karar verdi. Böylece cumhuriyet dönemiyle birlikte, “Said-i Kürdi” olarak bilinen “Eski Said” devri bitti, “Said-i Nursi” olarak adlandırılan “Yeni Said”, yani Nurculuk devri başladı.

      Sistemin hep kontrolünde oldu, yaşamı hep sürgünlerde geçti. 23 Mart 1960 tarihinde bir Urfa ziyareti sırasında vefat etti. Önce Urfa’da gömüldü. 27 Mayıs Darbesi sonrasında mezarı açılarak cesedi bilinmeyen bir yere götürüldü.

 

 

21-) Süleymaniyeli Tevfik (Pîremêrd) (1867-1950)

6-piremerd-001.jpg

       Süleymaniye yakınlarındaki bir kasabada doğdu. Asıl adı, Tevfik Mahmud Hamza’dır. Genel olarak “Süleymaniyeli Tevfik” olarak bilinirken şiirlerini “Pîremêrd” imzasıyla yayımladı.

       İlk medrese eğitimini Süleymaniye’de gördü. Daha 15 yaşlarında iken Süleymaniye nüfus dairesinde katiplik yapmaya başladı. Mahkemelerde de katiplik, başkatiplik yaptı. Sultan Abdülhamid’in daveti üzerine, 1898 yılında İstanbul’a gitti.

      1899’da hukuk fakültesinde okurken Abdülhamid onu Meclis-i Âli’ye aldı. Edebiyata meraklı olan Tevfik Bey’in, Tercümani Hakikat ve İkdam gibi çeşitli gazetelerde, Kürdçe, Türkçe şiirleri, yazıları yayımlandı.

      Meşrutiyet’in ilanından sonra Kürd Teavün ve Terakki Cemiyeti’nin kurucuları arasında yer aldı ve cemiyetin adıyla yayımlanan gazetenin sorumlusu oldu. Gazete dokuz ay sonra kapatılınca, çeşitli Kürd yayınlarında şiirleri ve yazıları yayımlamaya devam etti. Bazen Süleymaniyeli Tevfik bazen Pîremêrd adını kullandı.

       1909 yılından itibaren çeşitli yerlerde (Çolemerg, Beytüşşebap da dahil) kaymakamlık, 1918-1923 yılları arasında Amasya valiliği yaptı. Kürdistan Teali Cemiyeti’ne üye oldu, cemiyetin yayın organı Jîn dergisinde yazı ve şiirleri yayımlandı.

       1924 yılında, İstanbul’dan ayrılarak doğduğu yer Süleymaniye’ye yerleşti. Bu sırada eşi, kızı ve iki oğlu Nejad ve Vedat İstanbul’da kaldı. Daha doğrusu eşinin ailesi, eşinin ve çocuklarının onunla gitmesine engel oldu. Avukat olan oğlu Nejad Sav (1904-?), günümüz politikacılarından eski Barolar Birliği Başkanı Atilla Sav (1931-2020) ve Büyükelçi M. Ergün Sav’ın (1933-2015) babasıdır.

       Süleymaniye’ye gittikten sonra, önce Jîyan, sonra Jîn adlı gazeteyi çıkarttı. Orada kurulan Cemiyet-i Zanistî (Bilim Derneği) adlı cemiyete üye oldu. Kürdçe diliyle çok sayıda kitabı yayımlandı. Büyük bir Kürd edebiyatçısıdır. 9 Haziran 1950’de Süleymaniye’de hayata gözlerini yumdu.

 

 

22-) Mirikâtipzade Ahmed Cemil (1872-1941)

       Diyarbakır Lice’de doğdu. İstanbul’da Mülkiye Mektebi’nden mezun oldu. Çeşitli ilçelerde kaymakamlık yaptı.

       II. Meşrutiyet’ten sonra legal hâle gelen İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Diyarbakır Şubesi’nin yönetim kurulunda yer aldı. Aynı zamanda akrabası olan Mehmet Ziya (Gökalp) ile önce İttihatçılar adına Diyarbakır’da çalışmalar yaptılar. Mehmet Ziya, giderek Kürdlerden uzaklaşırken o, 1908 Eylül ayında İstanbul’da kurulan, Kasım ayında Diyarbakır’da da şubesi açılan, Teavün ve Terakki Cemiyeti’nin kurucuları arasındaydı. Cemiyetin aynı adla yayımladığı gazetenin de başyazarlığını yaptı.

      1918 yılında İstanbul’da Kürdistan Teali Cemiyeti (KTC) kurulunca, aynı sırada Diyarbakır’da da KTC’nin aktif bir şubesi açıldı. Bu şubenin kurucularından biri de o oldu. Bu sırada Ekrem Cemilpaşa’nın Diyarbakır’da yayımladığı Gazi gazetesinde yazıları yayımlandı.

       1920’li yıllarda, Diyarbakır’dan tamamen ayrılarak İstanbul’a yerleşti. Kürd ulusal mücadelesinden de uzaklaştı. Diyarbakır tarihi başta olmak üzere, çeşitli kitapları yayımlandı. Asena soyadını aldı, 24 Şubat 1941 tarihinde İstanbul’da öldü.

/CT/

 

(Devam ediyor…)

 

Bu yazı toplam 403 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.