Faik Bulut: Arapçılığı benimsemiş Suriyeli bir Kürt düşünürü: Muhammed Kurd Ali

Faik Bulut: Arapçılığı benimsemiş Suriyeli bir Kürt düşünürü: Muhammed Kurd Ali

.

A+A-

 

Faik Bulut / Independent Türkçe

Yazının başlığını, gazeteci Muhammed El Seyyid Ebu Reyyan tarafından "İdaat" sitesinde yayımlanan 13 Mayıs 2016 tarihli makalesinden ödünç aldım:

"Pan Arabizm Gayesiyle Yaşamış Olan Kürt: Muhammed Kurd Ali."

Kimileri, kendisini 20'nci yüzyılın "İbn Haldun'u" diye tanımlasa da, biz daha ölçülü davranarak Muhammed Kurd (Kürt) Ali hakkında, "Suriyeli İbn Haldun" sıfatını kullanmakla yetinelim.
 

Suriye'nin İbni Haldun'u Muhammed Kurd Ali.jpg

Suriye'nin İbn Haldun'u Muhammed Kurd Ali

Suriye'nin önde gelen şairlerinden Hayreddin el Zirikli de, onu tanımlarken şöyle diyor:

Adeta İbn Haldun'un ruhu içine sinmiş. İbn Haldun'un 'Mukaddime' adlı eserindeki yöntemle dünyaya, olaylara, toplumlara bakıp yorumluyor.


Kurd Ali, yaşadığı dönemde, başkent Şam'ın yakın taşrasındaki Ğuta (El Ğuta, الغوطة ) bölgesinde kalıyordu.

Burada tefekküre dalarak fikirsel ürünlerini kaleme aldı. 100 yıl kadar önce ikametgâhı sayılan Ğuta'nın coğrafi ve sosyolojik tasvirini aşağıdaki satırlarla yapmıştı:

Bir araştırmacı, Şam ile iki Ğuta arasındaki lazım-melzum (birbirine sıkı sıkıya bağlı ve muhtaç) ilişkisi,  gerektiği gibi incelemelidir. Yöresindeki bağ, bahçe ve köyleriyle Şam'ı çevreleyip soğuk sularıyla besleyen Ğuta, batıdaki El Rubwe'ye açılan vadinin başlangıcıdır…

Köyleriyle birlikte Ğuta'nın nüfusu 100 bin kişiyi aşmaktadır. Toprakları pek verimlidir. Turunçgiller dışında envai çeşit sebze ve meyve yetişir. Ğuta, Şam'ın kileri, ambarı ve erzak deposudur. Ğuta'sız bir Şam düşünülemez...
Çaresizlik ve yaratıcılık nedir, onu Ğuta'da öğrendim. Tabiatın yumuşak ve sert halini orada yaşadım. Getirdiği afetleri de. 

Bir keresinde çekirgelerin istilasına tanık oldum. Meyve ve sebzelerin kökünü kurutmuşlardı. Açlığı, sefaleti, sel ve zelzelenin ortalığı mahvedişini de gördüm. Daha düne kadar bataklık sayılan yerlerin kuraklıktan yarılmış susuz topraklara dönüştüğünü de. 

Ğuta ahalisinin sevinç ve neşesini, bayramını seyranını da paylaştım. Özel münasebetlerde rengârenk giysilerini, özellikle masmavi ipekli kumaşlarla süslenmiş bedenlerini gördüm. 

Ağaları ve beylerinin en lezzetli yemekleri yedikleri anlarda altta kalan ahalinin sadece mısır ve arpa ekmeğiyle yetindiklerini, hatta bunları bile bulamadıklarını iyi bilirim. Zira aralarına karıştım; onlarla haşır neşir oldum, fakirhanelerine, meskenlerine girdim. Ahvalleri nicedir diye sorup çaresiz cevaplar aldım.

Büyük küçük, kadın erkek demeden cahillik her köyde mevcut; okuma yazması yok ahalinin. En zeki olanları, imkân varsa yakındaki bir medreseye gidip elifba'yı söküyor. On binlerce insan içinde parmakla sayılacak kadar az yaşlı ve genç insan, gazete-kitap okuyabiliyor; haber dinleyebiliyor; memleketin gidişatıyla ilgilenebiliyor; zamana ayak uydurmaya çalışıyor.


İbn Haldun benzetmesinin kendisine uygun olup olmadığı sorusunu, hayatı ve fikirlerine dayanarak yanıtlayacağız.

Tam adı Muhammed bin Abdulrezzaq bin Muhammed Kurd Ali olup, 1876'da Süleymaniyeli Kürt bir baba ile Çerkes bir annenin evladı olarak Şam'da dünyaya gelmiştir.
 

Muhammed Kurd Ali.jpeg

Muhammed Kurd Ali


Suriye'de yaşamasından ötürü "Suriyeli düşünür" unvanıyla bilinmektedir. Arap dili ve edebiyatına düşkünlüğü bir yana, Arap-İslam kültürünü olumsuz dış etkilere karşı savunan bir tutuma sahiptir.

Aynı zamanda çağın gereklerini yerine getirmek babından fikir ve sanat alanında reformdan yanadır. 
İlkokulda okuma yazma öğrenmenin yanı sıra Kur'an ve İslamî kurallar eğitimi alan Kurd Ali Şam'da bulunan Rüştiye (ortaokul) okulundaki derslere ilaveten Türkçe (Osmanlı dönemi) ve Fransızca öğrendi.

Mezun olunca aynı şehirde lise derecesine denk gelen El Aziriye Ruhban Okulu'na devam etti. 
 

M. Kurd Ali'nin nadir rastlanan gençlik fotoğrafı.jpg

M. Kurd Ali'nin nadir rastlanan bir gençlik fotoğrafı


Okuduğu sırada basın dünyasına da merak saldı; babasının yardımıyla gazeteleri okuyup değerlendirmek ve gerektiğinde yayımlanmak üzere makale türünden yazılar kaleme almaya başladı. 

Arap dünyasının uyanışı ve dinde ıslahat (tecdit, reform) fikriyatının öncülüğünü yapan tanınmış Şamlı öncü düşünürlerle temasa geçip, onlardan feyz alma yoluna gitti.

Şeyh Selim El Buhari (1851-1928), Muhammed El Mubarek, Şeyh Tahir bin Salih El Cezayiri (1847-1916) bu tür âlimlerin başında geliyordu.
 

Suriye'deki Arap dili ve edebiyatının başta gelen bilgelerinden Şeyh Tahir El Cezayiri-wikipedia.org_.jpg

Suriye'deki Arap dili ve edebiyatının başta gelen bilgelerinden Şeyh Tahir El Cezayiri / Fotoğraf: Wikipedia


Onların sayesinde dini manada ilim ile modern anlamda bilim, edebiyat, dil, belagat (iyi konuşma ve hitabet sanatı), sosyoloji, tarih, felsefe, fıkıh, ve tefsir ( ki son ikisi İslam'a ilişkin konulardır) alanında yayımmlanmış çeşitli kitapları okudu. 

Eski Türkçe ve Fransızca biliyordu. 1892'de hariciye işlerinde kâtip olarak çalıştı. Beş yıl sonra El Şam ismiyle, resmi haftalık bir gazete çıkardı.

Üç yıl bu işini sürdürdü. Beş yıl boyunca El Muktataf adlı Mısır dergisinde muhabirlik yapıp yazılarını yayımlattı. Böylece Mısır kamuoyunda tanınır hale geldi.

Kahire'ye ilk seyahati 1901 yılında gerçekleşti. Orada kaldığı 10 ay boyunca El Raid dergisinin yayın yönetmenliğini yaptı.
 

M. Kurd Ali, Kahire'deki dostlarıyla.jpg

M. Kurd Ali, Kahire'deki dostlarıyla


Ülkede vebanın ("yersinia pestis" adı verilen basilin yol açtığı hastalığın) yayılması üzerine Şam'a döndü.

Suriye'deki Osmanlı yönetimine ihbar edilmesi sonucunda evi arandı. 1905'te beraat ettikten hemen sonra tekrar Mısır'ın yolunu tuttu.

1906'da El Muqtabas isimli aylık dergiyi çıkardı. Bilimsel, edebi ve tarihi konularda makaleler yayımladı.

Bu arada El Zahir isimli günlük gazetenin yayın yönetmeni oldu. Gazete kapatılınca, Mısır'ın en meşhur gazetecisi sayılan Şeyh Ali Yusuf, onu sahibi olduğu Gazete El Mueyyed'in yazı kurulunda görevlendirdi.

Bu gazete, o devirde İslam dünyasının en büyük yayın organı sayılıyordu. 
 

M. Kurd Ali'nin farklı bir fotoğrafı-Şam Bilgesi olarak biliniyor.jpg

M. Kurd Ali'nin farklı bir fotoğrafı 'Şam Bilgesi' olarak biliniyor 

O dönemde çökmek üzere olan Osmanlı devletiyle de bağlantıları vardı. Kendi anlatımına bakılırsa; 12 yıl boyunca İttihat ve Terakki Cemiyeti (İTC) taraftarı olarak Sultan II. Abdülhamid'in devrilmesini ve Meşrutiyet ilanını desteklemişti.

Oradaki bir makalesinde tutumunu şöyle açıklıyordu:

İTC hükümetinin makul olan her yaptığını desteklemek, yanlışlarını eleştirmek ve tartışmak. Zira ben, fikirlerin tartışarak berraklaşacağına ve aydınlığa kavuşacağına, doğru olanları yaymanın yararlı olacağına inanıyorum.

Arap milli ruhunun da bu şekilde canlandırılıp yurtsever bir politika üretebileceği kanaatindeyim. Yurtseverlik, yabancılara karşı kör bir düşmanlık ve nefret duygusu değildir. Tam tersine, Batı ülkelerinde ilerlemeye yararlı olabilecek her şeyi kabullenip benimsemek demektir yurtseverlik.


Meşrutiyet'in ilan edilmesiyle birlikte 1908'de memleketi Şam'a döndü. Mısır'da çıkardığı El Muqtabas dergisini bu kez Suriye'nin başkentinde günlük gazete şeklinde yayımlamaya başladı.

Kendisini çekemeyen kötücüller, çıkarları zedelenenler ve yerel iktidarın karalama kampanyaları sonucunda maruz kaldığı baskılar dayanılmaz bir hale gelince, kaçak yollarla Suriye'den Fransa'ya gitti, bir süre de orada kaldı. 

Bu müddet zarfında bilimsel konulara yoğunlaştı. Siyaset ve fikir erbabıyla tanışıp görüştü. Bu seyahatinin izlenimlerini 35 makale halinde derleyip "Ğeraib-ul Ğeraib" (Garip Tuhaflıklar veya Acayip Gariplikler) başlığıyla kitap olarak yayımladı. 
 

Muhammed Kurd Ali, bir kültür konfrenasında söyleşirken.jpg

Muhammed Kurd Ali, bir kültür konfrenasında söyleşirken


Onun Paris dönüşünde Türkiye'de kalmışlığı da vardır; 1914-1918 yılları arasında günlük El Şark gazetesini yayımlamakla meşgul oldu. 

Birinci Dünya Savaşı sonrasında oluşturulan Suriye Hükümeti'nin ilk Milli Eğitim Bakanı oldu.

Suriye'nin Osmanlı'dan kopartılmasından sonra uzun zamandan beri düşlediği Arap Bilim Akademisi'ni kurdu.

Osmanlı ordusunda subaylık yaparken ve 1918'de Şam'ın düşmesinden sonra bu şehri yönetmek üzere Şerif Hüseyin tarafından askeri vali tayin edilen Ali Rıda El Rukabi başkanlığındaki ilk hükümetin onaylaması sonucu, akademi 1919'da resmiyet kazandı.

Merkezi Şam'da bulunan bu akademinin başkanlığına Muhammed Kurd Ali getirildi. Tam ismi Mecma'a-ul Luğat-il Arabiyye Fi Dimaşq (Şam Arap Dil Akademisi) olan bu kurumda, vefat ettiği 1953 yılına kadar hizmette bulundu.
 

M. Kurd Ali ve Arap Dil Akademesi kurucularıyla. jpg.jpg

M. Kurd Ali, Arap Dil Akademisi kurucularıyla


Benzer türden edebiyat ve dil akademileri, izleyen yıllarda diğer Arap ülkelerinde de kurulup yayılmaya başladı.

Kurd Ali'nin iki kez bakanlık yaptığını görüyoruz. 1920'de Cemil El Alaşi başkanlığındaki hükümette eğitim bakanı olmuş; 1928-31 yılları arasında ise Şeyh Taceddin El Hasani hükümetinde aynı göreve devam etmiştir. 

Tarih ve edebiyata tutku derecesinde düşkün olmasıyla bilinirdi. Yenilenme ve reform yoluyla Batı modern çağını yakalamanın şart olduğuna dair fikirlerini yayımladığı kitap, dergi ve gazetelerde sürekli savundu. 

Mısır'daki günlerinde yeni Selefiliğin öncülerinden Cemaleddin Afgani'ninİslam dünyasında tecdit-reform-silkinme hakkındaki fikirlerini yine Kürt asıllı ünlü El Ezher şeyhi Şeyh Muhammed Abdu'dan dinleyip etkilendi.

Muhammed Kurd Ali ile Ec'ac Efendi Nuveyhid, Filstin Radyosu günü, Kudüs 1941.jpg

Muhammed Kurd Ali ile Ec'ac Efendi Nuveyhid, Filstin Radyosu günü, Kudüs 1941


Aynı etkilenme sonucu basın ve düşün dünyasının fikir hayatına süratle girip büyük tecrübe kazandı. Bu arada sömürgeciliğe ve batılı devletlerin işgal projelerine karşı yazılar yazdı. 

Arapçaya bilgelik derecesinde vakıftı Kurd Ali. Eski Türkçe, Fransızca ve Farsça bilmesi sayesinde gidip araştırdığı kütüphane ve arşivlerde ilgilendiği konulara derinlik kazandırıp destekleyecek miktarda bilgi, belge buldu. Bunları derleyip, çalışmalarında değerlendirdi.
 

Muhammed Kurd Ali son yıllarında-kaynak-El Meyadin sitesi.jpg

Muhammed Kurd Ali'nin son yıllarından bir kare / Fotoğraf: El Meyadin sitesi


Muhammed Kurd Ali'nin en önemli eserleri ve yayımlanma tarihleri şöyle sıralanabilir:

Hutat-ul Şam (1925), El İslam ve'l Hadarat-il Arabiyye (1934), Tarih-ul Hadara (Fransızcadan çeviri), Ğerabi-ul Geraib (iki cilt), Aqwaluna ve Efa'lune (1946), Menidet-ul Sıhr ve Şıır: Dimaşq, Ğabır-ul Endulus ve Hadırıhe, Umera-ul Beyan, 1937, El Qadim ve'l Hedis, Kunuz-ul Ecdad, El Hadarat-ul İslamiye fi'l Izz'ul Arab, Ğutat-u Dimaşq, El Muslimun ve'l Mesihiyun fi'l Hurub-il Salibiyye, El Hukumat-ul Mısriyye fi'l Şam, Selese Senevatu min Hukm-i Suriye…
 

Kurd Ali, tarihini yazdığı Şam için büyülü şiir şehri demişti_.jpg

Kurd Ali, tarihini yazdığı Şam için büyülü şiir şehri demişti

 

M. Kurd Ali'nin Umera-ul Beyan kitabının kapağı.jpg

M. Kurd Ali'nin Umera-ul Beyan kitabının kapağı


İslam ve Arap Uygarlığı, Sözlerimiz ve Yaptıklarımız, Endülüs'ün Geçmişi ve Şimdiki Hali, Ecdadın Hazineleri, Arap Yükselişi Devrinde İslam Uygarlığı kitapları önemli çalışmalar arasında sayılabilir.
 

Endülüs'ün Geçmişi ve Şimdiki Hali kitabının kapağı.jpg

Endülüs'ün Geçmişi ve Şimdiki Hali kitabının kapağı

 

M. Kurd Ali'nin İslam ve Arap Uygarlığı kitabının kapağı.jpg

M. Kurd Ali'nin İslam ve Arap Uygarlığı kitabının kapağı


Muhammed Kurd Ali'nin İslam Hükümdarları Tarihi, Ahmed Bin Tulon, İbn Kuteybe'nin "El Eşribe" adlı eseri de dikkat çeken kitaplarındandır. 

Dört bölüm halinde yayımladığı hatıralarına (Kitab-ul Muzekkerat) ilaveten meşhur edebiyatçı ve hatiplerin konuşmalarıyla yazılarına ait bir derlemesi de bulunmaktadır. 
 

M. Kurd Ali'nin Hatıraları kitabı.jpg

M. Kurd Ali'nin Hatıraları kitabı


Kendisi hakkında yazılıp yayımlanmış üç yabancı kitaba rastladık: Muḥammad Kurd ʿAlī (1966), Kulturkrise und konservative Erneuerung (1990), Muḥammad Kurd ʿAlī al-muṯaqqaf wa-qaḍiyaẗ al-wilāʾ al-siyāsī (1993). 
 

M. Kurd Ali hakkında yazılan Arapça kitap kapağı.jpg

M. Kurd Ali hakkında yazılan Arapça kitap kapağı


Onun "Endülüs: Geçmişi ve Şimdiki Hali" kitabı, Emevi soyundan hanedanın İspanya'da kurduğu ve dönemine göre ekonomik, toplumsal, kültürel açıdan gelişmiş Arap ağırlıklı Müslüman bir toplumun tarihine ilişkindir.

1922 yılında Endülüs diye adlandırılan bölgede Şam tarzı mimarinin baskın olduğu bina, köşk, saray ve kültür merkezlerini; geçmişte o bölgede yılda üç kez verimli ürün verebilecek şekilde planlanmış tarım projelerini, kumaş, ipek ve nakışlı çini imalat atölyelerini gezerek tek tek anlatıyor.

O devirde Avrupalılar ile Arapların Endülüs'te sosyokültürel buluşmaları sırasında normal alışverişlere ilaveten fikirsel etkilenmelerini de gözler önüne seriyor.

Endülüs edebiyat, şiir ve felsefe ekolünün, hem farklı diyarlarda bulunan Arap-İslam halkları hem de o tarihte henüz karanlık çağını yaşayan Avrupa toplumları üzerindeki etkilerine dair örnekler veriyor.

Arap dünyasına "geçmişinizden ders alarak daima ilerlemeci olun" demeye getiriyor. 

Fransa ve Avrupa seyahatindeki izlenimlerini içeren "Acayip Gariplikler" başlıklı kitabındaki bir bölümde İngiliz toplumuna egemen olan düşünme tarzına şöyle değiniyor: 

"İngilizler, soyut fikirlerler  ve baştan beri kararlaştırılmış ekollerden nefret ederler. Bir İngiliz soyut şeylerle uğraşmaz; işi gücü pratiğe bakmaktır. Pratik mantığı, kendisine lazım olanı seçip alır. Aklına geleni zapt etmesini, nefsine hâkim olmasını bilir. Kendisini, faydalı bir yere kadar gitmekle sınırlar.

O, bu haliyle topyekûn hücum ve savunma planı yapan bir komutandan ziyade, savaşın en şiddetli anında bile cephenin bir kenarında hep yedek asker bekleten uzgörülü bir komutan gibi düşünür. Bu yüzden öncü olmak, başı çekmek onun işi değildir. Buna karşılık düşmanın muhtemel saldırısında hangi noktaları tutup direnebileceğini başından itibaren belirler. 

İngiliz aklı, somut ve elle tutulabilecek kadar yakın işlere yoğunlaşır; mesela nereden ne kadar kazanacağı, tarımdan ne miktarda mahsul alabileceği gibi konularla uğraşır. Soyut işleri hayalet işler olarak tanımlayıp, onlara boş verir. Ona göre; soyut şeyler hem ulaşılamayacak kadar uzaktır hem de ham hayaldir, dünya gerçeklerine terstir. Soyut fikirler ihtiyaç ve zorunlulukları karşılayacak şeyler değildir. 

Aynı nedenle bir İngiliz, sofu ve derviş değildir ve olamaz; çünkü ona göre din ve aşkınlık düşüncesi mevcut dünyanın ufkuyla sınırlandırılmış olup kişinin ahlak ve ruhsal durumuyla ilgilidir. 

Pek tuhaftır; İngilizlerin çoğu, genel terbiye ve eğitime yarayacak bilimlere sıcak bakmazlar. İşleri güçleri kesinlik üzerine kurulu istatistiklerle uğraşmaktır. Dolayısıyla İngiltere'de soyut bilimlerle uğraşan bir bilgeye fazla kulak asmazlar.

Onların elektrik hakkındaki bilgi veren kitaplarında bol bol kablo, tesisat döşeme, iletken maddelerin çizimleri bulunur. Aynı şekilde damlayan musluk şekilleri de vardır. İmalat sanayisinde elle tutulur gözle görülür malzemelere ve ürünlere düşkündürler.

Bu yüzden onların hikâyelerinde soyut değil, eşyanın doğal ve somut hali anlatılır. Tarih, öykü ve felsefe kitapları da böyledir; somutluk ekseninde yazılmışlardır."


Kurd Ali, bununla yetinmez. Avrupa'daki toplumsal hayat ve özellikle demokrasinin nasıl kazanıldığına ilişkin gözlemlerde de bulunur.

Örneğin İngiltere'deki demokrasinin, geçmişteki büyük halk hareketlerinin ve mücadelelerin ürünü olduğunu defalarca vurgular.

Fransızların da bu mücadeleleri örnek alarak Büyük Fransız İhtilali'ni gerçekleştirdiklerine işaret eder. Çünkü halklar, birbirlerinden öğrenip örnek almasını bilirler. 

Kurd Ali, anayasal bir demokrasinin gerçekleşmesi için mutlaka halk hareketleri ve devrimlerine başvurulması gereğine değinir ki, hak ve özgürlükler de bu sayede elde edilebilir.

Bu münasebetle İngiltere'deki devrim ile Fransa'daki ihtilalin arasına pek önemli bir ayrım noktası koyarak şunu sorar:

İngiliz halk hareketi daha önce olmasına ve Fransızların onu takip etmesine rağmen, neden diğer toplumlar, İngiliz Devrimi'ni değil de Fransız İhtilali'ni örnek aldılar?


Yanıtını yine kendisi verir:

Çünkü İngiliz aklı somutluk peşindeydi. Eliyle tutup gözüyle gördüğünü kabul etti; sınırlarını buna göre yani sırf İngiltere için çizdi. Meselenin teorik ve evrensel yanıyla uğraşmadı.

Buna karşılık Fransızlar ihtilal sonrasını ve olayın evrensel niteliğini düşünecek tarzda fikirler ürettiler; tezler, önermeler ve benzeri teorik konuları ele alıp tartıştılar.

Alabildiğine geniş ufuklara varacak görüşler ve alternatifler sundular. İnsanlık namına ilkeler geliştirdiler. Dünya halkları, bunlardan feyz alarak Fransız modeli devrimi benimsediler.


Meselenin sosyolojik yanına da bakan Kurd Ali, ülkeler ve toplumlar arasındaki hayata bakış farklarının, karşıt düşüncelerin ve sosyopolitik olayların esasında insanlık için hayırlı olduğu kanısındadır.

Onun nazarında tek tip bir uygarlıktan söz edilemez: 

Askeri yönteme dayalı olan uygarlıklar olduğu gibi din eksenli olanı veya doğaseverlik ve sanatseverlik üzerine kurulu olanı da var; hatta başka ülkeler ve toplumlar arasında arabulucu yahut köprü işlevi gören uygarlık bile söz konusudur.

Bazı uygarlıklar da teori ya da pratiklere dayanarak ortaya çıkarlar. Bundan nasibini alanlar ise diğer toplumlar ve dolayısıyla insanlıktır. 

Söz gelimi İsviçreli birinin Alman, Fransız veya İtalya kökenli olması pek önemli değerlidir; İsviçre diye bilinen topraklar üzerinde birlikte yaşamış ve kanları birbirlerine karışmışsa eğer, değişik kökenli toplulukları ayıran tek şey kalmıştır. O da konuştukları Almanca, Fransızca ve İtalyancadır. 

Bu haliyle bakıldığında Doğu ve Batı'daki tekmil uygarlıklar (Hint, Mısır, Yunan, Asurî, Roma, Aztek, Arap ve Avrupa gibi) insanlığın malı sayılır.


Kurd Ali'nin Avrupa'daki ilerlemeyi gördükçe Arap-İslam dünyasının ne kadar geri kaldığına içinin yandığı, satır aralarında kendisini göstermektedir: 

Avrupa'daki bu uygarlığın gelişmişlik halini gözlemlemek yılları alır. Ancak bazı modern şehirlerdeki gözlemlerime dayanarak diyorum ki, onların kudretine baktıkça bizim zayıflığımıza, bilgili oluşları karşısındaki cahilliğimize ağlayasım geliyor.

Tarihe bakıyorum da, geçmişte bize kıyasla en düşük seviyede olan geri toplumların şimdi nerelere yükseldiğini görünce yas tutasım geliyor.


Avrupa'nın birçok yöresini, şehrini ve bölgesini gezen Kurd Ali, sadece dolaşmakla yetinmemiş.

Aynı zamanda eğitim, din, bilim, tarım, sanayi, ekonomi, tarih, spor, edebiyat kitaplarını okumuş ve bazı konuları bizzat yerinde incelemiş biri olarak, Batı'nın ilerlemesinin sırrını çözmek suretiyle Arap-İslam toplumuna bazı reçeteler sunmuştur.

Kurd Ali, Paris'teki bir anısını şöyle anlatır: 

Fransa'da çok sayıda siyasetçi, bilim insanı, düşünür, tarihçi tanıdım. Şarkiyatçı (doğu bilimci) Emil Petrou'dan, okuyup yararlanabileceğim önemli kitapların listesini vermesini rica ettim. O da kabul etti. Sayesinde bir yığın kaynak buldum.

Onları hâlâ gece gündüz başucumda bekletir, yeri geldikçe okuyup incelerim… Henri Laoust isimli Fransız şarkiyatçı, İbn Teymiye'nin toplumsal ve siyasal öğretilerini incelemesinde, bu İslam âliminin ruhunu çok iyi yansıtmıştır. Buna karşılık Avrupalı kimi şarkiyatçılar var ki, Araplarla Müslümanların hem dinlerinden hem de dillerinden nefret ederler.


Bu yüzden olacak ki, Kurd Ali, özel öğretmenden Fransızca öğrenmesine, misyoner kuruluşu olan Ruhban Okulu'nda okumasında rağmen, hem Osmanlı yönetimi (Abdülhamit ve İttihat Terakki dönemleri) hem de Osmanlının yerine geçen Fransız sömürge yönetiminin baskıları sonucu Arap-İslam uygarlığını savunan biri haline geldi.

Araplık ile İslamiyet arasında kopmaz bir bağ olduğuna inandı.

Özellikle İttihatçıların Türkleştirme politikalarına düşünceleriyle göğüs gerip mücadele etti.

Osmanlıya karşı "Arap Devrimi"ni (başta Şerif Hüseyin olmak üzere farklı yerlerdeki silahlı isyanları) savundu. 

Onun Osmanlıcılık ve Turancılık karşıtı katı tutumuna tanık olan Fransız sömürge yönetimi, denetimi altında kurulan sivil hükümette iki kez eğitim bakanı (1020-22 ve 1928-31) olmasını münasip gördü.

Böylelikle Osmanlı ve Türkçülük karşıtı fikirleri hükümetin resmi söylemlerine ve ders kitaplarına da yansımış oldu. 

Bu yüzden de farklı etnik toplulukların Arap dünyasındaki ayrılıkçı görüşlerine karşı çıkan bir tutum aldı.
Kurd Ali, 1934'te yayımlanan "İslam ve Arap Uygarlığı" kitabında, kavmiyet yani milliyetçi temeldeki ayrılıklara yönelik eleştiriler kaleme aldı.

Özellikle şarkiyatçı araştırmacıların bu yöndeki ayrımlarını çürütme çabası içine girdi. Batı kültürüne karşı çıkışlarının fikir cephanesini Arap-İslam tarihinin tozlu sayfaları arasında bulup gün yüzüne çıkardı.

O salt tepkisel bir reddiyeci değildi; geçmişi günümüze bağlayan tecrübeleri sil baştan formüle etme yoluna gitti. Arap Dil Akademisi'ni bu maksatla kurdu.

Arapça alfabesinin Latin harfleriyle değiştirilmesine bu gayeyle karşı çıktı. Nitekim 1925'te ikinci kez Eğitim Bakanı olma teklifini reddederek "Hutat-ul Şam" kitabını yazmaya koyuldu.

O sıralarda İngiltere'deki Oxford kentinde düzenlenen Şarkiyatçılar ve Garbiyatçılar konferansına bizzat gidip, Arap harflerinin niçin değiştirilmemesi gerektiğine dair tebliğ sunup konuşma yaptı. 

Tarihin mübalağa ve hurafelerden temizlenmesi gerektiğine inanan Kurd Ali, su götürmez olgu, olay ve gerçeklere dayalı bir tarih yazımına ağırlık verdi ve "Hutat-ul Şam" eserinin altıncı cildini, Endülüs Tarihi ve Ğutat-u Dimaşq gibi kitaplarını yayımladı. 
 

Yazarın Ğutat-u Dimaşq isimli kitabı.jpg

Yazarın Ğutat-u Dimaşq isimli kitabı


Çok sayıda eserin yanı sıra değişik konularda farklı yerlerde düzenlenen onlarca konferans, sempozyum ve foruma şahsen katılıp fikirleriyle önermelerini herkese duyurmasını bildi. 

Bu tezleri ve önermelerinden ötürü o, "Suriyeli İbn Haldun", "Şahsında Ümmeti temsil eden adam", "Şam Bilgesi" şeklinde tanımlanmıştır.

Ünlü Suriyeli düşünür Muhammed Behçet El Esari, kendisini anarken şöyle bir ibare kullanır:

Kurd Ali, istibdat rejimine karşı direnmeye ve özgürlüğü savunmaya çağıran fikirleriyle, Arap-İslam ruhunu şahsında temsil etmiş bir zat idi.


Bu yanıyla o, belli ölçülerde Kızıl Elma rüyasıyla Türkçülük savunusu yapan Ziya Gökalp'i akla getirmektedir. 

Yazının akışı içinde onun Arapçılık tutkusundan bahsetmiştik. Hemen her konuda fikirleri olduğunu örnekleriyle sunduk. 

Peki, 2 Nisan 1953'te 77 yaşında vefat eden Kurd Ali'nin Kürt meselesine bakışı nasıldı? 

M. Kurd Ali'nin 60 yıl önce kaleme aldığı ve 1948-51 yıllarında Şam'da basılan "El Muzekkerat" adlı kitabının beşinci bölümünde Kürt sorunu hakkındaki fikirlerini bulabiliyoruz.

Hatıralarında, babasının (Irak Kürdistan bölgesindeki) Süleymaniyeli soylu bir Kürt ailesine mensup olduğunu yazarak devamında şu anısını aktarmaktadır:

Şamlı fikir adamlarından İbn Abidin, babamı her görüşünde şaka yollu, ‘Ey Kürt, bize odun kırmaya ne zaman geleceksin?' diye sorardı.


Kurd Ali'nin Kürtler hakkındaki görüşlerine birlikte göz atabiliriz:

Kürtler, Ari kavmine mensup zeki, cesur ve sert mizaçlı insanlardır. Urmiye Gölü'nden İskenderun bölgesine kadar uzanan topraklarda yaşarlar. Kürtlerin bir bölümü Araplarla bütünleşip kaynaşmış; diğerleri ise Kürt kimliklerini muhafaza etmişlerdir. Araplaşmış Kürtlere örnek olarak Hüsni El Zaim (Mart 1949'da askeri darbeyle Suriye'de iktidara gelen zat) gösterilebilir.


Hüsni El Zaim'in o tarihteki reform politikasını beğenen Kurd Ali, bazı Arap milliyetçilerinin darbeci başkana yönelik yersiz ve mesnetsiz ithamlarına katılmamış; şu karalamaya şiddetle karşı çıkmıştır: 

El Zaim, Suriye'de bir Kürt devleti kurmak' maksadıyla darbe yapıp başa geçmiştir. Çünkü kendisi de Kürt kökenli biridir!


Kurd Ali'ye göre:

Kimliklerini hâlâ korumakta olan Kürtler, sınırları aşan milliyetçilik fikriyatından etkilenmekteler. Kürtlerin yeni kuşağı, çevresindeki komşu milletlerin kimlik söylemlerinin etkisiyle Kürtlük denen şeyin ne olduğunu öğrenip halkı için bir ‘Kürt devleti' kurulmasını arzulamaktadır.

Bu hadisede Kürtleri, kimlik bilinci kazanıp hak elde etme noktasında yabancı güçlerin teşviklerini unutmamak lazımdır. Nitekim devlet kurmak maksadıyla sahneye çıkan Kürtler; Türkiye, Irak ve İran'da acımasız biçimde bastırıldılar.

Dolayısıyla onlar, daha münasip günlerde yeniden ele alıp davasını gütmek üzere bu meseleyi ötelemiş oldular.


Günümüzde Rojava diye bilinen Suriye'nin kuzeyindeki topraklarda yaşayan toplulukları Milli Eğitim Bakanı sıfatıyla bulundukları yörelerde ziyaret eden Kurd Ali, 18 Kasım 1931 tarihli gezi notlarını bakanlığı adına hükümete sunduğu resmi rapora da yansıtmıştır: 

Malumunuz, bölgedekilerin yaşayanlar Kürt, Süryani, Ermeni, Yahudi ve Arap olup çoğu da sınırın öte yakasından bu tarafa göç etmiş kimselerdir. Kanımca bunların Kürdistan'a coğrafi bakımdan uzak bölgelerde iskân edilmelerinde yarar var.

Böylece ileride doğacak siyasi, etnik (Kürtlük) problem ve çatışmalarıyla karşılaşmaktan ve dolayısıyla El Cezira (Rojava'nın Cizre-Nusaybin-Habur-Zaho yörelerine sınır bölgeleri-F.B.) toprağının Suriye Devleti'nden koparılıp alınmasından sakınmış oluruz. 

Şunu iyi biliyoruz ki, her ne kadar mevcut durumda Kürtler bir devlet kurmaktan aciz iseler de, uygun zamanlarda eski talepleri doğrultusunda harekete geçip devlet kurmaya çalışmayacakları anlamına gelmez bu.

Hele hele Kürtler, devletleşme heva, heves, arzu ve isteklerini bu şekilde dillendirdikleri, milliyetçiliklerini bu minval üzere devam ettirdikleri müddetçe, bu tür müşkülatlarla karşılaşmak sürpriz olmayacaktır. 

Kürt halkının evlatlarının bir kısmı, iyiden iyiye milliyetçi duyguya kapılmış, bağımsızlıktan dem vuruyorlar. Bu hevesle ayağa kalktılar (başkaldırdılar) devlet kurmaya yeltendiler. Lakin Türkiye ve Irak'ta tepelendiler. Türkiye, isyanlarını bastırdı. Rüyalarını ertelemek zorunda kaldılar.


Dikkat edilirse Kurd Ali, mensubu olduğu Kürt halkının Irak ve Türkiye'deki hak mücadelesine nesnel ifadelerle yer vermiş olmasına rağmen, Kürt sorununun Suriye'de ortaya çıkma ihtimaline karşı endişelerini dile getirip, Suriyeli bir devlet adamı gibi tutum almıştır.

Onun dönemin hükümetine sunduğu 1931 tarihli resmi rapor, 1960'lı ve 1970'li yıllarda Suriye devlet başkanları tarafından Kürtlerin Arap aşiretlerinin yaşadıkları güney mıntıkalarına tehcir edilmesi, Arap Bedevi aşiretlerinin ise Kürtlerin yaşadıkları Rojava'ya iskân edilmesi biçiminde uygulanmış; Hafız Esat'ın Kürt toplumunu Arap iskâncılarla çevreleyip kuşatma politikası "Arap kuşağı" projesi olarak hayata geçirilmiştir.

Günümüzdeki Rojava sorununun temelinde, Kürt evladı M. Kurd Ali'nin sosyopolitik raporunun izlerini bulmak mümkün.

Bu rapor; Türkiye'de İsmet İnönü, Celal Bayar, Fevzi Çakmak, Kazım Karabekir ve çok sayıda general veya bölge müfettişinin genelde doğu ve güneydoğuda yoğunlaşmış Kürt toplulukları, özellikle de Dersim ahalisi hakkında hazırlayıp sundukları raporları andırmaktadır. 

1960'lardan günümüze kadar özellikle şiddet temelinde gündeme gelen, bu yüzden de bölgesel ve uluslararası bir nitelik kazanan Kürt meselesine dair Kurd Ali'nin fikirleri ne olabilirdi?

"Bak haklı çıktım" mı diyecekti? Yoksa "Galiba yanılmışım; inkâr, tehcir ve iskânla bu işler çözülmüyor" mu diyecekti? 

Ölümü, buna kesin yanıt vermemizi engelliyor. Çünkü o, bu konuya 1949'da yayımlanmış notlarında değinmekle yetinmiş, ötesine gidememiştir. 

 

 

Kaynakça: 

محمد كرد علي – ويكيبيديا- Wikipedia Arapça, "Muhammed Kurd Ali" maddesi,
Encyclopædia Britannica Online "Muhammed Kurd Ali"
 مؤسسة هنداوي/مطالعات في الكتب والحياة- لمؤلفه الأستاذ محمد كرد علي غرائب الغرب
محمد كرد علي.. أمّة في رجل؟- بديع صنيج-El Meyadin TV kanalı sitesi, 16 Temmuz 2020. 
محمد كرد علي.. رائد التجديد المنبهر بباريس- مركز الجزيرة للدراسات- El Cezira.net sitesi, 28 Eylül 2017
محمد كرد علي_ الكردي الذي عاش للعروبة – إضاءات-محمد السيد أبو ريان- İdaat sitesi, 13 Mayıs 2016.
-هكذا عاش "ابن خلدون القرن العشرين" في غوطة دمشق ووصفها-إبراهيم العريس-Independent Arabia, 2 Şubat 2021.
محمد كرد علي وحل المسألة الكردية- alghad.com, 25 Temmuz 2011.
بعض من نبوءات مؤرخ الشام محمد كردعلي | القدس العربي- ثائر دوري- www.alquds.co.uk, 19 Şubat 2019.

Bu haber toplam 800 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.