Vakfedilmiş Bir Hayat: Bir Entelektüel Mücadelenin Kurumsal Hafızası
Elif Gün
İbrahim Gürbüz’ün çok ciltli anlatı kitabı Vakfedilmiş Bir Hayat, yalnızca bireysel bir yaşam öyküsünü kayda geçiren bir hatırat dizisi değil; Kürd kültürel kurumsallaşmasının son kırk yılına ışık tutan kapsamlı bir hafıza çalışmasıdır. Seri, kültür, dil, sanat, bilim ve yayıncılık alanlarında yürütülen kolektif emeğin tarihsel seyrini belgeleyerek, bir entelektüel kuşağın kurucu deneyimini gelecek kuşaklara aktarma iddiası taşır. Gürbüz’ün kişisel tanıklığı, bu dizide giderek genişleyen bir toplumsal anlatıya dönüşür; bireysel yaşam, kolektif hafıza ile iç içe geçer ve böylece seri, bir otobiyografi sınırlarını aşarak düşünsel bir arşiv niteliği kazanır.
1990’lı yıllarda Kürd kültür, sanat ve bilim kurumlaşmasının tarihçesini odağına alan Vakfedilmiş Bir Hayat Cilt I, yalnızca kişisel hatıraların izini süren bir anı çalışması değil, aynı zamanda dönemin ruhunu ayrıntılarıyla yakalayan bir mikro tarih anlatısıdır. Kitap, o yıllarda kurulan Mezopotamya Kültür Merkezi, İstanbul Kürt Enstitüsü başta olmak üzere bir çok Kürd kültür, sanat ve bilim kurumlarının kuruluş hikâyelerini, yürüttükleri faaliyetleri ve karşılaştıkları zorlukları görünür kılarak, kolektif emeğin nasıl bir kurumsal hafızaya dönüştüğünü gösterir. Bireysel tanıklıkların satır aralarında bir dönemin sesleri, mekânları ve mücadeleleri yankılanır; dağınık hatıralar, ortak bir belleğin dokusuna dönüşür. Bu yönüyle eser, yalnızca geçmişi anlatan bir metin değil, aynı zamanda kültürel varoluşun izlerini kayda geçiren, tarihe bırakılmış güçlü ve kalıcı bir belge niteliği taşır.
2000’li yıllarda kurulan Yaşam Radyo ile İsmail Beşikçi Vakfının ortaya çıkış sürecini merkeze alan Vakfedilmiş Bir Hayat Cilt II isimlibu yapıt, yalnızca iki kurumun kuruluş hikâyesini anlatmakla kalmaz; aynı zamanda Kürd kültürel kurumsallaşmasının hafızasını taşıyan bir tanıklık metni niteliği kazanır. Yazar, kişisel mücadelesini kolektif bir çabanın parçası olarak görünür kılarken, Kürd kültür kurumlarının inşa sürecinde yaşanan güçlükleri, dayanışma biçimlerini ve üretim iradesini incelikli ayrıntılarla kayda geçirir. Anılar, çabalar ve süreklilik arz eden düşünsel emek, metinde yalnızca geçmişe ait hatıralar olarak değil; tarihe bilinçli biçimde not düşme sorumluluğunun ifadesi olarak belirir. Bu yönüyle eser, bir kurumlaşma hikâyesinden öte, kültürün, dilin ve entelektüel direncin nasıl örgütlendiğini gösteren; verimliliği, ısrarı ve kolektif belleği edebî bir duyarlılıkla bir araya getiren güçlü bir hafıza anlatısına dönüşür.
Serinin üçüncü cildi Vakfedilmiş Bir Hayat III: Söyleşiler, bu tarihsel sürekliliği günümüze taşıyan bir bellek derlemesi olarak öne çıkar. Gazete, dergi, radyo ve televizyon programlarında gerçekleştirilen söyleşilerin bir araya getirilmesiyle oluşan eser, düşünsel üretimin izlerini doğrudan kaynak metinler üzerinden görünür kılar. Bu yönüyle kitap, yalnızca bir röportaj koleksiyonu değil; kurumsal hafızayı belgeleyen kapsamlı bir arşivdir. Nitekim eser, Mezopotamya Kültür Merkezi, İstanbul Kürt Enstitüsü, Yaşam Radyo ve İsmail Beşikçi Vakfı gibi kurumların kuruluş süreçlerini tarihsel bağlam içinde ele alarak kültürel üretimin örgütlü karakterini ortaya koyar. Kitabın önsöz ve giriş bölümlerinde de vurgulandığı üzere söyleşiler, ulusal perspektif içinde şekillenen kurumsallaşma deneyimini farklı dönemlerin tanıklıklarıyla bir araya getirir ve bireysel anlatıyı kolektif belleğin parçası hâline getirir
Bu ciltte yer alan metinler, 1990’lardan bugüne uzanan düşünsel sürekliliğin izlerini taşır. Kurumların kuruluşu, dil politikaları, asimilasyon tartışmaları, kültürel üretimin toplumsal rolü ve entelektüel sorumluluk gibi başlıklar söyleşiler aracılığıyla tarihsel bağlam içinde yeniden değerlendirilir. Televizyon ve radyo konuşmalarının yazıya geçirilmesi ise esere ayrı bir önem kazandırır; geçici sözlü üretim kalıcı bir belgeye dönüşür ve “söz uçar, yazı kalır” ilkesi somut bir arşiv pratiğine dönüşür. Böylece üçüncü cilt, serinin en doğrudan tanıklık boyutunu temsil eder.
Serinin bütününe bakıldığında, Gürbüz’ün anlatısı üç temel eksen etrafında şekillenir: hafıza, kurumsallaşma ve entelektüel sorumluluk. Hafıza, geçmişin yalnızca hatırlanması değil; yeniden kurulması ve aktarılması anlamına gelir. Kurumsallaşma, bireysel çabanın kolektif yapıya dönüşmesini ifade eder. Entelektüel sorumluluk ise bilginin, kültürün ve sanatın ulusal varoluşla kurduğu ilişkiyi görünür kılar. Bu üç eksen, serinin hem tematik hem yapısal omurgasını oluşturur.
Aynı zamanda seri, Kürt entelektüel dünyasının yakın tarihine dair önemli bir kaynak işlevi görür. Kültür merkezlerinden akademik enstitülere, yayıncılıktan medya çalışmalarına kadar uzanan geniş bir alan, somut örnekler üzerinden belgelenir. Böylece Vakfedilmiş Bir Hayat, yalnızca geçmişi anlatan bir metin değil; kültürel üretimin nasıl örgütlendiğini, hangi düşünsel tartışmalarla beslendiğini ve hangi kuşaklar arası ilişkiler üzerinden sürdürüldüğünü gösteren bir referans eseri hâline gelir.
Sonuç olarak Vakfedilmiş Bir Hayat dizisi, bir entelektüelin yaşamını anlatırken aynı zamanda bir dönemin kültürel tarihini yazan kapsamlı bir külliyattır. Seri, mücadele deneyimini romantize etmeden belgeleyen, düşünsel sürekliliği görünür kılan ve kurumsallaşmayı tarihsel bir süreç olarak analiz eden önemli bir başvuru kaynağıdır. Gelecek kuşaklar için yalnızca hatıralar değil, yöntemler, deneyimler ve düşünsel izlekler sunan bu çalışma, vakfedilmiş bir hayatın kolektif belleğe dönüşmesinin güçlü bir örneği olarak öne çıkmaktadır.
27.02.2026
Elif Gün


YAZIYA YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.