Kurdlerin Uluslararası Destek Görmesi: Neyin Kabusunu Yaşıyorlar
Şefik Çolak
Sömürgeci devletlerin önemli özelliklerinden biri, sömürgeleştirdikleri ulusu izole etmektir. İzole edilenlerin sığınabileceği ve dostluk kurmaya çalışacakları tek alternatif önlerinde kalmaktadır. Bu da sömürgecileridir.
Doğru tercihler, geleceğin istenilen düzeyde ve geri dönüşümsüz şekillenmesinin ön koşuludur. Yeni oluşan veya oluşturulan dünya düzeninde Kurd ve Kurdistan gerçeği önemli bir yer tutmaktadır. Bu süreç 1992 yılından buyana giderek ivme kazanıyor. Siyasi analiz yapabilme yeteneği olanların bunu gördüğünü ve gelecek siyasasını şekillendirmeye başladığını, sömürgeci devletler bizden önce görmüş bulunmaktadır.
Haberleşme ağının geliştiği dönemden geçiyoruz. Hem hızlı haberdar olma hem de karşılaştırma yaparak yorumlama olanağını Kurdler kullanabiliyorlar. Tarihini öğrenme şansını yakalamış olan Kurdler, yalana ve kurguya dayalı algı geliştiren sömürgeci devletlerin ve onların kuklası haline gelmiş Ziyaların argümanlarından hızla kurtuluyorlar.
Kurdlerin doğruları görmesi ve uyanmaları, Kurdistan sorunun çözümü için tek başına yeterli değildir. Haklı ve meşru bir mücadele vermesi, çözümün gelmesi için önemli bir avantaj olsa da, başarı elde etmede beklentiyi sağlayacak ortamı oluşturmayabilir.
Kurd özgürlük mücadelesinin sömürgeci devletlere karşı başarılı olması için bu devletlerin geri dönülemez krizler yaşaması ve bunun sonucunda varlıklarını korumak amacıyla çılgın girişimlere başvurmaları gerekiyor. Bunların durumu, ortam sağlamakla beraber, Kurdlerin meşru dış destek görmesi kolaylaştırıcı görev olarak karşımıza kendisini dayatır.
Dünya genelinde son üç yıldır, Kurdler açısında olumlu veya olumsuz çok ciddi gelişmeler ve değişimler yaşanmaktadır. Devletsiz de olsa, artık uluslararası meşru kurumların toplantılarına katılmakta, muhatap alınmakta veya başka devletlerin yetkilileri ile hukuken geçerli zeminde masaya oturmaktalar.
Bu uluslararası ittifakların ve desteklerin bir parçası olmanın yolunu açıyor. İşgalciler galiba geçmiş deneyimlerden yararlanma konusunda biz Kurdlerden daha erken yararlanma yolunu seçiyorlar ve analizler yaparak tedbirlerini almaya çalışıyorlar. Uluslararası kurumların gündemine Kurdistan sorunu taşınır ise, olacak hukuksal gelişimlerin önünü alamayacağını görüyorlar. Kurdlükle ilişkisi kalmamış olan Kurdler dahi, aidiyetlerinin farkındalar, ama Kurdistan gerçeğini algılamada sorun yaşıyorlar. Bu durum ne yazık ki Kurd aydınları için de önemli ölçüde geçerliliğini koruyor.
Mevcut meşru hukuk, ülke temellidir ve bu yönde gündeme gelen sorunu kimse görmezden gelemez. İşgalciler, ülke sorunun tartışılmasının sonucunda, kardeşlik söylemlerinin düşeceğini, engellemeye güçlerinin yetmeyeceği ve desteğin Kurdlere geleceğinin farkındalar. Kurdler’de mevcut statüden ciddi kopuşun geleceğini ve bunun işgalci devletlerin kuruluş esaslarını yerle bir edeceğini görmek kaçınılmaz olacak.
İbraniler (Yahudiler) için 1917 yılında uygulamaya sokulan Balfour Deklarasyonu ve sonuçları Kurdler (Kurdistan) için neden olmasın. Bu Deklarasyonun tam metnin orijinali ve çevirisi yazının altında görülebilir. Koşulları farklı olmakla birlikte İbraniler ile Kurdlerin durumunda benzerlik vardır. Bu Deklarasyon nasıl ki bir devletin kuruluşu ile sonuçlandı ise benzer bir hareket neden Bağımsız Kurdistan ile sonuçlanmasın.
Son zamanlarda ABD Senatosu ve Temsilciler Meclisi gündemine gelen Save The Kurds Act yasası ve Münih Güvenlik Konferansı’ndaki görüntüler ve Kurdlerin güçlü temsil görüntüsü vermesi, gelecekte ne olacağının ip ucunu veriyor gibi görünüyor. Yakında BM tarafından Balfour Deklarasyonu gibi bir deklarasyonun çıkması şaşırtıcı olmasın.
Kurdler ister ise bu kaçınılmaz olarak gerçekleşme yoluna girecek. Yakın süreçte olası gelişmelerin önünü tıkamak için İşgalci Devletler ve Kurdlere hayali kavramlar sunma görevini yerine getirmeye çalışan Yeni Ziya Gökalp’ler ile müritleri karşı saldırıya geçecekler. Moral bozmaya gerek yoktur. Oluşan Yeni Dünya Düzeninin gereği gibi hareket etmeyi ve siyaset geliştirmeyi Kurdler görev edinmelidir.
Bu Deklarasyonun son cümlesi ile Marco Rubio’nun Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşma iyi analiz edilirse bire bir aynı olduğunu görebiliriz. Son cümle nasıl ki İbranilere iyi anlayin ve gereğini yerine getirmeye çalışın diyorsa, aynı şeyi ABD Dışişleri Bakanı da Kurdlere söylüyor. “Siz oluşan yeni düzeni anlamazsanız biz bunu gerçekleştirme şansına sahip olamayız” diyor.
Biz Kurdler isteklerimizde ısrarcı ve meşru hukuk zeminini zorlayıcı bir politika takip edersek, olacak. Dünyada benzeri olmasa da, herhangi bir ülke resmi olarak kendi başkentinde Kurdlere Konsolosluk açmaya hazır olduğunu beyan ederse şaşırmayalım.
Şefik Çolak
Endüstri Mühendisi
26/02/2026
Not: Almanya’nın Münih Güvenlik Konferansın’dan farklı olarak bir Kurd temsilcisi olarak Mazlum Abdi ile görüşmesi önemlidir.
Dear Lord Rothschild,
I have much pleasure in conveying to you, on behalf of His Majesty’s Government, the following declaration of sympathy with Jewish Zionist aspirations which has been submitted to, and approved by, the Cabinet.
“His Majesty’s Government view with favour the establishment in Palestine of a national home for the Jewish people, and will use their best endeavours to facilitate the achievement of this object, it being clearly understood that nothing shall be done which may prejudice the civil and religious rights of existing non-Jewish communities in Palestine, or the rights and political status enjoyed by Jews in any other country.”
I should be grateful if you would bring this declaration to the knowledge of the Zionist Federation.
Yours Sincerely,
Arthur James Balfour
Sayın Lord Rothschild,
Majestelerinin Hükümeti adına, Kabineye sunulan ve onaylanan, Yahudi Siyonist özlemlerine yönelik aşağıdaki sempati bildirisini size iletmekten büyük memnuniyet duyuyorum.
“Majestelerinin Hükümeti, Filistin'de Yahudi halkı için ulusal bir yurt kurulmasını olumlu karşılamaktadır ve bu amacın gerçekleştirilmesini kolaylaştırmak için elinden gelenin en iyisini yapacaktır; ancak Filistin'deki mevcut Yahudi olmayan toplulukların sivil ve dini haklarına veya Yahudilerin başka herhangi bir ülkede sahip oldukları haklara ve siyasi statüye zarar verebilecek hiçbir şey yapılmayacağı açıkça anlaşılmalıdır.”
Bu bildiriyi Siyonist Federasyonuna iletmenizi rica ederim.
Saygılarımla,
Arthur James Balfour

