Ulusal ve tarihsel süreklilik ile ulusal devamlilik üzerine yeni bir kuramsal çerçeve
Nezır Akat
Önceki makalemizde ulus tanımını, belli başlı ulus kuramların temelinde bir çerçeveyi oluşturmuş ve Kurd ulusunu kuramlar perspektıfınden genel bir epistemolojik tanımına varmiştik.
21.yüzyılın Kurdler açısından temel tartışma perspektifi artık, Kürdlerin ulus olup olmadığı tartışmasın bir ust etabını haklar perspektifinin gundemini oluşturuyoruz. Çünkü hiçbir kuramın direk perspektifi ile Kurd ulusal sorununu çözecek bir hayale kapılacak sureci gerilerde bıraktığımızı duşünüyorum. Var olan ulus kuramları perspektıfınde, farklı gerekçelerle de olsa Kürtlerin bugün tarihsel ve siyasal bir ulus olarak değerlendirilebileceğini ortaya koymaktadır. Buna karşılık, bu kabulün hangi kolektif hakları gerektirdiği konusunda önemli bir kuramsal belirsizlik devam etmektedir.
Bu belirsizlik nedeniyle ulusal talepler zaman zaman bireysel demokratik haklarla sınırlanmakta, ulusun tarihsel sürekliliğini ve devamlılığını ile kolektif varlığını güvence altına alacak kurumsal ihtiyaçlar ikinci planda kalmaktadır.
Ulusal ve Tarihsel Süreklilik İlkesi
Tarihsel olarak oluşmuş bir ulusun varlığını ve sürekliliğini güvence altına alacak ilkelerin neler olabileceği, sorusuna verilecek cevaplar hazır ve şablon cevapları aşan bir düşünceyi, kuramsal bir paradigmal bütünlüğe kavuşturmayı amaçlamalıdır. Bu soruya bir kısa giriş ile cevap aramaya çalışalım.
Kürd ulusunun, ulusal ve siyasal sorunu yalnızca daha fazla demokratik hakları elde etme olarak algılamanın yanılgısına karşılık, asıl sorun, tarih boyunca inkâr, parçalanma ve asimilasyon politikalarına maruz kalmış tarihsel bir ulusun sürekliliğini güvence altına alacak kolektif hakların ve bu hakları koruyan anayasal-siyasal bir statünün oluşturulmasıdır. Böyle bir statü, geçmişi bugüne, bugünü yarına ve gelecek kuşaklara bağlayan tarihsel devamliligin ve sürekliliğin kurumsal teminatıdır.
Ulusun sürekliliği guvencesi ulusal sistemler ile bir uyum içinde olmalıdır. Bir ulusun meşru talepleri, o ulusun tarihsel sürekliliğini güvence altına alacak kurumsal, siyasal ve hukuki mekanizmaları içermelidir. Ulusun sürekliliğini oluşturan ilkeler, üç zaman boyutunu ve süreçlerini birleştirir:
Geçmişin korunması: Tarihsel hafızanın, dilin, kültürün, ortak vatan bilincin ve ortak kimliğin güçlendirmesi ve yeniden görünür kılınması.
Bugünün güçlendirilmesi: Ulusun kendi kurumlarını geliştirebilmesi, kendini özgürce ifade edebilmesi ve kolektif iradesini ortaya koyabilmesi.
Geleceğin güvence altına alınması: Dilin, kültürün, eğitimin, siyasal temsilin ve ortak vatanda yaşamın gelecek kuşaklara aktarılmasını sağlayacak kalıcı kurumsal güvencelerin oluşturulması.
Ulusal istemler, tarihsel bir ulusun sürekliliğini sağlayacak ve gelecek guvencesini teminat altına alacak kurumsal istemler olmalıdır. Dolayısıyla ulusal istemler yalnızca bir hak ve talepler sureci değildir; ulusun tarihsel varlığını devam ettirecek kurumların oluşturulmasına yönelik ulusal taleplerdır. Tarihsel bir ulusun kendini yeniden üretme kapasitesini güvence altına alıp almadığını değerlendiren genel bir kuramsal ölçüt "yeniden üretim" değil, "tarihsel süreklilik" kavramını ilkesel olarak merkeze koymamızın perspektifi olmalıdır. Çünkü ulus yalnızca geleceğe yönelik bir proje değildir; aynı zamanda geçmiş ile gelecek arasında kurulan tarihsel bir devamlılıktır.
Ulusal Yeniden Üretim İlkesi
Asimilasyon baskısıyla karşılaşmış bir ulusun temel hedefi yalnızca varlığını korumak değil, kendisini yeniden üretmektir. Bu nedenle; Ulusal talepler, ulusun kendisini yeniden üretmesini sağlayacak kurumsal güvenceleri içermelidir.
21.yüzyılda Kürt siyasetinin önündeki temel kuramsal görev, "ulus" kavramıyla "ulusal haklar" kavramı arasındaki bağı yeniden kurmaktır. Son 30 yılın Kurd siyaseti adına oluşturulmak istenen kuramların veya bilinçli çabaların ortaya çıkardıkları içinden çıkılmaz bir curcuna aşamasına getirmiş olmalası bizi ulus ve hakları konusuna bir dönüşe zorlamaktadır. Kürd ulusunun tarihsel varlığının kabulü tek başına yeterli değildir. Bu kabul, ulusun kendisini özgürce yeniden üretilmesini sağlayacak kolektif haklar ve kurumsal güvencelerle tamamlanmasıdır.
Bir ulusun talepleri, o ulusun kendisini tarihsel, kültürel, dilsel ve siyasal bakımdan yeniden üretilmesini sağlayacak kolektif hakları içermelidir. Ulusal taleplerin meşruiyeti, ulus olma niteliği ile uyumlu olmasından doğar.
Ulusal Devamlılık İlkesi
Ulusal süreklilik, bir ulusun tarihsel olarak varlığını bugüne kadar korumasıdır. Ulusal devamlılık ise bu varlığın gelecekte de güvence altına alınmasıdır. Ulusal statü ise bu devamlılığı sağlamaya yönelik siyasal ve hukuksal mekanizmalardan biri olarak görülebilir. Ulusal statü, ulusal devamlılığın amacı değil; onu güvence altına almaya yönelik araçlardan biridir.
"Ulusal devamlılık ile ulusal statü arasında organik bir ilişki bulunmaktadır. Tarihsel süreklilik, bir ulusun geçmişten bugüne ulaşmasını ifade ederken; ulusal devamlılık, bu varlığın geleceğe güvenli biçimde aktarılmasını hedefler. Bu nedenle ulusal statü, yalnızca siyasal bir talep değil, ulusal devamlılığın kurumsal güvencelerinden biri olarak değerlendirilebilir."
Ulusal süreklilik, bir ulusun tarihsel çizgisinin kopmamasını ifade eder. Bir halkın dili, kültürü, tarihsel hafızası, kolektif kimliği ve "biz" bilinci kuşaktan kuşağa aktarılır. Burada esas vurgu, geçmiş ile bugün arasındaki bağın korunmasıdır. Ulusal devamlılık ise yalnızca geçmişten gelen bağın korunması değildir. Bir ulusun gelecekte de varlığını sürdürebilme kapasitesidir. Bu nedenle devamlılık daha dinamik bir kavramdır.
Bir ulus tarihsel olarak var olabilir; ancak devamlılığını sağlayamazsa zaman içinde asimilasyon, göç, dil kaybı veya kültürel çözülme nedeniyle ulusal niteliğini zayıflatabilir. Tarihte bunun farklı örnekleri görülmüştür. Kürdler açısından bu ayrım özellikle anlamlıdır. Birçok ulus kuramı, Kürtlerin tarihsel sürekliliğini (yani tarih boyunca kolektif bir topluluk olarak varlığını) kabul edecek ölçüde yorumlanabilir. Ancak ulusal devamlılık sorusu, bu tarihsel varlığın gelecekte nasıl korunacağına odaklanır.
Ulus kuramlarında "tarihsel süreklilik" sıkça tartışılırken, "geleceğe dönük ulusal devamlılık" çoğu zaman ayrı bir analitik başlık olarak yeterince sistematik biçimde ele alınmamaktadır.
Kolektif Ulusal Haklar ve Ulusal Statünün Kuramı
Bir ulusun kolektif hakları, yalnızca bugünkü bireylerin haklarını güvence altına almak için değil; ulusun tarihsel sürekliliğini sağlayarak geçmişten devraldığı dili, kültürü, tarihsel hafızayı ve ortak siyasal iradeyi bugünde yaşatmak ve ulusal devamlilik perspektifi ile geleceğe aktarmak için vardır.
Ulusal statünün amacı, tarihsel bir ulusun sürekliliğini güvence altına almaktır. Ulusal Statü: Tarihsel Sürekliliğin Kurumsal Güvencesi olarak, tarihsel olarak oluşmuş bir ulusun ulusal ve tarihsel sürekliliğini güvence altına alan kurumsal çerçevedir.
Uluslar yalnızca tarihin mirasçıları değildir; aynı zamanda tarihin emanetleridir de. Her kuşak, kendisine ulaşan dili, kültürü, ortak hafızayı ve siyasal iradeyi korumakla yetinmez; onları geliştirerek gelecek kuşaklara devretmekle de sorumludur. Bu nedenle ulusal statü, yalnızca bir yönetim modeli değil; bir ulusun zaman içindeki varlığını ve tarihsel sürekliliğini güvence altına alan kurumsal bir emanettir.
Bir ulusun özgürlüğü yalnızca bireylerinin özgürlüğüyle ölçülemez. Gerçek özgürlük, o ulusun tarihsel hafızasını, dilini, kültürünü, ortak yurdunu, siyasal iradesini ve kurumsal yaşamını geçmişten bugüne, bugünden geleceğe özgürce taşıyabilme kapasitesi ile ölçülür. Ulusal statü ise bu kapasitenin anayasal ve siyasal güvencesidir. Ulusal statünün temel işlevi, tarihsel bir ulusun sürekliliğini ve devamlılığını güvence altına almaktır.
Ulusal ve Tarihsel Sürekliliğin ve devamlılığın Güvencesi olarak ulusal statü: Ulusal ve Tarihsel Süreklilik İçin ulusal statünün zorunluluğu, ulus Olmanın Mantıksal Sonucudur ve bir ulusun kendini yeniden üretmesinin kuramsal temelidır. Çünkü bir ulusun varlığının tanınması tek başına yeterli değildir. Tarihsel olarak oluşmuş bir ulusun sürekliliği, ancak onun kendini yeniden üretmesini, geliştirmesini ve tarihsel mirasını kuşaklar arasında aktarabilmesini sağlayan kolektif haklar ve bu hakları güvence altına alan bir ulusal statü ile güvence altına alınabilir.
Bir ulusun talepleri, o ulusun tanımına uygun olmalıdır. Eğer talepler, ulusu tanımlayan unsurları güvence altına almıyorsa, ulusal talepler değil, demokratik veya kültürel talepler olarak kalırlar. Her ulusal talep, ulusun varlığını yeniden üretmeye ve devamlılığına hizmet eden kurumsal bir güvenceye karşılık gelmelidir.
Bir ulus, kendisini siyasal özne olarak hangi kurumsal statüyle ifade edecektir? Temel olarak bağımsız devlet istemine karşılık, federalizm, özerklik, kültürel özerklik veya başka anayasal modeller tartışılabilir. Ancak kuramsal açıdan şu ilke savunulabilir:
Bir ulusun kolektif hakları, yalnızca bireysel haklarla tüketilemez; ulusun siyasal özne olarak tanınmasını sağlayacak kurumsal bir statüye ihtiyaç duyar, çünkü bir ulusun varlığını kabul etmek ile o ulusun varlığını sürdürebilmesini sağlayacak kolektif hakları tanımak aynı şeyler değildir. Ulusun kendisini yeniden üretmesini sağlayacak kolektif kurumsal güvenceler de gereklidir. Bu nedenle ulusal haklar, ulusun kurucu unsurlarını koruyan ve devamlılığını ve gelecek kuşaklara aktarılmasını sağlayan kurumsal güvencelere karşılık gelir. Ulusal statü, tarihsel bir ulusun dilini, kültürünü, tarihsel hafızasını, ortak yurdunu, siyasal iradesini ve kurumsal yaşamını geçmişten geleceğe kesintisiz biçimde sürdürebilmesini güvence altına alan anayasal ve siyasal çerçevedir. Ulusal statüyü yalnızca idari bir düzenleme olarak değil, ulusun tarihsel sürekliliğinin kurumsal güvencesi olarak ele alınmasıdır.

