
Suriye’de Yeni Dönem: Kürtlerdeki Güvensizliğin Tarihsel Arka Planı
Geçici Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara’nın üniter devlet vurgusu ve Rojava’daki özerk yapının tasfiyesine yönelik adımları, Kürt toplumunda tarihsel travmaları yeniden gündeme taşıdı. Son haftalarda yayılan şiddet görüntüleri ve artan saldırı iddiaları, derin
Suriye’de Esad sonrası dönemin nasıl şekilleneceği tartışılırken, Geçici Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara’nın güçlü merkezi devlet ve üniter yapı mesajı, özellikle Kuzey ve Doğu Suriye’deki Kürtler açısından kaygı yaratıyor. Şam yönetimi, ülke genelinde tek otorite ve merkezi kontrolü esas alan bir model üzerinde dururken; Rojava’da yıllardır uygulanan yerel özerklik sistemi bu vizyonla çelişiyor.
Kürt siyasi çevreleri, özerk yönetimin tamamen tasfiye edilmesinin yalnızca idari bir düzenleme değil, aynı zamanda siyasi ve kültürel kazanımların geri alınması anlamına gelebileceğini savunuyor.
Sosyal Medyada Yayılan Görüntüler ve Artan Endişe
Ocak ayından itibaren sosyal medyada dolaşıma giren bazı videolar, Kürt kamuoyunda büyük tepki yarattı. En çok tartışılan görüntülerden birinde bir erkeğin elinde bir kadın örgüsü tuttuğu görülüyor. Kürtler açısından mesele tek bir görüntüden ibaret değil, Kürt toplumunda oluşan tepki tek bir videoyla da sınırlı değil.
Halep’in Şeyh Maksud mahallesinde bir kadının binadan atıldığına ilişkin görüntüler, Rakka ve Tabka’da Kürt sembollerine yönelik saldırılar ve bazı sivillerin aşağılanarak tahliye edildiğini gösteren videolar, bölgede etnik temelli saldırı iddialarını güçlendirdi.
Şam’daki Savunma Bakanlığı bazı “ihlallerin” araştırıldığını açıklasa da, sahadan gelen bilgiler Kürt toplumundaki kaygıyı yatıştırmış değil.
Kolektif Hafıza ve Geçmişin Gölgesi
Kürtlerdeki güvensizliğin temelinde yalnızca güncel olaylar değil, uzun bir tarihsel arka plan bulunuyor. Kürtler; Türkiye, Suriye, İran ve Irak’a yayılmış bir halk olarak, özellikle 20. yüzyılda asimilasyon politikaları, zorunlu göçler ve ağır insan hakları ihlalleriyle karşı karşıya kaldı.
Irak’ta 1988’deki kimyasal saldırılar, Suriye’de 1962’de yüzbinlerce Kürdün vatandaşlıktan çıkarılması ve farklı ülkelerde uzun yıllar süren kültürel yasaklar, kolektif hafızada derin izler bıraktı. 2014’te IŞİD’in Şengal’de Ezidilere yönelik gerçekleştirdiği katliam ve kadınlara yönelik sistematik şiddet de bu hafızanın en travmatik sayfalarından biri oldu.
Bu nedenle Kürtler açısından şiddet görüntüleri, münferit olaylardan ziyade geçmişteki örüntülerin tekrarı olarak algılanıyor.
İki Farklı Devlet Modeli
Mevcut tartışma yalnızca güvenlik meselesi değil; Suriye’nin nasıl bir siyasi yapıyla yeniden inşa edileceği sorusunu da içeriyor.
Bir tarafta merkezi otoriteyi güçlendiren, ulusal birlik vurgusunu öne çıkaran ve karar alma süreçlerini Şam’da toplayan bir model bulunuyor. Diğer tarafta ise Rojava’da geliştirilen, yerel meclislere dayalı, çok etnili temsili esas alan ve kadın-erkek eşitliğini kurumsallaştıran bir sistem yer alıyor.
Rojava modeli, ayrılıkçı bir proje olmadığını ve Suriye sınırları içinde demokratik bir çözüm hedeflediğini savunsa da, Şam yönetimi bunu ulusal egemenlik açısından sorunlu görüyor.
Ateşkes ve Kırılgan Süreç
30 Ocak’ta geçiş hükümeti ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında varılan ateşkes ve entegrasyon anlaşması, çatışmaların yayılmasını önledi. Anlaşma, Kürt güçlerinin ve idari yapıların devlet kurumlarına aşamalı entegrasyonunu öngörüyor.
Ancak ocak ayındaki askeri gerilim, Kürt mahallelerinin askeri bölge ilan edilmesi ve sonrasında yaşanan olaylar, güven krizini derinleştirdi. Kürt siyasi çevreleri, anayasal güvence ve uluslararası denetim olmadan verilen sözlerin yeterli olmayacağını savunuyor.
Avrupa Boyutu ve Diaspora Etkisi
Gelişmeler yalnızca Suriye ile sınırlı değil. Almanya başta olmak üzere Avrupa’da geniş bir Kürt diasporası bulunuyor ve bölgedeki her gelişme doğrudan toplumsal yansımalar doğuruyor. Avrupa Birliği ise bir yandan Suriye’de istikrarı desteklerken diğer yandan mülteci geri dönüşlerini hızlandırma politikası izliyor.
Uzmanlara göre kalıcı istikrar, yalnızca askeri kontrolle değil; siyasi katılım, kültürel hakların anayasal güvenceye alınması ve yerel temsiliyet mekanizmalarının korunmasıyla mümkün olabilir.
Güvenin Yeniden İnşası Mümkün mü?
Ocak ayında yaşananlar, Kürt toplumunda derin bir güven sarsıntısı yarattı. Önümüzdeki süreçte siyasi müzakerelerin nasıl ilerleyeceği, entegrasyon modelinin hangi çerçevede uygulanacağı ve kadın hakları ile yerel yönetim mekanizmalarının korunup korunmayacağı belirleyici olacak.
Suriye’nin geleceği, yalnızca toprak bütünlüğünün değil; farklı kimliklerin eşit ve güvenceli biçimde bir arada yaşayabileceği bir sistemin kurulup kurulamayacağı sorusuna verilecek yanıtla şekillenecek.

HABERE YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.