Son iki yüzyılda Kürt devletlerinin yıkılış nedenleri!
Abuzer Bali Han
-Araştırmacı yazar-
Tarihte yakın dönemde Rus Çarlığı ile Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (S.S.C.B.) dönemlerinde ne hikmet ise Rusların Kürtlere bakış tarzı hep olumsuz ve kötü olmuştur. Ruslar ile Kürtler arasındaki ilişkilerde Kürtler hep kandırılan ve mağdur bırakılan taraftır. Rusların bu yaptıkları sadece birer tarihi rastlantı olarak yorumlamamak lazım. Tarihi ilişkilerde Ruslar kendi devlet çıkarlarını hep önde tutarak, Kürtlerin içinde yaşadıkları devletlere kendi yararları uğruna Kürtleri hep mağdur bırakmışlar.
Çarlık dönemi Rus-Kürt ilişkileri ayrı uzun bir konuyu kapsar. Çarlığın yıkılışı ve yerine kurulan Ekim Devrimi’nin (1917) ilk yıllarındaki halkların kendi kaderlerini tayin etme ve gönüllü olarak bir arada eşit ve kardeşçe yaşama istemleri, Lenin’in (21 Ocak 1924) daha 53 yaşındayken öldürülmesinden sonra, Rus yöneticileri tarafından sosyalizm yönetiminin yıldan yıla sulandırılarak bugünkü konuma Rusya’nın düşürülmesi, bu özellikler Rusların kaypak yapılarını da tarihsel olarak birazcık da olsa onları ele vermektedir…
Kürt-Rus ilişkilerinde gençliğimizin geçtiği 1960 ve 70’li yıllarında Anadolu ve Kürdistan gençliğinin büyük bir kısmı Lenin’in gençlik ruhuyla yaşadı! Adı geçen yıllar, yanlışların doğrulara katıldığı yıllardı. Birçok devrimci gibi Kürt gençlerinin de baş ucunda Çin’den basılan ve dünyanın dört bir bucağına parasız olarak dağıtılan ipekli Lenin, Mao ve Stalin resimlerinin revaçta olduğu yıllardı!.. Çoğumuzun hayatında Türkiye’de Türkiye İşçi Partisi, Dev-Genç ve Fikir Kulüpleri Federasyonu, hayali ve illegal olan Türkiye Komunist Partisi (TKP), sonra benim yaşamımda rol oynayan Özgürlük Yolu Hareketi ve Partisi olan Kürdistan Sosyalist Partisi uzun süre hep yarı illegal olan hareketlerdi!..
1970’li yılların başlarında aranan bir kişi olarak yurtdışına çıkışımla bilimsel sosyalizme bağlılığımın en güçlü yıllarına denk geldi. O güne kadar baş ucumda indiremediğim Lenin, Stalin ve Mao’nun ipekli posterlerinde sarsılmalar oluştu! Bu değişimden, önce öğretmenim, sonra da yoldaşım olan büyük Kürt Bilgesi Prof. Dr. Jemal Nebez’in de büyük payı var! Nebez Kürtler için büyük bir değerdi. Kendisini sosyalist ve Mazdak’ın yolunda kendini gören biriydi. Bizler Sovyetler için her fedekarlığa yatkınken O, bizleri Sovyetlerin bilmem nesi (noker? uşak) olarak eleştiriyordu! Tarih Mamoste Jemal Nebez‘i doğrulamıştı! O, gerçek sosyalizmi savunduğunu söylerken kendisini yadırgıyorduk!.. Buna rağmen yıllarca birlikte Berlin Newroz Gazetesi Bürosu olan Mala Gelê Kurd’da birlikte çalışarak seminerler yaptık, Kürtçe derslerini Kürt içşi ve çocuklarına verdik…
Benim sosyalist görüşüm Özgürlük Yolu sosyalist çizgisiydi. Fakat yazı ve basılan yapıtlarımı Pele Sor Yayınları yapıyordu. Gelen tüm gelirleri de yeni kitapları yayınlamaları için yayın evine bağışta bulunuyordum…
Berlin‘de yapılan bir Kürt Tarih Konferansında Prof. Dr. İsmet Şerif Wanlı’nın de içinde bulunduğu ve birkaç kişinin daha yer aldığı konferansta verilen arada eski Deng Yayınları Müdürü olan H. Çetin’i konuşmasından dolayı tebrik ettim. Bana“Seni tanıyamadım!“ dedi. Kendimi tanıtınca da bana dönerek:“Senden özür dilerim!“ dedi. Nedenini sorduğumda da Deng Yayınları müdürü ve Deng Dergisi’nin sorumlusu H. Çetin bana dönerek: „Senden özür dilerim! Çünkü yönetici iken parti merkez komitesinden gelen direktifler doğrultusunda makalelerini yayınlatmadım ve kitaplarını da bastırmadım. Dergiye gelen yazılarına da merkez komitesinin bana yaptıkları telefonlar doğrultusunda onlara uydum. Bu yanlışlarım nedeniyle senden özür diliyorum!“ demişti. Bende de kendisine:“ Özürün şimdi bir anlamı yok! O zamanlar bu yanlış adamların dediklerini yapmayacaktın! Şimdi söylemen de hiç bir şeyi ifade etmiyor!“ demiştim! Kendi yoldaşlarına her türlü haksızlığı yapan bir örgütten başka bir şey de beklenemezdi! Çok koşturan ve çalışan bir kişi olarak hareketin önderi için her an ölüme bile hazır olan biri için önder ve çevresi böyle düşünüyorsa zaten o örgüt sonunu gelmiş demekti!.. Nitekimde başkan ve yöneticilerin bir kısmı kendi en değerli kadrolarını harcıyarak sonunda da kendilerinin geldikleri yer olan Türkiye’de buldular!..
Yurtdışında dünya işçi sınıfı partileri içinde Kürt örgütlerini her zaman dışlamaya çalışan İran Komunist Partisi (TUDEH) ile Türkiye Komunist Partisi‘nin (TKP) engellerini yurtdışında aştığımızda çalışmalarımızla Kürtler bir dönem en öndeydi. Kim işçi sınıfı adına çok çalışıyorsa onlar uluslararası mücadelede saygınlık kazanıyorlardı. Sonraları yurtdışına gönderilen PSK kadroları bu çalışmaları yok ettiler! Türkiye’den yurtdışına çıkanlar, işlevleri bittikten sonra hiç bir şey olmamış gibi ellerini, kollarını sallayarak Türkiye’ye geri döndüklerinde benim gibi 20 yıl vatandaşlıktan atılan, pasaport ve kimliğime el konulanlara da çalışma bedeli olarak ağır cezalar düşmüştü!..
Bilimsel sosyalizme inanan biri olarak Sovyetler ve Doğu Almanya Demokratik Sosyalist Cumhuriyeti’nde bölgesel hatalarla dolu olduğunu gördüğümde artık sosyalizmin çöktüğü ve sonunun geldiği yıllara denk geliyordu! Bir dönem Dresten’de okuyan ve Irak Komunist Partisi’nin sorumlusunu ziyaret etmiştim. Ziyaretin sebebi de Kürt öğrencilerinin DDR’de burslu okumaları idi. Arkadaş „Ben size fazla yardımcı olamam!“ demişti. Sebebini sorduğumda Doğu Almanya’da Faşist Saddam Hüseyin’in BAAS PARETİSİ’nin sözü geçerlidir, demişti. Bu soru ve yanıt çok tuhafıma gitmişti. Sonra kendi kendime bunda yadırganacak bir durum yok! Sovyetler Birliği de 1975 yılına kadar Irak faşist rejimine yardım ederek, Mig savaş uçaklarının taşıdıkları zehirli gaz bombalarını Sovyet savaş danışmanlarının da öncülüğünde peşmergelere saldırarak Kürdistan kurtuluş mücadelesini boğmamışlar mıydı?..
Bazan kendi kendime sorduğumda, benim mücadele veren peşmergemi yok sayan ve faşistleri onlara karşı destekliyen bir sosyalizmi neden savunduk? Kürt sosyalizmine öncülük yapan parti ve liderleri bu durumu görmediler mi? Gördüyseler neden suskun kaldılar? Faşistlerden yana olan sosyalizm, sosyalistlik sayılır mıydı?.. Liderlik yapan sosyalist Kürtler bunu görmediler mi? Gördüyseler neden sustular?!. Bu sorunun yanıtını gelecek kuşaklara bırakakıyorum!
Gençlik hayatımızda Kemalizmin büyük etkisi oldu. Neredeyse Kemalizm‘i devrimcilik saydığımız dönemlerden geçtik! Kürtlüğümüzden utanır hale geldiğimizde Türk solu imdadımıza yetişmişti! Yapılan tartışmalarda Türk solcu arkadaşlar:“Kardeşim! Ben nasıl Türksem, sen de Kürtsün! Dünya halkları ırkıyla, diliyle hep kardeşler“ deniliyordu. Sonraları Kürtlüğümüzü bir nişan gibi suç unsuru olarak boynumuza astılar! Sosyalist geçinen o dönemin devletleri de faşist Saddam Hüseyin’i destekliyerek, Barzani yönetimindeki Kürt ulusal mücadelesini yok sayarken, Kürt solunda da bir Barzani düşmanlığı yaratıldı! Bu durum Kürdistan Federe Devleti’nin kuruluşuna kadar devam etti. Sovyet yanlısı olarak kendi ulusal hareketini feodalizmin can çekişmesi olarak gören Kürt solcuları birden kendilerini yeni kurulan Kürt Federe Devleti’nin saflarında Hewler’de büro açarak sömürü düzenlerini yürüteceklerini sandılar. Sahte solculuk bir kez daha maskesini düşürmüştü! Ölümüne peşinde olduğumuz liderler meğer hiç çalışmadan yıllarca sırtımızda ağa, bey gibi geçinmişlerdi!.. Bizler de tıpkı Sovyet sosyalizmi gibi bunları lider diye yıllarca omuzlarımızda hep taşımıştık!..
Bu yukarda bahsettiğimiz konuda ben içimden gelen duygularla hep ulusal değerlerden yanaydım. Kendimi biraz da bu konuda sorumlu tutarım. 1980’li yıllarda 7 Kürt öğrenci birliğinin birlik toplantılarında yapılan ortak bir gecede, bir türküde rahmetli Mele Mustafa Barzani’nin adı geçiyor diye Barzani yanlısı olan örgüt yöneticisinin gırtlağına sarılanlar, O‘na zor dakikalar yaşatmışlardı!..
Kısacası örgütsel olarak Sovyet yönetimi döneminde Kürtler, Kürtlere düşman yapılmıştı! Bugünkü Kürt örgüt düşmanlığı ve uyuşmazlıkları da eskisi kadar olmasa da, yeni sürece dayalı olarak halen birleşmelerin önünde birer engel olarak süre gelmektedir! Bir kez bir insan kendi halkının devrimci yurtseveri değilse, hiç başka bir ulusa da yaranamaz!..
Bizler sosyalist olarak gözleri kapalı bir şekilde bu Sovyet sistemini neden canını ortaya koyarak destekledik? Biz sosyalist olduğumuzu biliyorduk. Acaba Sovyetlerin tarihte Kürtlere bakış açıları sosyalist miydi? Saddam ve benzeri faşist rejimleri destekliyerek ve onları ayakta tutanlar sosyalist olabilirler miydi!?.
Sovyetlerin dayanışma göstermeden yıkılan bir eski Kürt Krallığı‘na da kısaca değinmekte yarar var. Güney Kürdistan’da Merkezi Süleymaniye olan ve 1922 yılında kendini Kürdistan Kralı ilan eden Şeyh Mahmud Berzenci (1878-1956) tüm çabalarına rağmen krallığını uzun süre yaşatamamıştı!.. Kral Şeyh Mahmud, 09.06.1919 tarihinde Baziyanda yapılan savaşta yaralı olarak İngilizlere yakalandıktan sonra idam kararı verilir! Sonra idam cezası Hindistan'a sürgüne gönderilmeye çevrilir. Fakat Kürt halkının yoğun isteği üzerine İngilizler O’nu geri Kürdistan‘a getirmek zorunda kalırlar! Sonra Süleymaniye’nin doğusuna düşen köyü „Berzen“de bir köylü yaşantısını sürdürerek 9 Ekim 1956 tarihinde vefat eder. Krallığın yıkılmasında İngilizler tarihte ilk kez savaş uçaklarıyla Kürt savaşçılarının üstüne zehirli gaz bombalarını deniyerek kullanmış, kendi adlarını da dünya savaş tarihine de yazdırmışlardı. Bu da Kürt Krallığı‘nın çökertilerek kısa ömürlü oluşuna neden olmuşdu…
İngilizlerin bu Kürt karşıtlığı sadece kapitalist olduklarına da dayanmıyordu! Kürtlere karşı sosyalist ülkeler de Kürtlerin içlerinde yaşadıkları gerici ve faşist devletlere yardım ederek Kürtlerin devletleşmemesi için ellerinden geleni yaptılar!..
Bu konuyu biraz daha irdeliyerek Lenin ve Stalin dönemine de değinmekte yarar var. Lenin’in „Her halk kendi kaderini özgürce tayin etme hakkına sahiptir!“ görüşü kadar net ve doğru olan başka bir düşünce olabilir mi?.. Her halka uygulanan bu doğru ve haklı düşünce ne yazık ki başta Kürtler olmak üzere bazı diğer halklara uygulanmamıştır. Lenin’in sağlığında birinci dünya savaşı döneminde Doğu Anadolu diye Türklerin adlandırdıkları Ermenistan ve Kürdistan’daki ulusal hareketleri Lenin görmemezlikten gelerek Mustafa Kemal’i anti-emperyalist savaş veriyor diye desteklemişti. Orta Asya‘dan gelen silah ve para yardımlarını sosyalistler Mustafa Kemal’a aktararak Kürt ve Ermeni’lerin kendi kaderlerini tayin etmede onları yenilgiye ve bölgede yok saymaya neden olmuştur! Lenin’in bu tarihi hatasını sonraki yıllarda Stalin birkaç defa daha Kürtler üzerinde denemişti!
Stalin’in, başkenti Laçin olan „Kızıl Kürdistan Cumhuriyeti“ni (Kurdistana Sor, aserbaidschanisch: Qızıl Kürdistan, Russisch: Красный Курдистан 1923-1929) yıkarak, burada yerli olan Kürt halkını Sibirya ve Kazakistan’a sürgüne göndermişti! Bu tarihi olayı öğrendiğimde artık beynimdeki Stalin eski Stalin değildi! Derken Ekim Devrimi’ni bugünkü hale getirenlerin başında sadece Gorbaçov’un olmadığını, bunda Stalin’in de büyük bir rol oynadığına günden güne edindiğim deneyimlerimle öğrenmeye başladım. Bu deneyimlerin başında yine önce Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin 22 ocak 1946’da kurulmuş ve 17 aralık 1946‘da yıkılan Mahabad Kürdistan Cumhuriyeti’ne önce Stalin, Kızıl Ordu‘yu göndererek yardım elini uzatmış, sonra da Kürtleri yüzüstü bırakarak tüm güçlerini geri çekerek tarihi ikinci Kürt devletini de ortadan kaldırılmasına neden olmuştu! Kızıl Ordu 9 Mayıs 1946'da Mahabad ve İran topraklarından çekilince 17 Aralık'ta ise Mahabad'a giren İran ordusu, İngilizlerin de desteğiyle cumhuriyetin önderlerini ve başta Pêşewa Qazî Muhammed’i tutsak alırlar. Hemen kısa bir soruşturmadan sonra da hepsini asarlar. ..
Daha bir yılını bile doldurmayan Kürt Muhabad Cumhuriyeti’nin Genel Kurmay Başkanı General Mele Mustafa Barzani, Reisicumhur Pêşewa Qazî Muhammed’e:“Düşman şehire daha girmeden dağlara çıkıp mücadele edelim!“ der. „Kürdistan Dağları bizi sinesine alarak korur!“ der. O’na Pêşewa Qazî Muhammed’in yanıtı netti! „Olmaz!” diye yanıtlar! General Mele Mustafa Barzani:”Neden olmaz!” diye sorar. Pêşewa‘nın yanıtı:”Senin ile gelsem kurtulurum! Geride kalan halka bulunmam için düşman çok kan akıtır! Ben ellerine geçtiğimde beni astıklarında halkımızı öldürmekten de vaz geçerler. Onun içindir ki seninle gelemiyeceğim!” der…
Serok Mele Mustafa Barzaninin peşmergeleriyle Sovyetlere olan tarihi yürüyüşü ve sığınması oldukça ilginçtir. Rusların tarih boyunca Kürtlere sırtını dönmeleri Barzani ve peşmergelerinin Rusya’da kaldıkları yıllarda onlar da Rusların kötü davranışlardan nasibini alırlar!..
Kürtlerin kurdukları ve başkenti Laçin olan Kızıl Kürdistan Cumhuriyeti ile başkenti Mahabad olan Kürdistan Cumhuriyeti’nin yıkılışlarını sosyalizme bağlamasak da onların taktik ve stratejik hesapları uğruna onlar yok edildiler!
Tarihe baktığımızda Medler gibi imparatorluklar kuran Kürtlerin en büyük düşmanları yine kendileridir! 19. Yüzyılda en güçlü devletlerini kuran Kürtleri düşmanları yenemediler! Düşmanları olan Osmanlılar kurulan üç kuvvetli Kürt devletini içten birbirine düşürerek onları zayıf hale getirdikten sonra ordularıyla saldırarak devlet başkanlarını tutsak edip, İstanbul‘a götürürler. Onları etkisiz kılarak, her üç Kürt devleti de ayni dönemde tarih sahnesinden silip giderler!..
Bu konuyu biraz daha aydınlatırsak Botan Miri Bedirhan Paşa (1802 – 1868) güçlü ordusuyla tüm düşmanlarına baş eğdirerek adına para bastırıp, dönemin en iyi silahlarına sahip olur. Güçlü Osmanlı ordusunun her saldırısını püskürten, çağına göre en iyi savaşan bir ordu kurmuş, kendi adına para bastırmaya başlamıştı. Botan ordusu Osmanlıların korkulu rüyası olmuştu. Tarihin kendisine bahşettiği o güçlü Kürt Devleti’ni yaşatıp, geliştireceğine şahsi hırsına kapılarak bazan yeğeni Êzdinşêr ile bazan da Revanduzlu Mir Muhammed Paşa’nın güçlü ordusuyla savaştı! Zamanla kendi gücünü zayıflatarak yenilgisini de Osmanlı paşasına esir düşerek kendi saltanatına son vereceğinin farkında bile değildi! Sadece kendi saltanatı değil, kendisi gibi güçlü olan yeğeni Êzdînşêr ve Revanduzlu Muhammed’in güçlü Kürt devletlerinin de sonunu getirmişti!..
Revanduzlu Mir Muhammed Paşa (Mîrê Kor-Bir gözü kör olduğu için (1783 Rewanduz- 1838 Karadeniz bölgesi) esir alınıp İstanbul’a götürüldükten sonra, güya Osmanlı Padişahı tarfından af edilerek memleketine geri gönderilir. O, Kürdistana varmadan Osmanlı Padişahının hafiyeleri tarafından Karadeniz Bölgesinde bilinmiyen bir yerde öldürülür! Mezar yeri bile belli olmaz! Biri Botan‘da diğeri Revan’da merkez kuran bu iki Kürt hükümdarı birbirine üstünlük kurmak için hep birbiriyle savaştılar. Revanduzlu Mir Muhammed Paşa’nın ordusu Botan ordusu kadar güçlüydü. Mir Muhammed Paşa, adına para bastıran, güçlü modern ordusunu daha da güçlendirmek için Avrupa’ya askeri heyet göndererek silah ve büyük top yapımı için silah babrikasının kurulma aşamasındaydı. Osmanlı ordusunun her saldırışını püskürten ve onlara büyük zayiatlar veren bir Kürt ordusunu kurmuştu!..
Ayni dönemde Kürdistan’da büyük bir devlet kurmak istiyen Botan Miri Bedirhan Paşa’nın yeğeni Êzdinşêr de bazan Botan Miri Bedirhan Paşa‘ya ve bazan da Mir Muhammed Paşa‘nın ordularıyla savaşarak, hem kendini, hem de her iki Kürt devletinin ordularını zayıflatarak kendisin sonunu da yaklaştırmıştı!..
Osmanlı padişahı Reşit Paşa nezaretinde 1848 senesinde Bedirhan Paşa esir alınarak İstanbul'a götürülür!..
Sultan Abdülmecid'in huzuruna çıkarılır. Tarihte geride kalan Osmanlı padişahının kendisine sorduğu:“ Bre adam! Nasıl olur da benim gibi bir cihan padişahına baş kaldırırsın?!.“ Bu soru Bedirhan Paşa’yı astıracak bir soruydu. Berdirhan Paşa’nın yanıtı kendisinin ölüm fermanını ortada kaldıracak nitelikte olan:“ Padişahım! Sen de benim gibi hata yapacaksan benim ile senin aranda ne fark olur ki!“ der. Padişah bu yanıt üzerine O’nu af ederek Girit adasına 12 yıl sürecek olan bir sürgüne gönderir. Sürgün sonrası tekrar İstanbul’a döner. Bu sefer Girit’tin Hanya Bölgesi’nde isyan çıkar. İsyanı bastırmaya Bedirhan Paşa’ın komutasında 400 Botanlı silahlı savaşçı gönderilir. İki-üç yıl sonra isyan bastırılır. Bu başarı üzerine padişahın huzuruna çıkan Bedirhan Paşa’ya Sultan Abdülmecid sorar! Büyük iş başardın! Bir şey hariç, dile benden ne dilersin! Bedirhan Paşa’nın Kürdistan Kırallığı hariç demek istiyen padişahın sorusunu anlamıştı. O da padişahım, benin dediğim olmayacaksa senden başka hiç bir şey de istemiyorum, der. Sultan Abdülmecid de:“Sana Kutsal Toprakların anahtarını emanet edip Şam’a gönderiyorum!“ der. Şam’a görevli giden Bedirhan Paşa, üç yıl sonra vefat ederek vatan hasretiyle Şam’da Nakşibendi Şeyhi olan Mevlana Halidê Şehrezor (Mevlana Halidê Bağdadi)’in yanına gömülür!..
Bu yukarda bahsedilen ve peşpeşe yıkılan üç Kürt devleti, birbiriyle savaşarak kendi sonlarını getirmişlerdi! Sonra da zayıflanan bu devletlerin önderlerini tutsak alan Osmanlılar, Kürtlerin tarihte devlet kurmalarının da sonunu getirerek, Kürtlerin birinci dünya savaşı sonrası ve cumhuriyet döneminde de devletsiz kalmalarının zeminini oluşturdular!..Kürtlerin bugünkü bölük börçük örgütlenmeleri, o eski Kürt devletlerinin birbirine düşürülen sürtüşme dönemini bana hatırlattı!..
Eskiler derki:“Osmanlıda oyun çoktur! Bir oyun bozulduğunda yerine yeni ve daha güçlü bir oyun sergilenir!“ Günümüzdeki sayıları oldukça kabarık olan Kürt partileri bana yukarda kurulmuş olan üç Kürt Devleti’nin akibetini hatırlatıyor! Bu kadar birbirine benzer ve liderlerinin şahsi hırslarına kurban edilen Kürt halkının kaderi, nasıl değişecek?!. Yukarda ayni dönemde kurulan üç Kürt Devleti’nin akibeti günümüzdeki tüm Kürt örgüt ve partilerine bir ibret dersi alsınlar diye bu hatırlatmayı yaptım!..
Geçmişin tarihi olaylarında bir ibret ve hikmet dersini çıkaramayanlar, geleceğe kurtuluşlarını hazırlıyamazlar!.. Günümüzde Kürtler için iki yol ayırımı var. Kürtler birleşirlerse özgürlüklerine kavuşurlar! Birleşmeseler de sonları yukarda anlatılan üç kuvvetli Kürt Devletinin akibetine döner!..
Dünyada en büyük gerilla mücadelesini veren Kürt Ulusal Mücadelesi’nin en büyük önder ve kahramanlarından biri olan General Molla Mustafa Barzani’nin Rusya’ya sığınması, kendisine ve ailesine Rusya’da iken yapılanların olumsuzluğunu Kürt devrimcilerinin görmemezlikten gelerek, o dönemlerde Barzani’ye sosyalizm adına cephe almalarını ise tarihin af etmiyeceği büyük bir hatası olarak görmek lazım. Dahası Sovyetlerin Mig uçakları Sadam Hüseyin saflarında Kürdistan’ı bombalarken, bunu feodalizmin tasfiyesi gibi gören ve sözüm ona halen yerlerinde duran Kürt liderleri, kendilerine bir özeleştiri bile yapmadan yerlerinde halen şu, ya da bu şekilde durmakta ve söz sahibidirler!..
Sosyalist ülkeler Sadam’ı kanatları altına alarak koruduklarında, 1975’lerde dağlarda inmeyip direnen ve savaşan Kürtler o zamanlar da yalnızdılar! Onları yalnız bırakan, Sadam’ın saflarında olan sosyalist ülkelerin yanında, onlara alkış tutan, o dönemdeki Kürt liderleri acaba bu hatalarından ders çıkarabildiler mi? Ya halen günümüzde tarihin bu Kürt gerçeği yanılgısını sosyalizm adına yaparak, bu yanılgılarını sürdürenlere ne demeli? Günümüzde ulusal birliğin önünde engel olan kişi, görüş ve inançların devrimcilikle hiç bir ilgisi yoktur! Dolaylı olarak Sadam’ı destekleyen, sosyalis ülkelere o dönemde yaranmak için yarışan Kürt sosyalistlerinin bir kısmı halen bugün de şahsi çıkarları uğruna şunun, bunun ekmeğine yağ mı sürüyorlar?!. Ya da tüm dünyadaki halklar bağımsız devletlerinin sınırları içinde yaşarken, kendini dondurmuş olan bazı Kürt sosyalistleri „Biz bağımsız bir Kürt devletinin kurulmasına karşıyız!“ sözlerinden hangi Kürt bir anlam çıkarabilir? „Bağımsız Bir Kürt Devletini“ istememek Kürtlük müdür? Dün Sadam’ı destekleyen Rusya ve o günkü sosyalistlerin bir kısmı günümüzde faşizme kayan ve Sadam’ı aratmıyan birilerini destekleyerek onları mazlum olan Kürtlerin üstüne salarlarsa, onlar tarihe nasıl yanıt verecekler?..
Kürtlere insani bir hakkı dahi çok görenler, elbette onlar ve yandaşları Kürtlerin bağımsızlıklarını da hiç bir zaman istemezler! Halbuki günümüzde en sade Kürt bile Kürtler için artık demokrasi ve bağımsızlık istiyor!.. Tüm Kürtler Kürdistan coğrafyasında yaşadıkları bölgelerde kurtarılmış özyönetimlerini kurarak, merkezi bir yönetim olacak olan „Kürdistan Federal Cumhuriyeti“nin birer üyesi olmaya hazırlanmalıdır. Hem de geç değil! Yakın gelecek Kürtler için kurtarılmış bölgelerde kendi kaderlerini tayin ederek, bağımsız, Federal Kürdistan Devleti’nin birer üyesi olarak varlıklarını tüm dünyaya duyurmalılar!.. Bu kurtuluş yıllarında tüm Kürt sosyalist yurtseverlerinin yanı sıra diğer parti ve örgütleri de hazır olmalı. Tarihin Kürtlere verdiği bu fırsatın önünde küçük çıkarları uğruna diğer bazı Kürt partileri engel çıkarmamalı!..
Kürtlerin günümüzde devletsiz kalışının nedenlerinin bir kısmını sosyalizme ve Stalin’e dayandırmak hiç de yanlış değildir! Fakat Rusların Kürtlere tarihi bakışları bugün de aynı hatalarla halen sürdürülmekteler. Günümüzde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 1980’li yıllarda Sosyalist Doğu Almanya’da Sovyetlerin gizli haber alma örgütünün başında olması, O’nun günümüzdeki kişiliğinin de bir yansımasıdır! Tıpkı Sovyet Sosyalizminin birden Rus kapitalizmine dönüşmesi gibi! Bu dönemlerde ne olduysa onların peşine düşen gerçek sosyalistlere oldu. Kürtler ise her türlü insani ve demokratik haklarından yoksun kaldılar!..
Haklı olanlar birleştiklerinde, hak ettikleri zaferi de kazanacaklar! Artık bağımsız ve özgür yaşamak Kürtlerin de hakkı!..
26 Mart 2026


YAZIYA YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.