
SOL VE SOSYALİZMİN KEMALİZM İLE İMTİHANI
Kürt halkının kimliğini kabul etmeyen, Kürtçenin kamusal ve eğitim alanındaki varlığından rahatsız olan, Kürtlerin ulusal sembollerini hazmedemeyen ve Kürtlerin demokratik hak taleplerini tehdit olarak gören anlayış değişmedikçe, Türkiye’de gerçek anlamda
Defalarca, dilimiz döndüğünce söyledik: Türkiye’de gerçek anlamda bir sol ve sosyalizm geleneğinden söz etmek kolay değildir; kendisini sol ve sosyalist olarak tanımlayan birçok çevrenin düşünsel arka planında Kemalizm belirleyici bir yere sahiptir. Bunu söylediğimizde ise çoğu zaman yadırgandık, eleştirildik.
Yakın zamanda Diyarbakır’da yaşanan bir olay, yıllardır dile getirdiğimiz bu eleştirilerin yeniden tartışılması gerektiğini gösterdi.
Kendisine solcu ve sosyalist kimliğiyle tanıdığımız, sanatçı kimliğinin yanında siyasetçi kimliğiyle de tanıyıp sevdiğimiz, Kürt halkının dostu ve aydın bir insan olarak gördüğümüz Zülfü Livaneli, Diyarbakır’daki bir etkinlik sırasında halkın kendisine gösterdiği sevgi ve sempati nedeniyle boynuna Amedspor atkısı takılması üzerine ırkçı ve şoven tepkilerin hedefi oldu.
Buraya kadar yaşananlar, Kürt halkı açısından ne yazık ki şaşırtıcı değildi. Çünkü Kürtler, kendi kimliklerine, dillerine, kültürlerine ve sembollerine yönelik bu tür tahammülsüzlükleri defalarca yaşadı.
Bizi asıl şaşırtan ise Livaneli’nin, kendisine yöneltilen tepkiler karşısında, “Ben takmadım, boynuma attılar” anlamına gelen bir açıklama yapması oldu.
Oysa kendisinden beklenen, ezilen halkların kendi kaderini belirleme hakkını savunan sosyalist düşüncenin bir mensubu olarak çok daha farklı bir tavır ortaya koymasıydı.
Örneğin şöyle diyebilirdi:
“Evet, o gün Diyarbakır’daydım. Diyarbakır halkı, Türk kimliğimi sorgulamadan, beni kendi sanatçısı ve dostu olarak görerek sevgi gösterdi. Bu sevginin bir ifadesi olarak Amedspor atkısını boynuma taktım. Amedspor da bu ülkenin takımıdır. Eğer gerçekten toplumsal barış istiyorsak, spor dahil hayatın her alanında birbirimizin farklılıklarına saygı göstermeli, birbirimizin sembollerini tehdit olarak görmemeliyiz.”
Böyle bir açıklama, hem sanatçı kimliğine hem de yıllardır savunduğu söylenen demokratik ve sosyalist değerlere yakışırdı.
Ancak ne yazık ki verilen cevap, “Ben yapmadım, bana yaptılar” çizgisinde kaldı.
Hani derler ya: “Dervişin fikri neyse zikri de odur.”
Bizim açımızdan mesele tam da burada düğümleniyor.
Çünkü Türkiye’de sol ve sosyalizm adına oluşturulan vitrinin altında, çoğu zaman Kemalist devlet anlayışının temel kabulleri yatmaktadır. Kürt halkının varlığı, ulusal kimliği, kendi kaderini tayin hakkı, anadilde eğitim talebi ve kültürel hakları söz konusu olduğunda bu düşünsel sınırlar daha açık biçimde ortaya çıkmaktadır.
Peki biz Kürtler, bütün bu gerçeklikleri gördüğümüz halde ne yapmalıyız?
Kürt kimliğinin, Kürt dilinin, Kürtlerin anadilde eğitim hakkının ve kültürel haklarının anayasal güvence altına alınmasını neden talep etmeyelim?
Neden bu taleplerimizi gerçekleştirmek için demokratik ve barışçıl mücadele veren siyasi partilerimize sahip çıkmayalım?
Neden Kürt halkının kendi geleceği üzerinde söz sahibi olmasını sağlayacak, ademi merkeziyetçi bir yönetim modeli olan federasyonu savunan siyasi anlayışları desteklemeyelim?
Çünkü bugün yaşadığımız sorun yalnızca bir atkı meselesi değildir.
Amedspor atkısına gösterilen tahammülsüzlük, Kürtlerin sembollerine yönelik daha geniş bir tahammülsüzlüğün göstergesidir.
Kürt halkının kimliğini kabul etmeyen, Kürtçenin kamusal ve eğitim alanındaki varlığından rahatsız olan, Kürtlerin ulusal sembollerini hazmedemeyen ve Kürtlerin demokratik hak taleplerini tehdit olarak gören anlayış değişmedikçe, Türkiye’de gerçek anlamda toplumsal barışın kurulması mümkün değildir.
Kürtler olarak artık şunu açıkça görmemiz gerekiyor:
Bizi kimliğimizden vazgeçirerek “eşit” yapacaklarını söyleyen hiçbir anlayış gerçek anlamda eşitlik getirmeyecektir.
Eşitlik; Kürtlerin varlığının kabul edilmesiyle, dilinin ve kültürünün güvence altına alınmasıyla, kendi geleceği hakkında söz sahibi olmasıyla mümkündür.
Bizden beklenen, başkalarının bizim kimliğimizi ne zaman ve ne ölçüde kabul edeceğini beklemek değildir. Kendi haklarımızı demokratik yollarla, birlikte ve kararlı biçimde savunmaktır.
Kürt milletinin varlığını hiçbir zaman kabul etmeyen, Kürtlerin sembollerine dahi tahammül edemeyen ve her fırsatta saldırıya geçen anlayışlara karşı başka türlü nasıl millet olma bilincimizi ve kimliğimizi kabul ettirebiliriz?
Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey, başkalarının bize vereceği bir lütuf değil; haklarımızın demokratik, hukuki ve anayasal güvenceye kavuşturulmasıdır.
Bunun yolu da Kürtlerin kendi aralarında birlik ve dayanışmayı güçlendirmesinden, demokratik hak ve özgürlüklerini savunan siyasi yapılara sahip çıkmasından geçmektedir.
Selam ve dua ile.
Mahmut Bilen
06.11.2026

HABERE YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.