Satılık Kurdistan Önderliğe (FÜHRER) Villa
Hayat standartlarının değişmesi uyum sorununu her zaman yaratmaz. Yoksul zenginleşir ve üretken konuma gelirse yeni yaşamına kolay alışır. Tersini yaşayanlar yeni durumu kolay kabullenemezler. Çok daha mutsuz ve saldırgan olurlar. Ne yaparsanız yapın elindekini kaybedeni memnun edemezsiniz.
Bazılarında yaşanan başarısızlık artık süreklileşir ve bir daha toparlanma şansı bulamazlar. Üretimden zevk alanlar hatalarını analiz ederek sonuçlarından yararlanma yolunu seçerler. Bu durumda, daha da deneyimli oldukları için, eskisinden daha başarılı çalışmalar yaparlar. Kendisi ile hesaplaşamayanlar bir süre sonra sadece başkalarını suçlarlar. Birer megaloman olmaları yetmezmiş gibi çevrelerine ve kendi geleceklerine ciddi zararlar verirler.[1]
Yeniden üretken olamayanlar tahminlerin üzerinde tembelleşirler. Bunu gizlemek için sadece kendilerinde olan başarı öyküleri yaratırlar ve bunlara herkesin inanmasını isterler. Kendilerine rahat yaşam koşulları yaratabilecek kişiler ararlar ve bulduklarında hemen dalkavukluk yapmaya başlarlar.
Egemenler ve ticarette kural tanımaz zenginler bunları iyi tanırlar ve onları yanlarına alarak kullanmaya başlarlar. Suçun görünür yüzü yaparlar. Bunlar suç işlemeye başladıktan sonra geri dönüş yapamadıkları için daha fazla suç isteğine boyun eğerler.
TES’in talebi ve desteği ile Öcalan[2] ve etrafı tarafından yalan ve algı ile bir kahramanlık ve direniş destanı yaratıldı. Masumane bir şekilde bu yalanın eylemcisi olanlar bir süre sonra gerçeği fark ettiler ama doğruya dönüş cesareti gösteremediler.
Bunları anlamak için Psikolog Fikret Zengin’in Tehlikeli Kişilikler, Manipülasyon, Güç ve Kontrol Kitabını Kurdlerin siyasetçilerinin ve akademisyenlerin okumasında yarar vardır. Samimi Müritlere ise yazarın konuşmasını[3] dikkatle dinlemelerini şiddetle tavsiye etmekte yarar olduğu düşüncesindeyim. Kitapla ilgili kısa bir not aşağıda olup şimdilik yeterli olabilir.
Öğreniyoruz ki İmralı’da Yeni Ziya’ya villa yapılmış ve kullanımına sokulmuştur. Bunun yapım süreci herhalde 3-4 aydan fazladır. Cengiz Çandar’ın açıklamasından öğreniyoruz ki İmralı Heyeti[4] bir süredir o binada görüşme yapıyorlarmış.
Ahmet Zeki Okçuoğlu’nun bir yazısını ve anlatımını hatırladım.[5]
Daha iki ay öncesinde mutlak tecrit ve kötü koşullar için Kurdleri eylemlilik içine çekip oyalayanlar demek ki gerçeği çok iyi biliyorlarmış. Herkesin bildiğini Kurdler’den saklayanlar projenin parçası olduklarını yalanlarla gizlemeye çalışıyorlar.
Bunlar ne için yapılıyor. Demokrasi için olmadığına göre ufukta görülen Kurdistan’ın üzerine bedel ödeyerek satılması içindir. Kurdler bu gerçeği beyinlerine kazıyarak anlamalılar.
Şefik Çolak
Endüstri Mühendisi
17/09/2026
Kitap için kısa not:
İnsan, tehlikeyi çoğu zaman yanlış yerde arar. Bakışlarımızı karanlık sokaklara, parmaklıklar ardındaki suçlulara ya da açık düşmanlara çeviririz. Oysa insanlık tarihinin en büyük yıkımları, esasen ilk bakışta hiç de tehlikeli görünmeyen insanlar tarafından gerçekleştirilmiştir.
Hiçbir baskı düzeni, büyük yıkım ya da kitlesel felaket; kötülüğünü en başından ilan eden insanlar tarafından kurgulanmamıştır. Aksine, çevresinin güvenini kazanmış, karizmatik, ikna kabiliyeti yüksek, başarılı, yardımsever ya da mağdur görünmeyi başaran kişiler eliyle inşa edilmiştir.
Güç, kaba kuvvetten önce güven üretir; manipülasyon ise korkuyla değil, hayranlıkla başlar.
Borderline kişilik yapılanması, yoğun terk edilme korkusu, kimlik karmaşası, dürtüsellik ve idealizasyon–değersizleştirme döngüsü nedeniyle ilişkileri derin bir istikrarsızlığa sürükleyebilir.
Paranoid yapılanma, dünyayı sürekli tehdit üreten bir yer olarak algılar; kuşku, güvensizlik ve kontrol ihtiyacı zamanla temel yaşam stratejisine dönüşebilir.
Antisosyal kişilik yapılanmasında empati, vicdan ve sorumluluk duygusu belirgin biçimde zayıflamıştır. Başkaları, antisosyal bireyler için genellikle eşit bireyler değil, kişisel hedeflere ulaşmada kullanılabilecek araçlar olarak görülür.
Narsistik yapılanmada ise benlik, dışarıdan gelen hayranlık ve onayla beslenir. Eleştiri, yalnızca bir fikir ayrılığı değil, varoluşa yönelmiş kişisel bir saldırı olarak algılanır.
Manipülasyon, güç ve kontrol; sevgiyi sömürür, korkuyu besler, mağduriyeti yüceltir ve hayranlığı araçsallaştırır. İlişkiyi eşitlik temelinden uzaklaştırır, insanı bağımlılık kıskacına sıkıştırır ve güce sığınmasını kolaylaştırır.
Güç ve otorite birleştiğinde yalnızca bireysel ilişkiler değil; kurumlar, şirketler, siyasi partiler ve toplumlar da derinden etkilenebilir, onulmaz yaralar alabilir.
Bu nedenle Tehlikeli Kişilikler, yalnızca kişilik bozukluklarını anlatan bir kitap değildir. Aynı zamanda manipülasyonun psikolojisini, gücün nasıl üretildiğini, otoritenin hangi psikolojik mekanizmalarla meşrulaştırıldığını ve insanların neden bazen kendi özgürlüklerinden vazgeçerek yıkıcı yapılara gönüllü biçimde bağlanabildiklerini anlamaya çalışan bir politik psikoloji çalışmasıdır.
Hakikat önemini kaybederse, bilginin yerini kanaat alır; eleştirinin düşmanlık olarak görülmesi normalleşir ve liyakatin yerini sadakat alır. İnsanların karaktere değil güce hayranlık duyması olağanlaşır, durumdan vazife çıkaranların sayısı artar ve vasata kıymet atfedilir.
Fikret Zengin'in kaleme aldığı Tehlikeli Kişilikler kitabı okuru yalnızca tehlikeli kişiliklerle değil, kendi yargıları, kör noktaları ve toplumsal kabulleriyle de yüzleşmeye davet ediyor.
[1] İtirafçıların ve egemenlik sisteminin tetikçileri gibi olurlar. Bunlar nasıl davranır: https://www.rupelanu.org/itirafciligi-anlamak-hitler-olmeden-iki-saat-once-kazandigini-saniyordu-1964yy.htm
[2] Ziya Gökalp’ın kötü versiyonudur. Şahin Dönmez’den daha kötü ifadesi olduğunu müritlerin çoğu bilir.
[4] T.C. öyle bir devlettir ki hiçbir belge kaybolmaz ve mutlaka gün yüzüne çıkar. Görüşme yapanların kimler olduğu ve hangi amaçlar için seçildiği yakın zamanda anlaşılacak.
[5] “Avukat olarak İmralı’ya gittim. Koşulları çok kötü olan bir hücrede görüştürüldüm. Bu şartlarda yaşayan bir insan kısa sürede deli olur. Hücrenin üç m2.lik bir havalandırma alanı vardı. Zemini ince kumdu. Baktığımda bir kişinin bir defa gidip döndüğü ayak izleri vardı. Bunlar bana eski izler gibi geldi. İzlerin sayısını ve şeklini kafama yazdım. 15 gün sonra gittiğimde izler aynıydı. Hiçbir değişiklik yoktu. Havalandırmayı göstererek gülerek kendisine “Başkan, havalandırmaya çıkmana izin veriyorlar mı” diye sordum. “Bazen burada volta atıyorum” şeklinde cevapladı. İstanbul’a daha yeni dönmüştüm avukatlıktan azil edildiğim bana bildirildi.”

