
MERÎ KONFERANSI VE ULUSAL KÜRT BİRLİĞİNE DAİR
Kürt halkının geleceği, dışlayıcı yaklaşımlarla değil; karşılıklı saygı, eşit temsil ve ulusal birlik anlayışıyla şekillenmelidir.
Son iki gündür sosyal medyada MERÎ Konferansı’yla ilgili görüşleri okuyorum. Kürt halkının bir mensubu olarak, ben de kendimce içimden geçenleri paylaşmak istedim.
Öncelikle şunu belirtmeliyim: Güney Kürdistan’ın kazanımları, tüm Kürt halkının göz bebeğidir. Kürt kimliğiyle onur duyan hiçbir Kürt, Güney’deki kazanımların zarar görmesini istemez. Aksine, bu kazanımların korunmasını, güçlenmesini ve tüm Kürt halkının ortak kazanımına dönüşmesini arzu eder.
Ancak ortada göz ardı edilmemesi gereken, rahatsız edici bir durum var. Konferansın Ortadoğu Araştırma Enstitüsü tarafından düzenlendiği, sponsorluğunu ise Rûdaw’ın üstlendiği biliniyor. Bildiğim kadarıyla konferansa davet edilenlerin listesi, katılımcılara da bilgi amacıyla iletiliyor. Üstelik konferans, KDP’nin en güçlü olduğu Erbil’de düzenleniyor.
Konferansa katılanlara baktığımızda, geçmişte İran’la çeşitli ilişkileri bulunan YNK’nin yer aldığını görüyoruz. Ancak Doğu Kürdistan’daki Kürt partilerinin konferansta temsil edilmemesi dikkat çekiyor.
Kuzey Kürdistan açısından da benzer bir tablo söz konusu. Yaklaşık 50 yıldır bağımsız ve birleşik Kürdistan söylemiyle siyaset yapan, ancak Kürt halkına büyük acılar yaşatan PKK’nin yasal temsilcisi konumundaki DEM Parti’nin eş genel başkanı konferansa katılıyor. Buna karşılık, Kürt halkının temel siyasi taleplerinden biri olan federasyonu ve ademimerkeziyetçi bir yönetim modelini savunan Kuzey ve Doğu Kürdistanlı partilerin konferansta yer almaması ciddi bir eksikliktir.
PKK’nin siyasi çizgisine yönelik eleştirilerim de açıktır. Kurulduğu günden bu yana kendisi dışındaki Kürt partilerini ve örgütlerini tanımayan, farklı düşünen Kürt siyaset çevreleri üzerinde baskı kuran ve kendi çizgisini benimsemeyenlere yönelik şiddet olaylarıyla anılan bir örgütün temsilcileri konferansta yer bulurken, Kürt halkının farklı siyasi eğilimlerini temsil eden partilerin dışarıda bırakılması kabul edilebilir bir yaklaşım değildir.
Kürt halkının meselesi yalnızca bir önderin statü talebine indirgenemez. Kürt kimliğinin anayasal güvenceye alınması, kültürel hakların tanınması, anadilde eğitim ve demokratik, ademimerkeziyetçi bir yönetim sisteminin kurulması gibi temel talepler de bu meselenin ayrılmaz parçalarıdır.
Tam da bu nedenle, Sayın Neçirvan Barzani’nin söz konusu konferansa katılması, PKK dışındaki Kürt siyasi partilerinin ve onların temsil ettiği toplumsal kesimlerin yok sayıldığı yönünde bir algı yaratmıştır. Bunun, Kürt siyasi çevrelerinde ve halkın bir kesiminde hayal kırıklığı yarattığına inanıyorum.
Gönül isterdi ki 1639’da Osmanlı ve Safevi devletleri arasındaki bölünmeyle parçalanan, Lozan Antlaşması sonrasında da dört parçaya ayrılan Kürdistan coğrafyasının tüm parçalarındaki siyasi temsilciler bu konferansa davet edilsin; Kürt halkının farklı siyasi düşünceleri, ortak sorunları ve geleceğe ilişkin talepleri aynı zeminde tartışılsın.
Ulusal Kürt birliği, bazı siyasi aktörleri öne çıkarıp diğerlerini dışlamakla değil, farklı görüşlere sahip Kürt siyasi hareketlerini eşit bir zeminde buluşturmakla mümkündür.
Bu açıdan bakıldığında, Sayın Mesud Barzani’nin ulusal birlik konusundaki yaklaşımını ayrı tutarak belirtmek isterim ki Güney Kürdistan yönetiminin diğer siyasi aktörleri kapsama konusunda önemli bir fırsatı değerlendiremediğini ve ulusal Kürt birliğine giden yolda ciddi bir hata yaptığını düşünüyorum.
Kürt halkının geleceği, dışlayıcı yaklaşımlarla değil; karşılıklı saygı, eşit temsil ve ulusal birlik anlayışıyla şekillenmelidir.
Selam ve dua ile. Allah’a emanet olun.
Mahmut Bilen
15.10.2026

HABERE YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.