İran’ın evine taşıdığı savaş - Abdullah Kıran*

İran’ın evine taşıdığı savaş - Abdullah Kıran*

.

A+A-

Abdullah Kıran

Ortadoğu’da bir İran- İsrail savaşı eninde sonunda olacaktı ve savaş kimsenin beklemediği bir anda başladı. Bu savaş neden çıktı, neden İsrail İran’a saldırdı soruları sorulmuyor. Çünkü beklenen, ancak tam olarak ne zaman başlayacağını bilmediğimiz bir savaştan söz ediyoruz. 13 Haziran Cuma günü İsrail’in saldırısıyla başlayan savaşın ne kadar süreceğini ve ne zaman duracağını bilmiyoruz.  Zira savaş, hava durumuna benzemez, ne zaman duracağı ve hangi taraflara doğru yayılacağını kestirmek kolay olmuyor.

Aslında İran ve İsrail kavgası 1979’daki İran devriminden hemen sora başladı.  İsrail’in 1982’de Lübnan’ı işgal etmesi üzerine İran, Lübnan’daki direnişe destek olmak amacıyla Devrim Muhafızlarından bin kişilik bir grubu Lübnan’a yerleştirdi. Lübnan’a asker göndermenin yanı sıra, aynı dönemde İran, Suriye’yi Lübnan’daki Şiilerle yakınlaştırdı ve Hizbullah ile müttefik yaptı. Hizbullah, henüz ilk günden itibaren İsrail’in sadece Lübnan’dan çekilmesiyle yetinmiyor, kimi radikal Filistinli örgütler gibi İsrail’in tümden ortadan kaldırılması gerektiğini savunuyordu.

Tabi İsrail’in ortadan kaldırılması düşüncesini en radikal şekilde savunun ülke hep İran oldu. 1993’teki Oslo barış görüşmelerinden sonra Arap ülkeleri ve Filistinli örgütler, yavaş yavaş İsrail gerçeğini tanıdılar.  Gerçi Mısır 1979’da, Ürdün 1994’te İsrail barış antlaşmalar yapmışlardı. Ancak İran her fırsatta, İsrail’i haritadan silmekle tehdit etti.  İsrail de bu tehditler karşısında suskun kalmadı ve İran’ın atom bombası yapmasına müsaade etmeyeceğini defalarca dile getirdi.

İran- İsrail yıpratma savaşında, 1980’lerden 2024 yılına kadar psikolojik üstünlük İran’ın elindeydi.  Bu zaman zarfında İran Hamas, Hizbullah ve Yemen’deki Husiler vasıtasıyla İsrail’ e karşı amansız bir vekalet savaşı verdi. 7 Ekim saldırılarının en açık destekçisi İran’dı. Bu savaşın, Hamas’ın 7 Ekim’de başlattığı savaşın bir devamı olduğunu belirtmekte fayda var.

                        Değişen Dengeler

East rejimin Aralık 2024 yılından düşmesinden sonra, dengeler birdenbire İsrail lehine değişti.  Hizbullah’ın çok ağır darbeler alması ve ardından Suriye’deki rejimin düşmesi, İsrail’e büyük bir avantaj sağladı.  İran, Lübnan üzerinde İsrail’e adeta komşu olmuştu.  Yıllardır İsrail’e karşı sürdürdüğü vekalet savaşı, Suriye’deki rejimin düşmesiyle tam anlamıyla son bulmasa da, işlevsizleşti.

Aslında İran ve İsrail’in doğrudan çatışması 2024’te başladı.  15 Nisan 2024’te, İran 300’den fazla dron ve füzelerle İsrail’e yönelik bir saldırı gerçekleştirdi.  Bunun üzerine İsrail, 19 Nisan’da 2024’te de İran’ın Isfahan kenti yakınlarındaki Rus yapımı S-300 hava savunma sistemlerini vurarak misillemede bulundu.  İran’ın 1 Ekim 2024’te 200 balistik füzeyle İsrail’e saldırması üzerine, İsrail 26 Ekim’de kapsamlı bir hava saldırısıyla karşılık verdi. 120 jet ile İran’a saldıran İsrail, Tahran’ı koruyan hava savunma radarlarını, uçaksavar bataryalarını ve ayrıca İran’ın balistik füzeleri için yakıt üreten önemli fabrikaları hedef aldı. İran’a yönelik hava saldırılarının düzenlendiği dönemde İsrail Savunma Bakanı olarak görev yapan Yoav Gallant, “İran’ın savunmasız olduğunu gösterdik” diyordu[1]. Gerçek şu ki, İsrail daha 2012 yılında İran’ın nükleer programına yönelik bir saldırı planlamıştı, ancak Başkan Obama o dönem Benjamin Netenyahu’yu saldırı eyleminden vazgeçirtmişti[2].

İsrail’in İran’a yönelik son saldırısının ABD’den habersiz yapılmış olmasının ihtimali yok. Zaten Başkan Trupm’da, “İki ay önce İran’a, anlaşmaya varması için 60 günlük ültimatom verdim. Bu antlaşmayı yapmalıydılar. Bugün 61. gün. Ne yapmaları gerektiğini söyledim, ancak onlar bir türlü anlaşmaya varmadı[3].”

60 günlük süresinin sonunda, İsrail’in 61. günde İran’a saldırması, tesadüfi bir olay değil. Ancak  buna rağmen ABD, bu savaşa taraf olmadığını söylemekte ve İran’dan bölgedeki güçlerine yönelik olarak yapılacak herhangi bir saldırıya çok sert bir şekilde karşılık vereceğini dile getirmektedir.

Savaşın ilk üç günlük seyrine baktığımızda, İsrail’in, İran’ın komuta kademesindeki en yetkili generalleri bertaraf ettiğini ve İran’ın savunma sistemini darmadağın ettiğini görmekteyiz.  13 Haziran saldırısı, İsrail’in 4 Haziran 1967’de başlattığı Altı Gün savaşına benzemektedir. 1967’de, İsrail hava saldırılarıyla henüz savaşın ilk birkaç saatinde, Mısır’daki 17 Havalimanı ve 300 civarında uçağı vurmuştu. Savaşın ikinci gününde İsrail savunma güçleri toplamda 418 uçak vurduklarını, bunların 309’unun Mısır’a, 60’nin Suriye , 29’unun Ürdün, 17’sinin Irak’a  ve 1 tanesinin de Lübnan’a ait olduğunu söylemekteydiler.

İran’ın İsrail gibi güçlü bir hava filosu yoktu, buna rağmen İran’ın elinde Fateh-110, Shahab-3, Kheibar ve Sejjil gibi balistik füzeler ve dron filoları bulunmaktaydı.  İran, Uzun menzilli seyir füzeleri ve insansız hava araçları ile İsrail’i hedef alabilirdi. Ancak İsrail, İran’ın bu kapasitesini nerdeyse ilk bir iki günde çok sınırlı bir düzeye geriletti ve İran hava sahasını adeta ele geçirdi.

İsrail’in en büyük hedefi, İran’ın atom bombası geliştirme kapasitesini yok etmektir. İran’ın nükleer silah geliştirme tesisleri, yerin 900- 1000 metre derinliklerinde bulunduklarından dolayı, İsrail’in havadan indirme veya kardan müdahale etmeden, bu tesisleri tamamen etkisiz hale getirmesi zordur.  Göründüğü kadarıyla İsrail’in bunu yapma kapasitesi mevcuttur.

              Bu Savaş Nereye Varır?

Normal koşullarda dışarıdan yapılan bir saldırı, halkın kenetlenmesine yol açar ve milliyetçi duyguları doruk noktasına çıkartır. Ancak İran’ın koşulları çok farklıdır ve halkın büyük bir çoğunluğu baskıcı Mola rejiminden kurtulmak istemektedir. Bazı Kürt partileri şimdiden rejime karşı ayaklanma çağrısı yapmaktadırlar. İran’daki Beluciler de en az Kürtler kadar rejimden rahatsızdırlar.  Giderek zayıflayan İran rejimine karşı ülke çapında ayaklanmalar başlayabilir ve bu savaşın sonunda İran birkaç parçaya bölünebilir. Kürtler, Azeriler ve Beluclar, bu durumu bir fırsat olarak değerlendirip kendi kaderlerini tayin etme yoluna girebilir.

Ben, iki sebepten dolayı İsrail – İran savaşının çok fazla uzun süremeyeceğini düşünüyorum. Birincisi, iki ülke sınırdaş değil, aralarındaki kuş uçuşu (havadan) mesafe yaklaşık 1.000- 1.200 kilometrecivarındadır. İki ülke arasındaki bir kara savaşı çıkamayacağı için, sıcak savaş durumu uzun sürmez.  İkincisi,  İsrail saldırılarıyla güçsüzleşen  İran’daki mola rejimi iç ayaklanmalar yoluyla düşebilir. Şayet İsaril saldırısı, Libya’da olduğu gibi bir iç ayaklanma dönemine denk gelmiş olsaydı, rejimin işi çok daha zor olacaktı.  İran, kırk yıldan fazla bir zaman,  Hamas, Hizbullah ve Husiler yoluyla İsrail’e karşı bir vekalet savaşı yaptı. Şimdi artık  İsrail de benzer bir şekilde rejim karşıtı silahlı güçleri destekleyebilir.

Kısacası bu son savaş ile İsrail, İran’ın Şii Hilali projesi ve Neo- Pers poltikasına ağır bir darbe vurdu. Yıllardır ülkenin tüm kaynaklarını siyasi emellerine kurban eden Mola rejimi, sonunda savaşı evinin içine kadar taşıdı. Bu savaş, 46 yıllık Mola rejiminin sonun getirip, İran’daki halkların kurtuluş yolunu açabilir.


[1] David Ingnatius, “With Iran’s guard down, the U.S. and Israel face an urgent choice,” The Washington Post, 14 December 2024

[2] Suzanne Maloney, “The Middle East Dangerious New Normal,” Foreign Affairs, January/February 2025

[3] New York Times, 16 June 2025

Kaynak: Serbesiyet

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.