Resul Amed

Resul Amed

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Devrimci Hareketlerde Örgütsel Sapma, Liderlik Mitolojisi İnşası ve Siyasal Mühendislik: PKK Deneyimi Üzerine Bir Değerlendirme

A+A-

Resul Amed

Yaşanan gelişmeler ve PKK’nin kendini feshetmesi üzerine değerlendirme yapılırken, toplumsal mücadelelerin tarihsel seyri göz önünde bulundurulmadan sağlıklı sonuçlara ulaşmak güçleşmektedir. Toplumsal mücadelelerde, belli aşamalardan sonra, geriye ya da ileriye doğru yön değişimleri yaşanabilmektedir. Kuruluş amaçlarından sapma, sağa ya da sola evrilme, hatta bambaşka bir kimliğe dönüşme olasılığı yüksektir. Mücadele tarihinde bu durumlar sürpriz değildir; aksine, sıklıkla rastlanan bir gerçekliktir.

Uruguay’da Tupamaroların gelişim süreci bu bağlamda öğretici bir örnek oluşturmaktadır. İlk şehir gerillası olarak ortaya çıkan Tupamarolar, başlangıçta anti-emperyalist ve sınıf temelli bir devrim perspektifi taşımaktaydı. Ancak mücadele ilerledikçe, silahlı eylemlilik siyasetin önüne geçmiş, eylemin kendisi amaç hâline gelmiştir. Politik örgütlenme, halkla bağ ve sınıf çalışması geri plana itilmiştir. Silah, bu noktada siyasetin aracı olmaktan çıkmış, siyasetin kendisi hâline gelmiştir. Öncü eylemlerin halkı harekete geçireceği varsayımına aşırı bir biçimde bel bağlanmıştır.

Bu durumun PKK’ye nasıl sirayet ettiği sorusu burada önem kazanmaktadır. PKK, Marksizm ve Leninizm’i temel felsefe olarak benimsemiş, bilimsel sosyalizmi ana ideolojik argüman olarak kabul etmiştir. PKK’nin büyümesinin temel etkisi ve ana saç ayağı ise, Xeyri Durmuş’un Kürdistan Devriminin Yolunda adlı çalışmasında ifade edildiği üzere, “birleşik, bağımsız bir Kürdistan” şiarı olmuştur.

PKK’nin nereye evrildiği ve hangi aşamaya geçtiği görülmeden sahada yaşanan gerçekliği kavramak zorlaşmaktadır. Bu durumu anlamak için dışarıda kalan kesimlerin büyük bir bölümünün yeterli bilgiye sahip olmadığı açıktır. PDK’nin belli kesimleri yaşanan gelişmelerin farkındadır. YNK, Talabani çizgisi itibarıyla bu sürecin bilincinde olmuştur. Buna karşılık Bafıl Talabani’nin aynı bilinç düzeyinde olması beklenmemelidir; daha çok İran eksenli ve güncel çıkarlar temelinde algılayan, bu doğrultuda pragmatist davranan bir yaklaşım söz konusudur.

PKK’nin nereye doğru gittiği iyi analiz edilmeden, yalnızca suçlayıcı anlatım ve söylemlerle politika geliştirilemez. Böyle bir yaklaşım, tersine, daha fazla kişinin bu eğilime angaje olmasına neden olur. Alternatif üretmeden yapılan eleştiriler, doğru bir politik tutumun gelişmesine katkı sunmaz. Zaman, çok konuşarak ve suçlayıcı politikalarla sonuç alma zamanı değildir. Doğru tahlil geliştirmek, doğru temelde analiz yapmak ve buna bağlı olarak Kürdistan için somut adımlar atmak gerekmektedir.

Uruguay’da gelişen Tupamarolarla ilgili giriş bu nedenle yapılmıştır. PKK’de sürecin nasıl işlediğine bakıldığında, kurucu liderlikten tek liderliğe doğru bir evrilmenin yaşandığı görülmektedir. Bu evrilme, hareketin koruyucu kodlarının karşısına düşmesiyle sonuçlanmış; büyük bir mutasyon gerçekleşmiştir. Materyalist felsefe üzerine inşa edilen bir hareket, zamanla önderliğini mitolojik bir düzleme taşımaya başlamıştır. İnsan, tarihsel olarak ilk avladığı hayvanın kendisini doyurması nedeniyle ona minnet duymuş, onu totemleştirmiştir. Ardından tanrısal gücü putlarda aramış, onlara kutsallık atfetmiştir. Bununla da yetinmeyerek, dünyanın yaratıcısının dünyanın üzerinde olması gerektiği fikrini geliştirmiştir. Tanrı, Allah kavramları bu düşünsel sürecin ürünüdür.

PKK, materyalist olduğunu iddia eden bir hareketken, kendi içinde bir tanrı yaratmıştır. Tek kişi hâline gelen bu figür, her şeyi bilen ve her şeyi çözen konumuna yerleştirilmiştir. Devasa biçimde büyüyen hareket, zamanla tanrısal bir nitelik kazanmıştır. Kimi zaman Athena olmuş, kimi zaman Zeus’a dönüşmüştür. Kendi kardeşlerini öldürmüş, yarı tanrıları ve titanları cezalandırmış, kaybettirmiş, parçalamıştır. Prometheus misali kayalara mıhlananlar ortaya çıkmıştır.

Zamanı ve süreci Türkiye Cumhuriyeti devleti dikkatle beklemiştir. Kürdistan’ın iç dinamikleriyle yavaş yavaş oynanmıştır. Liderlik yapısı içeri alınmış, içerideyken büyük fırsatlar sunulmuştur. Çevresi açılmış, belirli alanlarla iletişim kurması sağlanmıştır. Toplum nezdinde olağanüstü bir itibar kazandırılmıştır. Böylece bütün amaçlarını yerine getirebileceği bir zemin oluşturulmuştur.

HDP’nin kapatılmasının istenmesi ve yerine yeni partilerin kurulması bu sürecin devamı niteliğindedir. Bu aklı verenlerin kimler olduğu, bu mühendisliğin kimler tarafından dizayn edildiği Kürt halkı tarafından bilinmektedir. DEM Parti üzerine yeni projeler devreye sokulmuş, yeni politik araçlar geliştirilmiş, bu araçların saç ayakları sistemli biçimde yerine yerleştirilmiştir.

Bursa Cezaevi’nde farklı düşünen, Bayrampaşa ve Çanakkale cezaevleriyle telefon görüşmeleri yapan, tanrısal güce karşı yeni bir materyalist çıkış arayan “yeni Luther” figürü ortaya çıkmıştır. Albay cezaevinde yapılan ziyaretler, Luther’in üç günlük Ankara Yenimahalle’de mi, yoksa Mavi Marmara sularında mı misafir olduğu tartışmaları, nihayetinde Luther’in yeniden havariliği kabul etmesi anlamına gelmiştir.

Sistemle ilişkiler burada sona ermemiştir. Askere alınma süreci, askerliğin bitmesiyle Avrupa sahasına geçiş, içeride yeniden örgütlenme çabaları aydınlatılması gereken başlıklardır. Kuzey sahasında kendi örgütünü kurması, kendi kadrolarını örgütlemesi; belediye başkanlarının ve milletvekillerinin bu kısa boylu adamın zevkine uygun kişiler arasından seçtirilmesi dikkatle değerlendirilmelidir. Örgütlenme sürecinin dışına itilen, bilinçli kadroların sistematik biçimde dışlanması ise daha da düşündürücüdür. Bu güçler, PKK’nin kuruluş kodlarından tamamen kopmuş; TC ve tanrısal güç ekseninde hareket eden, Kürdistan’ı sömürgecilere trajik biçimde teslim eden bir yapıya dönüşmüştür.

Buna ek olarak, kendini İran ve Haşdi Şabi ekseninde konumlandıran bir zihniyet ve bu doğrultuda hareket eden bir yapı daha bulunmaktadır. “Kimsenin askeri değiliz” söylemiyle hareket eden bu yapı, büyük kayıplara yol açmış; dolaylı biçimde İmralı–TC–DEM hattını güçlendirmiştir. Geçmişteki tanrılarıyla ilişkilerini bir anda koparmak istememekte, duygusal davranmaktadırlar. Oysa ana doğrultunun nerede ve kimde olduğu bilinmektedir. Yeni dönemde PDK ile birlikte ulusal temelde hareket etmek zorunda kalacaklarını da öğreneceklerdir.

Tanrısal güç, kendi yandaşlarını Rojava’ya göndermiştir. Gönderen kimdir, TC’dir. Amaç nettir: Kürtleri bitirmek, imha etmek. Bu amaç, kendilerine uygun ve hizmet etmeye hazır yapılar eliyle hayata geçirilmek istenmiştir. Rojava’da enformasyon yoluyla zihinler dağıtılmış, düşünce sistematikleri bozulmuştur. Savaşmak ile savaşmamak arasındaki ikilem derinleştirilmiş; hazırlıksız geri çekilmeler ve ardından gelen karşı saldırılar binlerce SDG’linin şahadetine yol açmıştır. ABD bu gerçeği görmüş, desteğini çekmiştir. Saha allak bullak edilmiştir. Ajanlaşmış yapı amacına ulaşmıştır. İnkar, imha ve yok etme süreci saat gibi işletilmiştir.

Bu koşullarda iki komutan ve iki lider çaresiz bırakılmak istenmiştir. Ancak Başûr Kürdistan ayağa kalkmıştır. Diaspora, bu ajan yapının direktifleriyle değil; PDK’nin ve Başûr’un girişimleri sonucunda harekete geçmiştir. Mazlum’un elini masaya vurarak “Halkımla birlikte direneceğiz” demesi, gelişen sürecin temel iskeletini oluşturmuştur. Ajanlaşmış ve kendini TC politikalarına yatırmış yapılara karşı komplolar bu zeminde boşa çıkarılabilmiştir.

Ancak komplo sona ermiş değildir. Kürdistan halkına çağrı açıktır: 15 Şubat komplolarının direktifleriyle hareket edilmemelidir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.