Aynı Çatının İki Dili: Mustafa Özçelik'in Uyarısına Destek

PWK Genel Başkanı Mustafa Özçelik'in "tek millet" ile "demokratik ulus"u aynı anlayışın iki söylemi sayan açıklaması, süreçte masaya konmayan asıl meseleyi adıyla gösteriyor: Kürd milletinin tanınması ve kendi geleceğini belirleme hakkı.
Kurdistan Yurtseverler Partisi (PWK) Genel Başkanı Mustafa Özçelik'in 22 Ekim 2026'da yayımladığı açıklama, iki yıldır süren ve her tarafın kendi adını koyduğu sürecin özünü tek bir cümleye indiriyor: "Tek devlet, tek millet" ile "ulus devlete karşıyız, demokratik ulus" aynı anlayışın iki ayrı söylemidir. Devlet bu sürece "Terörsüz Türkiye" diyor, Öcalan, PKK ve DEM Parti "Barış ve Demokratik Toplum" diyor, bazı çevreler de eski "Çözüm Süreci" adını kullanıyor. Adların çokluğu, masaya konmayan şeyin tek olmasını gizlemiyor: Kürd milletinin bir ulus olarak tanınması ve kendi geleceğini belirleme hakkı. Özçelik'in açıklaması bu boşluğu adıyla gösterdiği için desteklenmeyi hak etmektedir.
Silahın Susması ile Hakkın Yok Sayılması Ayrı Şeylerdir
Açıklamanın ilk yargısı dengelidir. PWK, PKK'nin 12 Mayıs 2025'te açıkladığı fesih ve silah bırakma kararını, Kürdlere zarar veren bir durumun sona ermesi anlamında doğru bulmaktadır. 11 Temmuz 2025'te Silêmanî yakınlarında yapılan silah yakma töreni de bu kararın sahadaki karşılığıydı. Ne var ki silahın susması ile Kürd milletinin haklarının tanınması aynı şey değildir. Aradan geçen sürede çıkarılan yasalar, hazırlanan raporlar ve yapılan açıklamalar bu ikisinin birbirinden bilinçli olarak ayrıldığını göstermiştir. Meclis'teki Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun 18 Şubat 2026'da kabul ettiği rapor, Kürd milletinin adını, hak ve özgürlüklerini anmamıştır. Bu bakımdan PWK'nin süreci "oyalama ve öteleme" olarak nitelemesi bir karamsarlık değil, yazılı belgelerin okunmasıdır.
Yüz Yıllık Formülün Yeni Adı
Türk devletinin "tek millet" anlayışı yeni değildir. 1924 Teşkilât-ı Esasiye Kanunu'nun 88. maddesi Türkiye ahalisine "vatandaşlık itibarıyla Türk" denileceğini yazdı. 1982 Anayasası'nın 66. maddesi "Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür" diye aynı hükmü yineledi. Yurttaşlığa verilen ad bir milletin adı olduğu sürece Kürd, Türk devletinin yurttaşı olduğu anda hukuken Türk sayıldı. Eylül 2025'te Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum'un 66. madde için önerdiği yeni metin de, Ekim 2025'te MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız'ın maddenin "egemenliğin sahibi olan milleti" tarif ettiğini söylemesi de bu çizginin dışına çıkmadı. Türk devleti yüz yıldır inkâr, asimilasyon ve imha siyasetiyle Kürdleri yok etmeye, yok saymaya, "Türk" adı altında eritmeye çalıştı. Özçelik'in "farklı söylem, yol ve yöntemlerle" sürdürülen inkârdan söz etmesi bu sürekliliği anlatmaktadır.
"Demokratik ulus" ise bu formülün Kürd siyasetinin içinden gelen tamamlayıcısıdır. Öcalan'ın İmralı savunmalarında kurduğu kavrama göre demokratik ulusun tanımında Türk ulusu devletiyle siyasal bir özne olarak kalır, Kürd ise dili ve folkloruyla bir kimliğe indirgenir. Devlet "tek millet" der, Öcalan da "demokratik ulus" adı altında "Türkiye'deki tüm millet ve halkların karması yeni bir ulustan" bahsetmektedir.
"Tek millet" de "demokratik ulus" da Kürdlerin millet olarak varlığını yok sayan anlayışlardır.
27 Şubat Bildirgesi: Kültürel Hak Bile Reddedildi
Özçelik'in açıklamasının en güçlü yanı, Öcalan'ın 27 Şubat 2025 tarihli bildirgesindeki cümleyi bütünüyle okumasıdır. Öcalan o metinde "ayrı ulus-devlet, federasyon, idari özerklik ve kültüralist çözümler"in "tarihsel toplum sosyolojisine cevap olamamaktadır" demiştir. Bu cümle yalnızca bağımsızlığı reddetmez. Federasyonu, özerkliği ve kültürel hakları da aynı listeye koyar. Bir Kürd siyasetçisinin, Kürd milletinin önüne konabilecek bütün statü seçeneklerini, en alt basamaktaki kültürel haklar dahil, tek cümleyle dışarıda bırakması Kurdistan'ın yakın tarihinde eşi görülmemiş bir geri çekilmedir.
Aynı yılın Nisan ayında PKK'nin 12. Kongresine gönderilen ve Mayıs 2025'te Serxwebûn'da yayımlanan "Perspektif" metninde Öcalan'ın Kürdler için kullandığı "çöplük toplumu" ve "mezarlık" ifadeleri ile Kürdçeyi işlevsiz bir dil olarak nitelemesi aynı tablonun parçasıdır. Kendi milletini çöplük, kendi dilini işlevsiz gören bir anlayışın, o milletin ulusal haklarını savunması beklenemez. Özçelik'in bu sözleri "demokratik ulus" kavramıyla birlikte okumayı önermesi bu yüzden yerindedir: Kavram, bu sözlerin siyasal programa dönüşmüş hâlidir.
Somut Talepler, Somut Engeller
PWK'nin açıklaması eleştiriyle yetinmiyor; hem Kürd milletinin kendi geleceğini belirleme hakkını ve millî, coğrafi, siyasi bir statüyü savunuyor, hem de bugün elde edilebilecek hakları madde madde sıralıyor. Bu talepler soyut değildir; her birinin karşısında yürürlükte olan bir yasak ya da uygulama vardır.
Kürd milletinin varlığının anayasal güvenceye alınması talebinin karşısında 66. madde durmaktadır. Kürdçenin eğitim ve resmî dil olması talebinin karşısında Anayasa'nın 42. maddesindeki "Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez" hükmü durmaktadır. Uluslararası sözleşmelere uyulması talebinin karşısında Türkiye'nin Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi'nin 27. maddesine ve BM Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin dil ve kültür haklarını düzenleyen 17., 29. ve 30. maddelerine ve Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'na koyduğu çekinceler durmaktadır. Özçelik'in "şerh ve kayıtların kaldırılması" çağrısı tam olarak bu çekinceleri hedef almaktadır.
Yer adları talebinin karşısında Cumhuriyet döneminde adı değiştirilen on iki bini aşkın köy durmaktadır; bu köylerin büyük çoğunluğu Kurdistan'dadır. Tarihî Kürd şahsiyetlerinin mezar yerlerinin açıklanması talebi ise yüz yıllık bir yaradır. Şêx Seîd 29 Haziran 1925'te Amed'de, Seyîd Riza 15 Kasım 1937'de Xarpêt'te idam edildi. İkisinin ve çok sayıda Kürd ileri geleninin mezarı bugün hâlâ bilinmemektedir. Bir devletin barıştan söz ederken idam ettiği Kürd önderlerinin mezarını ailelerinden ve milletinden saklaması, o barışın neyi kapsamadığını kendiliğinden anlatır.
Mezarını saklayan bir devletle kurulan barış, Kürd milletinin hafızasını değil, yalnızca sessizliğini ister.
Ortak İrade Çağrısı
Açıklamanın son bölümü bütün Kürd partilerine, sivil kurumlara, aydınlara ve DEM Parti'nin yurtsever tabanına ortak bir tutum çağrısı yapıyor. Bu çağrı yerindedir, çünkü süreç kapalı kapılar ardında yürümekte ve Kürd milletinin muhatap olarak alınmadığı bir masada Kürdler adına karar verilmektedir. DEM Parti'nin 6 Eylül 2026 kongresinden önce etnik temelli bir parti olmadığını ve "demokratik ulus" çerçevesinde Türkiye'nin bütün kimliklerini kapsayan bir çizgi izleyeceğini açıklaması, Kürdlerin oylarıyla Meclis'e giren bir partinin Kürd milletinin ulusal haklarını programının dışında bıraktığını göstermiştir. Bu boşluğu dolduracak olan, Kürd milletinin varlığını ve kendi geleceğini belirleme hakkını esas alan partilerin ve bütün siyasal ve sivil kesimlerin, akil insanların ortak iradesidir.
Kürd milleti elli milyonun üzerinde, yetmiş milyonu bulduğu da söylenen nüfusuyla, dört devlet arasında bölünmüş ana vatanında yaşamaktadır. Böyle bir milletin hakkı ne bir kardeşlik raporuyla ne de bir yurttaşlık formülüyle karşılanabilir. PWK'nin önerdiği, Kurdistan'da birlikte yaşayan bütün inanç ve kesimlerin ortak iradesine dayanan siyasal, millî ve coğrafi statü, bu hakkın tek tutarlı karşılığıdır. Bu yüzden Mustafa Özçelik'in açıklaması tek bir partinin görüşü olarak değil, Kürd milletinin varlığını esas alan herkesin altına imza atabileceği bir metin olarak okunmalıdır.
"Tek millet" de "demokratik ulus" da Kürde aynı yeri gösteriyor: Başkasının çatısının altını. Buna karşı söylenecek söz, Özçelik'in dediği gibi, ortak bir "Hayır"dır.
Kaynakça
- Öcalan, A. (2012). Demokratik Uygarlık Manifestosu, Beşinci Kitap: Kürd Meselesi ve Demokratik Ulus Çözümü.
- Öcalan, A. (2025, 27 Şubat). Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı.
- Özçelik, M. (2026, 22 Ekim). "Tek Devlet, Tek Millet" ile "Ulus Devlete Karşıyız, Demokratik Ulus" Aynı Anlayışın İki Farklı Söylemidir. Rûpela Nû.
- Türkiye Büyük Millet Meclisi. (2026). Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporu.
- Turan, H. (2025, 30 Temmuz). "Demokratik Ulus" Paradoksu: Türklüğün 21. Yüzyıl Güncellemesi mi, Kürdsüz Bir Ulus-Ötesi Proje mi? Darka Mazi.

