
‘1990’larda Dêrsim: Belgeler, Raporlar, Tanıklıklar’ kitabı tanıtıldı
.
Dersim Araştırmaları Merkezi’nin 1990’lı yıllarda Dêrsim’de yaşanan köy yakma ve boşaltmaları konu alan “1990’larda Dêrsim: Belgeler, Raporlar, Tanıklıklar” kitabı tanıtıldı. Etkinlikte dönemin tanıkları yaşadıklarını anlatırken, panelde 1990’lı yıllardaki zorunlu göç, köy yakmaları ve bölgedeki toplumsal tahribat ele alındı.
Dersim Araştırmaları Merkezi (DAM), 1990’lı yıllarda Dêrsim’de yaşanan köy yakma ve boşaltmaları belgeleyen “1990’larda Dêrsim: Belgeler, Raporlar, Tanıklıklar” kitabının tanıtımını gerçekleştirdi.

Kentteki bir otelde düzenlenen etkinlikte kitabın içeriği aktarılırken, 1990’lı yıllarda köylerin yakılması ve boşaltılması sürecine tanıklık eden yurttaşlar da yaşadıklarını anlattı. Etkinliğin ikinci bölümünde ise “32. Yılında Köylerin Yakılması ve Dêrsim’de Yaşananlar” başlıklı panel düzenlendi.
“Düşmanlık sadece insana karşı değildi”
Köy yakma tanıklarından Zahide Arslan, köylerinin askerler tarafından boşaltıldığını belirterek yaşadıklarını şöyle anlattı:
“Askerler gelmiş, kapıya dayanmış. ‘2 saat içerisinde çıktınız çıktınız, çıkmadınız köyü yakacağız’ dediler. Hiçbir şeyimizi almadan çıktık. Ovacık’ın Kakper köyü 2022’ye kadar yasaklıydı. Şu an 4 ev yapıldı, sadece 4 ev var.”
Dönemin tanıklarından İbrahim Arslan ise yazılı belgelerin önemine dikkat çekerek, “Bizim en büyük eksikliğimiz yazılı belgelerimizin olmaması. Bu tür kitap ve belgelerin çıkıyor olması çok önemli” dedi.

Arslan, dönemin Cumhurbaşkanı tarafından kullanılan “sineği yok etmek için bataklığı kurutmak gerekir” sözünü hatırlatarak, 1990’lı yıllarda Dêrsim’de uygulanan politikaların 1938’le benzerlik taşıdığını savundu. Arslan, “90’ların 38’lerden bir farkı yoktu. Buralarda insansızlaştırma politikaları yapıldı” dedi.
Kendi köylerinin boşaltılmasının ardından iki kez daha yakıldığını belirten Arslan, “Düşmanlık sadece insanlara karşı değildi. Coğrafyaya ve doğaya karşıydı da aynı zamanda” ifadelerini kullandı.
Dönemin mağdurlarından Emirali Karakaya’nın yakılan evde yanarak ölen köpeğine dair tanıklığını kitaptan okuyan Nesimi Aday, köpeğin vefasının insana ayna tuttuğunu, insana vefa duygusunu hatırlattığı, Japonya’da Hachiko isimli köpeğin ölen sahibi her gün aynı saatte tren istasyonunda beklemesi örneği üzerinden aktardı.
“Büyük suç işlendi”
Tanıklıkların ardından düzenlenen panelde konuşan yazar Hüseyin Ayrılmaz, 1990’lı yıllarda Kürt coğrafyasının farklı bölgelerinde köy yakma ve yıkımların yaşandığını belirtti.
Ayrılmaz, İstanbul’da yaşadığı dönemde arkadaşlarıyla birlikte Dêrsim’de benzer bir sürecin başlayacağını düşündüklerini ve bu nedenle bir dernek kurma ihtiyacı duyduklarını söyledi. Köy muhtarlarının kendilerini aradığını aktaran Ayrılmaz, “Sesleri ağlamaklı geliyordu. ‘Bize yardım edin, bizi öldürecekler’ diye yardım istiyorlardı” dedi.
Dêrsim halkının topraklarıyla güçlü bir bağının bulunduğunu ifade eden Ayrılmaz, diaspora ve yurtdışındaki Dêrsimlilerin de sürece destek verdiğini belirterek, “Bu topraklarda çok büyük suç işlendi. Biz de dönemin anlatılarıyla belgeledik” diye konuştu.
Yazar Selman Yeşilgöz de 1990’lı yıllarda Dêrsim’de yaşananların öncesinde orman yangınlarının önemli bir işaret olduğunu söyledi.
Yeşilgöz, dönemin çalışmalarını anlatırken, “Apê Musa’nın bir sözü kulağımıza küpe olmuştu. Onlar yakıp yıkıyorsa biz de Dêrsim’imizi korumak için çalışmalarımızı hızlandırdık” dedi.
Dêrsim’e dönemin farklı kurum ve çevrelerinden oluşan bir heyetle gitmek istediklerini ancak kente alınmadıklarını belirten Yeşilgöz, daha sonra Dêrsim il sınırına bir çınar ağacı diktiklerini söyledi.
Yeşilgöz, “Dönemin bir albayının kızı çevrecilerin içinden, ‘neden bizi içeri almıyorsunuz? Bizi içeri almıyorsanız orada sakladığınız bir şey var demektir’ dedi. Ardından yakıp yıkmalar başladı. Sakladıkları bunlardı” ifadelerini kullandı.
O dönemde yürüttükleri çalışmaların sonraki yıllarda da çeşitli sonuçları olduğunu belirten Yeşilgöz, derneklerinin kapatıldığını, yönetim kurulu üyelerinin siyasetten uzaklaştırıldığını ve hapis cezalarıyla karşı karşıya kaldıklarını söyledi.
“Zorunlu göç aynı zamanda kültürel bir kırılmadır”
İnsan Hakları Derneği (İHD) Dêrsim Şube Eşbaşkanı Nurşat Yeşil, 1990’lı yıllardaki zorunlu göçün kadınlar üzerindeki etkisine dikkat çekti.
Kadınların yaşadığı travmanın daha ağır olduğunu belirten Yeşil, “Kadınların yaşadığı travma çok daha fazla. Evlere kapattırıldılar. Ucuz iş gücü olarak kullandırıldılar. Zorla yerinden ettirilmek bir insan hakları sorunudur. Bunları hâlâ birçok yerde yaşatıyorlar” dedi.
“420 köyden 280’i yakıldı”
Sosyolog Prof. Dr. Şükrü Aslan ise 1990’lı yıllardaki köy yakmalarına ilişkin sayı vererek, “Dêrsim’de 420 köyden 280’i yakıldı” dedi.
Aslan, 1993’te Sivas’ta yaşanan Madımak Katliamı ile Dêrsim’deki köy yakmaları arasında da bağlantı bulunduğunu savundu. “Madımak’ta da aynı merkezden yakma emri geldi. Artık Madımak’a Aleviler gidemez oldu. Madımak’tan geçerken tüylerimiz ürperir. İstenilen de buydu” diyen Aslan, 1993-94 döneminde yakılan köyler için de aynı merkezden emir verildiğini ileri sürdü.
Sivas’ın Alevilerden arındırıldığını ancak Dêrsim açısından aynı durumun söz konusu olmadığını belirten Aslan, 1990’lı yıllarda Dêrsimlilerin direnmesinin belirleyici olduğunu söyledi.
Aslan, “90’lı yıllarda Dêrsimlilerin en önemli özelliği direnmiş olmasıdır. Şimdi de görüyoruz, köylerimizde yeni evler var. Dêrsimliler değerlerini ve topraklarını bırakmıyor” dedi.
KAYNAK : DERSİM GAZETESİ

HABERE YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.