Şeyhmus Özzengin

Şeyhmus Özzengin

Yazarın Tüm Yazıları >

Türkiyelileşmek mi, Kurdistanileşmek mi?

A+A-

Sayın Ruşen Aslan’nın; "24 Haziran Seçimlerinde Oyum Kimedir?" ve  "Seçimler Üzerine (2)" diye iki makalesi yayınlandı. Ruşen Aslan, Bu makalelerin ilkinde; Türkiye’deki 24 Haziran seçimleri ile ilgili tutumunu ve kime oy vereceğini gerekçelerle izah ederek; 24 Haziran seçimlerinde kime oy vereceği sorusuna cevap niteliğinde, siyasi tavrını belirliyordu. İkinci yazı ise, gelen tepki ve eleştirilere cevap vermekle birlikte, gerekçelerini de izah eden, cevap niteliğinde bir makaleydi.

 

Ruşen Aslan; Kurdistan ulusal kurtuluş mücalesine 50 yıl gibi uzun bir ömür ve emek vermiş, cefa çekmiş, Kurdistan mücadele tarihinde tanıdık ve önemli bir sima, siyasetçi-yazar ve aydın olması nedeniyle, söyledikleri ve tavrı, süreç ve Kurdistan davası açısından hem önemli ve hem de siyasal tutumu-düşünceleri üzerinde tartışmaya ihtiyaç var.

 

Bu ihtiyaçtan dolayı, Ruşen Aslan’ın; Türk sömürgeci devletin 42 yıllık süreçteki tarihsel "değişiklik“"lerine ve sömürgeci TC. seçim siyasetine bakış açısını değerlendirmeye çalışalım:

 

Ruşen Aslan, tarihsel deneyimlerine ve gözlemlerine dayanarak; "70’lerdeki ilkeler veya söylemlerle 2018’in siyasi meselelerine çözüm“(!) arayışını ve gerekçelerini şöyle izah ediyor:

 

"70’lerdeki ilkeler veya söylemlerle 2018’in siyasi meselelerine çözüm bulamazsınız. Bana Rızgarî’nin bağımsız seçim siyasetini hatırlatanlar, herhalde Türkiye’de Kürdistan adlı partilerin kurulduğundan haberleri yoktur.“

 

Neydi 1970’lerdeki Rizgarî’nin seçim siyaseti?

 

Rizgarî, Kurdistan’ı sömürge olarak görüyordu. Sömürgeci TC’nin Kurdistan’daki varlığını reddediyor ve Kurdistan siyasetine bağımsız adaylarla bu sömürgeci işgalin teşhirini öneriyordu. Bu önerme ne anlama geliyordu?

 

Sömürge-sömürgeci ilişkilerde Kurdleri bir ulus ve Kurdistan’ı Türk işgali altındaki ülke olarak değerlendiren, ezilen bir ulusun ulusal demokratik taleplerini, ülke bazında askeri işgalın kaldırılması temelinde, sömürgeci devletin Kurdistan’daki varlığı ve bütün kurumlarının meşrulaştırmasını reddediyordu.  Sömürgeci devletin Kurdistan’daki varlığı "kabul" ile "red" tutumu açık siyasal tutumların iki farklı tercih olduğunu açıkça vurguluyordu.

 

Bu iki farklı tutum; biri bağımsızlık talebi ile ayrı örgütlenmeyi önüne koyan, askeri işgali reddeden bir ulusun ulusal stratejik hedeflerini belirliyordu. Diğeri ise; sömürgeci devletlerle bütünleşmeyi ve Kurd-Kurdistan sorununu Türkiye iktidar sorununa bağlayan, Türk devletinin Kurdistan’daki varlığını kabul eden entegrasyon programına tabi olmayı kabul eden tutumdu.

 

Şimdi Sayın Ruşen Arslan’a soruyorum: Arkadaşlarınızla 1969’larda TİP‘ten, bir Türk öğrenci derneği olan "Fikir Federasyonu"ndan ayrılarak DDKO (Doğu Devrimci Kültür Ocakları)‘ları kurduğunuz zaman amacınız neydi?

 

Neden Kurd ulusunun kendi ulusal örgütüne ulaşması için Türk öğrenci-solcu grup ve partileri bırakarak ayrı örgütlenmeyi savundunuz ve ayrı örgütlendiniz?

Bugün, HDP örgütlenmesi ve amaçlarını redettiğiniz TİP (Türkiye İşçi Partisi) arasında nasıl bir fark görüyorsunuz ki çözümü HDP’de gördüğünüzü Kurdistan kamuoyuna açıklıyorsunuz?

 

Sizce yeniden Kurdistan ulusal dinamiklerini 1968-69 tartışmalarına geri getirerek, hastalıklı türk solunun "Türkiyelileşme" programlarına teslim etmek doğru mu?

 

Ki siz "oyum HDP’ye" diyerek zaten bunu onaylıyorsunuz.

 

Kurdlerin, Kurd öğrencilerin TİP’ten ve Fikir Federasyonu'ndan kopuşu ne anlama geliyordu:

 

Kurdistan siyasetinde sömürgeci Türk devletinin Kurdistan’daki bütün varlığını reddetmeyi öneriyordu.

 

Rizgarî dergisi –ki Ruşen Arslan bu derginin sahibiydi-: Sömürgeci devlete ve onun işgal topraklardaki varlığını "red" değil de, "değiştirme" çabasına girildiği andan itibaren, sömürgeci devletin işgal topraklarındaki varlığının kabulüne ve entegrasyonuna "evet" anlamına geldiğinin teorik ilkelerini inşa ediyordu.

 

Yani, sömürgeci devletin sömürge Kurdistan’daki varlığı; onun anayasa, parlemento ve ordu-polis-paramiliter güçleri-hukuk-eğitim sistemi ve sömürgeci zorba-yönetme sistemi kurumlarının bir parçası olarak kabul edip, stratejisini, bunların reddi temelinde geliştirdi ve Kurdistan siyasetine önerdi.

 

Acaba bu 42 yıllık zaman diliminde Kurdistan’ın konumunda siyasal bir değişiklik mı oldu ki, Ruşen Aslan, siyasi tercihini eleştiren arkadaşlara: "herhalde Türkiye’de Kürdistan adlı partilerin kurulduğundan haberleri yoktur.“ diyor?

 

Kurdistan hala sömürgedir. Kurd ulusu sömürgeci Türk devletine entegre edilmesi için yoğun bir asimilasyon jenosidine tabidir. Bu program, tamı tamına 95 yıldır Türk devleti tarafından sürdülmektedir.

 

Türkiye’de bir türlü demokrasi olmuyor ve olmaz, neden? Çünkü sömürge Kurdistan olduğu sürece, Türkiye demokratikleşemez. Bu sömürge-sömürgeci ilişkilerde bir zorunluluk kuralıdır. Bu kural sözünü ettiğiniz ve şimdi zaman aşımına uğradı tabiriyle redettiğiniz 1970’li yılların ilkelerinden biri.

 

Sömürgeci bir devlet, sahip olduğu sömürgeyi elinde tutmak, işgal topraklarda egemenlik sürdürmek için zorba yöntem ve yönetimlere ihtiyaç duyar. Bu, devletin sömürgeci bir güç olarak, sömürge topraklarda varolmasının birinci koşuludur. Bu koşul zora ve zorba yöntemlere dayanır. Bunun "demokrasi"si olmaz.

 

Sömürgeci devletin, sömürgeyi yönetme biçiminin, zaman zaman yumuşak veya çok sert yöntemlerle hareket etmesi; sömürgecilerin, sömürgedeki varlıklarının biçimsel değişiklikleridir. İktidarlar, sömürgeci devletin ve sömürgeci siyasetin özünü değiştirmez. Bu nedenle sömürgeci parlamento ve onun seçim siyasetinin sömürgede meşruluğu yoktur. Askeri-paramiliter-polisiye metodlar, sömürgeyi yönetmenin bir "meşru hakkı" olarak seçimlerle bir paralellik arz eder. Sömürgeci hukuk ve mahkemeler de, yasal kılıfları hazırlayan kurumlar olarak işlev görür. Eğitim sistemi de asimilasyonu hedefler. Dolayısiyle devletin sömürgedeki varlığını "değiştirme" değil, red siyaseti sömürge kurtuluş mücadelesinin vazgeçilmez tercihi olmak zorunda. Bu anlamda siz ağabeylerimiz olarak o dönemde "Türkiyelileşme“yi redettiniz ve Kurd ve Kurdistan‘i bir örgüt önerdiniz.

 

Sayın Ruşen Aslan, hayat maddidir. 1960, 1970, 1980, 1990, 2000 ve 2018’de Kurdler baskı ve zulümden başka bir şey görmedi. Hep 10 binleri zindanlarda yaşadı. Türk devletinin tek bir amacı oldu. Türkiye’deki diğer azınlık ve uluslar gibi eritmek, asimile etmek, sindirmek, terörize etmek, katliamlardan geçirerek, Türkleşmeyi, Türkiyelileşmeyi hazmettirmek oldu. Hakkını vermek lazım, 30-40 yıl önce oğluna bir mektup yazmak için Türkçe bilen birini arayan kurdler, bugün köy köy evlerinde çocuklarıyla Türkçe konuşuyorlar. Kurd anaları çocuklarını Türkçe büyütüyor. Bu mu acaba ilkeleri geçersiz kılan değişen zaman aşımı?

 

Rizgarî dergisinde 42 yıl önce Kurdistan ulusal demokratik program hedeflerini inşa eden siyasal akıl doğru stratejik tesbitler yapmıştır. Tarihsel haklılığı ispatlanmış teorik tesbitlerdir. Çünkü Kurdistan kavramını esas alan siyasetin pusulasıdır bu tezler.

 

Ruşen Aslan: "Herkesin Kürdistanilik kavramı üzerinde düşünmesini ve tartışmasını istiyorum.“(!) diyor. Evet sömürge statüsünün bile altında siyasi ve millitarist barbarlığa maruz bırakılmış Kurd ve Kurdistan’ın „Kurdistanilik“ kavramı tartışmaya devam edelim. Ruşen Aslan istiyorsa "Türkiyelilik“ ile "Kurdistanilik“ kavramlarını karşılaştırmalı biçimde tartışalım. Ben dilim döndükçe yukarda bu iki kavramı "red" ve "kabul" bazında, Kurdistan seçim siyasetini izah etmeye çalıştım. Yine de bazı noktaları irdeleyelim:

 

Bu nedenle "Kurdistanilik", sömürgeci devletin entegrasyon ve asimile programlarını reddetmektir. Kurdistanilik, sömürgeci devletin entegrasyon ve asimile programları içinde olan bazı sömürge siyasi eğilimleri arasında yumuşak geçişler yapılmasını da reddetmektedir. Çünkü, sömürgeci siyaset ve yumuşak geçiş yapmak isteyen Kurd siyasi kadroları aynı mecraya su taşıyor. Bu anlamda 1969-1970’li yıllarda reddettiğiniz TİP ile; Önüne "Türkiyelileşmeyi" koyan HDP ile, Kurdistan’ı bir canavar gibi yutmayı ve Kurdleri asimile ederek Türkleştirmeyi hedefleyen sömürgeci Türk devletinin hedef ve sonuçları konusunda bir fark yok. Varsa bana izah edin.

 

Sayın Ruşen Aslan, Türkiye’de bazı Kurd partilerinin resmi olarak kurulmalarını gerekçe göstererek:  "Bu durumda‚ bağımsız seçim‘ siyasetinin bir anlamı kalır mı?“ diye soruyor.

 

Sömürge Kurdistan, sömürgeci Türk devletine karşı mücadele ettiği sürece, Kurd ulusu, ulus olarak kendi toprakları üzerinde hak idia etme mücadele direncini gösterdiği sürece; Kurdistan siyasal hedefleri açısından seçim siyasetine ihtiyaç var. Bu ihtiyaç, Kurdistan’daki Türk işgalinin kırılması siyaseti açısından bir zorunluluktur.

 

Kurd ulusunun kendi ulusal haklarına, ulusal topraklarına sahip çıkması ve Türk sömürgeci devletin asimilasyon ve yok etme programına karşı kendini koruması için bu seçim siyasetine ihtiyaç var.

 

Sorgulama aklımızı kullanmak zorundayız!

 

Türk sömürgeci devletin anayasa, parlemento ve ordu-polis-paramiliter güçleri-hukuk-eğitim sistemi, işgalci ve sömürgeci sistemin birer kurumlarıdır. Türk devletinin bu kurumlarını meşrulaştıran her yaklaşım, asimilasyon ve entegrasyon programlarını destekler mahiyetindedir ve Kurd ulusu olarak ulusal politikamız gereği bu zorba kurumların Kurdistan’daki varlığını reddetmek gerekir. Bunu bir söylev olarak değil, bizatihi hayatın her alanında karşı duruşla mümkündür. Kurdistan’ın mücadele hedefinde Türkiye ile bütünleşmek değil, kopuşu önermek olmalıdır. Ancak Kurdler asimilasyon ve yok olma canavarına karşı kendilerini böyle koruyabilirler.

 

HDP’nin siyaseti neden reddedilmeli? Çünkü HDP’nin projesi "Türkiyelileşme" projesidir. Kurdlerin kendi ulusal ve toprak talebi davalarından vazgeçerek, Türkleşmeyi-Türkiyelileşmeyi kabul etmeyi sağlamaya çalışan bir proje. HDP’nin üzerinde yükseldiği geleneğin 20 yıllık sürecine bakın. Milletvekillerden belediye başkanlıklarına kadar Kurd diline bir yatırımları var mı? Aksine, bir asimilasyon kurumu olarak çalışmış. Gelen önerileri de reddetmiş. Bunu Prof. Dr. Kadri Yıldırım şu cümlelerle isparlıyor:

 

''3 yıldır HDP'de vekilim. Parti içinde çok rica ettim, çok ısrar ettim, bu 
kadar komisyonumuz var HDP çatısı altında, bir de Kürdoloji
komisyonumuz olsun ve bu komisyonda ana dilde eğitim üzerine
çalışalım dedim. Fakat mualesef, 3 yıldır bu ricalarım, ısrarlarım boşa çıktı.
Bir türlü onlara Kürdoloji komisyonu kurduramadım.''

 

Evet, bu noktayı bir örnek daha ekleyerek sürdürelim:

 

Sayın Salahattin Demirtaş'ın, HDP’nin Eş Genel Başkanı olduğu bir dönemde, Türk devletine ve Tayip Erdoğan‘a atıfta bulunarak söylediği bir söz vardı. Bu söz, bir stratejiyi, bir cümleyle özetleyen bir sözdü ve HDP stratejisinin özünü oluşturan bir sözdü.

 

"Ben size bir ülke verdim, daha ne istiyorsunuz“(!)

 

Kurd aydını, siyasetçisi bu sözü tartıştı mı? Hayır. Ne demek "Ben size bir ülke verdim“?

 

Kurdlerin, Türk devletine entegre edilmesi, asimile olup eriyip hedeflerinden vazgeçmesi amacını açıklayan bir açık ittiraftı Salahattin Demirtaş’ın bu sözü. HDP’nin kuruluş, amaç ve hedeflerini maddelerle sıralayalım:

1-HDP, stratejik olarak önüne "Türk devletini demokratikleştirme"yi koymuş, tabanı Kurd bir partidir. Bu nedenle T.C devletinin bekasını bir Türk kadar düşünen bir partidir.

 

2-HDP, bütün söylevlerinde Türk dilini kullanarak, Kurd kitleleri üzerinde etkili bir asimilasyon politikasının Türk devlet siyasetinin Kurdistan ayağını yürütmektedir. HDP ile hareket eden bütün Kurd kitlesi, HDP’nin iletişim dili olarak Türkçeyi kullandığı bilinçli tercihinden dolayı yoğun bir asimilasyonun etkisindedirler.
 

3-HDP, Bağımsız Kurdistan’ı ve devlet kurma talebini Kurd kitlelerin gözünden düşürmek için, bu talebi "milliyetçi-ırçı bir talep" olarak lanse eder ve Kurdlerin kutsal değerlerine saldırır. Bunu da "halklar partisi, Türkiyelileşme ve halkların kardeşliği“ teorileriyle yürütmektedir. İslamcıların "Ümmet" teorisi ile HDP’nin "halklar" teorisi aynı hizmeti görmektedir.
 

4-HDP, Türk sömürgeci devletin Kurdistan’da yürüttüğü etkili asimilasyon ve entegre programının etkili stratejik mütefiği olarak, Kuzey Kurdistan’da iş görmektedir ve bu işgalci devletin sömürge Kurdistan’daki işgalci konumunu meşrulaştırmaktadır. Bunu da cumhurbaşkanlığına aday olma, parlamentoda yer alma ve "Türkiyeyi demokratikleştirme“ konseptleri ile bu kurumların Kurdistan’daki varlıklarını meşrulaştırmaktadır. Kurd dinamiklerini, Kurd enerjisini bu amaç için kullanmaktadır.
 

5-HDP, "Barış ve Türkiye’yi demokratikleştirme, Türkiyelileşme“ talepleri ile Kurd kitlelerini oyalayarak, Kurd ulusunun ulusal ve toprak talebini azınlık talebi bazına indirgeyerek, Kurdistan ulusal kurtuluş mücadelesini sabote etmektedir.
 

6-HDP, "Türkeyelileşme“ programı ile entegrasyon ve asimilasyondan yana zoraki günüllü tercihe maruz kalan Kurdlerin partisi olma talep ve hedeflerini organize etme, örgütleme ve Kurdistan ulusal kurtuluş mücadelesinin önünü kesmeyi amaçlamaktadır. 
 

7-HDP, kendi program ve stratejisi gereği; Kurd siyasi yapılarla ortak, dayanışma ve birlikte hareket etmeyi reddeder. Bunun için, Türkiyelileşmenin harcı olarak gördüğü Türk sol, liberal-liboş kesimlerle hareket etmeyi ve "Kurd olma ezikliği"ni bertaraf etmeyi amaçlamaktadır. Bu da kendi içine aldığı ve beraber hareket ettiği Türk kesimlerle, Kurd tabanı üzerinde asimile görevlerini daha iyi yapmaktadır.

 

Bu denli yüklü bir kuruluş amaçlı bir parti ile karşı karşıyayız. Bu hedefler için mücadele eden, amaçları ve söylemleri açık bir partinin Kurdlere önerilmesi, Kurdistan stratejik hedefleri açısından ne kadar doğrudur?
 

100 yıllık Türk sömürgeci-zorba siyaseti ve onun kurumları olarak; parlamento, ordu-Paramıliter-polis güçleri, hukuk-eğitim sistemi ve uygulamaları ortada. Sömürgeci Türk parlementosu’nun karar, uygulama ve yasa yapıcı rölü de ortada. Ayrica Kurdlerin Türk sömürgeci parlamentosundaki varlıkları ve denemeleri de ortada. O halde Türk sömürgeci devleti ile kaynaşmaya karşı, kopuşu örgütlemek durumundayiz.
 

Kurdler ulus olarak kendilerini kurumak ve tarihe taşımak istiyorlarsa; Kurdistan ulusal kurtuluş mücadelesi bazında bir stratejinin ögelerini örgütlemekten öte bir tercihleri yok. Kurdistan Ulusal Kurtuluş gerçeği ikircikli siyaseti ve danışıklı dövüşü redetmek durumundadır.

Bu yazı toplam 2072 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.