Celâl Temel

Celâl Temel

Yazarın Tüm Yazıları >

 Tarihsel süreçte Kürd kadını

A+A-

  “Şêr Şêre, çi jine çi mêre”

 Tarihsel araştırmalar, Ortadoğu toplumları içinde Kürd kadının toplum içindeki yerinin komşu halklara göre çok daha iyi durumda olduğunu gösteriyor. Dinin ve feodalitenin baskısına karşın çeşitli tarihsel süreçlerde, Kürd kadının toplum içindeki öncü rolü hep dikkat çekmiştir. Osmanlı döneminde, aynı dine mensup Kürd, Türk, Arap, Çerkez, Arnavut kadınları içinde, Kürd kadınlarının, kendine has özellikler taşıdığı görülmektedir.

Osmanlı toplumunda kadının yeri, özellikle 1908 yılındaki II. Meşrutiyet ilanından sonraki süreçte gündeme gelmeye başladı.Bazı tartışmalar sonunda, 28 Mayıs 1913 tarihinde, kadınlarla erkeklerin eşit olması gerektiğini savunan, Müdafaa-i Hukuk-u Nisvan adıyla bir kadın cemiyeti kuruldu. Bu cemiyetin yayın organı olarak da dönemin önemli Osmanlı-Kürd gazetecilerinden Mevlânzade Rıfat’ın desteğiyle Kadınlar Dünyası (Monde Feminin) adlı derginin yayını başladı.

       Bu sırada kadın haklarıyla ilgili olarak çeşitli yazılar yazanlardan biri de dönemin diğer bir önemli bir Kürd aydını, Osmanlı toplumunda seküler düşüncenin öncülerinden Abdullah Cevdet’ti. Abdullah Cevdet, II. Meşrutiyet’ten çok önce, arkadaşı İshak Sukutî ile kızların ve erkeklerin beraber devam ettiği bir okul açmıştı. A. Cevdet, yazılarında, toplumların gelişiminde, anaların rolünün önemini belirtiyorve “Bizler, manen babalarımızdan ziyade annelerimizin hayatının uzantısıyız.”diye yazıyordu.

Kadınlar Dünyası dergisi, Mevlânzade Rıfat’ın eşi Ulviye Mevlân’ın(1893-1964) sorumluluğunda yayımlandı. Dergi, inanç ve etnik ayırım yapmadan tüm Osmanlı kadınları adına bir yayın politikası izledi. Dergi yayını, Avrupa’da da yankı yarattı. Rohat Alakom’un belirttiğine göre, derginin yayını 1921 yılına kadar sürdü ve toplam 194 sayı yayımlandı. [1]

      Dönemin önemli gazetecilerinden Mevlânzade Rıfat, yayımladığı Serbesti gazetesi dışında, 1914 yılında, Erkekler Dünyası adlı bir derginin de yayınına başladı. Birinci Dünya Savaşı sürecinin zor şartlarına karşın Kadınlar Dünyası ve Erkekler Dünyası dergileri, dayanışma hâlinde yayınlarını sürdürdü.

      Kadınlar Dünyası dergisinde zaman zaman özel olarak Kürd kadınlarıyla ilgili bilgi ve yazılar da yayımlanıyordu. Kürd aydınlarının kadın konusundaki görüşlerine yer verilirken Kürd kadın giysileri hakkında bilgi veriliyordu. Özellikle Kürd kadınlarının yüzlerini kapatmadıkları belirtiliyordu.

       Bu yıllarda, Belkis Hanım adlı bir kadının, İstanbul’da uçağa binmesi, kamuoyunda yankı uyandırmıştı. Bu kadının uçağa binmesi, Kadınlar Dergisi’nin sahibi Ulviye Mevlân’ın eşi Mevlânzade Rıfat ve diğer bir Kürd aydını Süreyya Bedirhan’ın hükümet yetkilileriyle yaptıkları görüşmeler sonunda gerçekleşmişti.Konu, İstanbul basınında, Diyarbakır’daki mahalli basında, hatta Avrupa basınına kadar yansımış, büyük yankı yaratmıştı.

Kadınlar Dünyası dergisinin 100. sayısında, 19. yüzyılda yaşayan ve büyük üne sahip Malatyalı Kara Fatma’dan söz edilmekteydi.[2] Yazıda Kara Fatma’nın İstanbul seyahatlerinden bahsedilmekte ve 1867 yılında Le Tour de Monde dergisinde çıkan bir illüstrasyonu derginin kapağında yer almaktaydı.[3]

      Dergide Kürd şairlerle ilgili yazılar ve bazı Kürd kadınlarından gelen mektuplar da yayımlanıyordu. Bu dönemde yayın yapan Kürd yayın organları, Rojî Kurd, Hetawî Kurd dergileri ve daha sonra (1918-1919) yayımlanan Jîn dergisinde de kadın konusuyla ilgili yazılar yayımlanıyordu.

     Kürd Kadın Hareketi’nde en önemli gelişmelerden biri de 1919 yılında, İstanbul’da, Kürd Teali Cemiyeti’ne paralel olarak Kürd Kadınları Teali Cemiyeti’nin kurulmasıdır. Bu cemiyetin kurucu başkanı olan, Mustafa Yamulki Paşa’nın kızı Esma Encum Yamulki(1894-1968),aynı zamanda, Osmanlının ilk kadın doktorlarındandı.

Yukarıda adı geçen cemiyetin kurulduğu sıralarda, Jîn dergisinin sorumlularında Vanlı Memduh Selim Bey, “Kürd Kadını” başlığıyla yazdığıuzun yazının bir yerindeşöyle diyordu:(Bu yazıyı önümüzdeki hafta yayımlamayı düşünüyoruz)

“Kürd kadını esasen serbesttir, evinin hakimidir; örtünmenin Müslümanlığın belirleyici gelenekleri dışındaki gereksiz bağlarından özgürdür; erkeklerin de içinde bulunduğu sosyal yaşama, saygın bir konuma sahip olarak karışmıştır.Biraz daha yukarı tabakaya bakarsak bir kadınlar saltanatı da görürüz. Zaten çağımız, kadınların da saltanat hakkını onaylamaya yanaşmadı mı! Kürd kadını, erkeklerle olan sosyal ilişkilerinde kocasının, yanı erkeğinin görevini de görür; örneğin misafir kabul eder, erkek gibi bizzat ağırlar.”[4]

 Tarihsel süreç içerisinde, tüm ulusal mücadelelerde olduğu gibi, Kürd ulusal mücadele tarihinde de Kürd kadınının çok fazla yer aldığı söylenemez. Buna karşın Kürd kadının, özellikle son yüz yıl öncesinde, İslam dininin etkisine karşınyeniliklere açık, erkekle birlikte, Kürd geleneklerine uygun bir yaşamın içinde olduğunu görüyoruz. Arap kadınları gibi siyah örtünün içine girmesi sınırlıdır ve dıştan gelen baskılar sonucudur.

Frederich Milligan adlı bir İngiliz seyyah, 1870 yılında yayımladığı Kürdler Arasında Vahşi Yaşam[5] adlı eserinde, Kürdlerin kapalı yaşamını “vahşi” sözcüğü ile ifade ederken Kürd kadınlarının davranışının kendine has olduğunu ne Ermeni kadını gibi utangaç ne Osmanlı kadınları gibi kibirli olduğunu belirtiyordu.[6]

       1919-1920 yıllarında, Kürdistan’ı gezen, Kürdleri iyi tanıyan, hatta Kürdçe öğrenen İngiliz Binbaşı Noel, Urfa-Adıyaman-Maraş-Malatya yörelerini gezerken “Türk, Arap köylerinde kadınları göremezdik, Kürd köylerinde ise kadınlar bize ayran ısmarlıyor, sohbetlerimize katılıyorlardı; bu sadece Kürd Kızılbaş köylerinde değil Kürd Sünni köylerinde de böyleydi.” diye belirtiyor ve bazı gözlemlerini şöyle ifade diyor:

       “Kadınların başının açık olması ve rahat tavırları beni şaşırttı. Erkeklerle tartışabiliyor, sohbetlerimize katılıyor, görüşlerini büyük bir doğallık ve kolaylıkla dile getirebiliyorlardı…

Kürdlerin namusa düşkünlüğü meşhurdur. Ahlak kuralları olağanüstü sıkı kurallara bağlanmıştır… Kürtçede fahişe kelimesinin karşılığı yoktur. Bir fahişe, üstü kapalı bir şekilde Doğu bölgelerinde Fars, Batıda Türk, Kuzeyde Rus ve Güneyde Arap tabiriyle ifade edilir.”[7]

       Noel, bir köyde, Tapu Ağa’nın yanında bulunan ak sakallı bir köylünün, kendisine, “Bizim kadınlarımız Türk kadınlarına benzemez. Türk kadınları başlarını kapatıp bacaklarını açarlar, bizim kadınlarımız tersini yaparlar.” dediğini belirtiyor.[8]

         Tüm inceleme ve araştırmalardan anlaşılıyor ki, tarihsel süreç içerisinde, Kürd kadının toplumdaki yeri, bir çok topluma göre ileri düzeydeydi. Üstelik bu yalnız Kızılbaş veya Êzidî inancına bağlı Kürdlerde değil, Sünni İslam inancına bağlı Kürdlerde de genellikle böyleydi. Elbette dininin de etkisiyle, Kürd toplumunda da kadının ikinci plana itildiği uygulamalar az değildir. Bazı üst sınıftaki erkeklerin, sanki dinin bir emriymiş gibi birden fazla kadınla evlendiği bilinen bir gerçektir. Ancak bunun da Kürdler arasında çok yaygın olduğu söylenemez. Kürd kadını, Arap kadını gibi, yaygın bir şekilde, kalın bir örtünün arkasına girmedi, eve hapsolmadı; erkekle birlikte yaşamın içinde oldu hep.

         Günümüzde, Türkiye Kürdleri ve kadınları için, bazı derin politikalarla farklı algılar oluşturulsa da gerçekler farklıdır. Şu anda bile objektif bir gözlemci, Güney Kürdistan’da bir arada yaşayan Kürd ve Arap kadınları arasındaki büyük farkı görebilir.

       Mücadelenin bir başka şekle dönüştüğü son dönemlerde ise hem silahlı mücadele içinde hem de demokratik mücadelede, Kürd kadınlarının geldiği aşama, dünyanın de dikkatini çekecek bir noktadadır. Kürd kadının bu durumu, bilimsel araştırılmalara konu olacak bir düzeydedir.

      Yazımızı, şu değerli Kürd deyişiyle tamamlıyoruz:

     “Şêr şêre, çi jine çi mêre” (Aslan aslandır, dişi erkek fark etmez)

 

/CT/

 

 

 

[1] Rohat Alakom, Eski İstanbul Kürtleri, Avesta Yayınları, 2011, s. 157-159

[2] Türk istiklal savaşına katıldığı belirtilen Erzurumlu Kara Fatma değil.

[3] Alakom, a. g. e, s. 159-160

[4]Vanlı Memduh Selimbegî, Jîn dergisi, Sayı: 14, Mart 1919

[5] Frederich Milligan, Wild Life Among The Koords, Hurst and Blackett Publichers, London, 1870

[6]Noel, E. W. Charles, Kürdistan 1919, Binbaşı Noel’in Günlüğü, Avesta Yayınları, 2010, s. 27

[7]Noel, age, s. 13 ve 26

[8]Noel, age, s. 25

Bu yazı toplam 371 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.