Mehmet Gül

Mehmet Gül

Yazarın Tüm Yazıları >

Rus’un gördüğünü Kürt görmüyor…

A+A-

Kürtlerin sürmekte olan esaretinde faal olan aktörler, dünya medeniyet ölçüleri çerçevesinde, ‘geri kalmış’ statüsünde anılmaktadırlar. Irak ve Suriye’nin durumu ortada… İran çağ dışı bir düzenle yönetiliyor. Türkiye, neredeyse bütün dünyayı karşısına almış, hiçbir standarda uymayan yönetim tarzıyla ayakta duruyor. Bu devletlerin ortak paydası, zalimlikte sınır tanımayan yöntemler kullanmaktan çekinmeden, Kürtleri yönetiyor olmaktır!

Kuşkusuz bu durum ciddi bir tezat teşkil ediyor; nasıl oluyor da dünya ile iletişimi sorunlu olan bu devletler, oldukça meşru talepler ekseninde hak mücadelesi yürüten bir milleti egemenlik altında tutabiliyor ve dünyanın geri kalan medeni kısmı, bu çağdışı durum karşısında beçare kalabiliyor?

Bunun birçok sebebi var fakat en önemli ve belirleyici olan sebep, bu gerici güçlerin egemenliği altında olan Kürtlerin, ısrarlı bir şekilde kendi menfaatleri hilafına çalışmasıdır.

Temel doğrular

Felah bulmuş illetlere baktığımızda gördüğümüz temel davranış biçimlerini şöyle sıralayabiliriz: Bu milletler, evvela, ne istedikleri konusunda net bir tespitte bulunmuşlar. Sonra, bu taleplerine nasıl ulaşacakları konusunda bir strateji ve taktik oluşturmuşlar. Daha sonra ise önceliklerini belirlemiş ve buna göre bir mücadele yürütmüşler.

Ne demektir bu? Taleplerini oldukça net bir şekilde ortaya koymuş, herhangi bir ‘kurnazlığa’ tevessül etmeden ne istiyorlarsa onu dile getirmişler. Her zaman, düşmanı gözden kaçırmadan hareket etmiş, onun dışında hiç kimseyle boy ölçüşmeye kalkışmamışlar. Kendi aralarında farklılıklar olsa da bunları ‘birlikte hareket etme’nin önünde engel olarak görmemiş, bir diğer tabirle, içerde iktidar mücadelesini, esas sorundan kurtulduktan sonraki aşamaya ertelemişler. Hedef aldıkları güç dışında, diğer bütün ikincil güçlerle ya birlikte hareket etmiş ya da onları düşman safında olmaktan alıkoyacak taktikler uygulamışlar. Ve son olarak da mücadele sürecinde, her ne olursa olsun, meşruiyetin dışına çıkmamış, dünya halkının kuşkuyla bakabilecek herhangi bir davranış içinde olmamışlar.

Bizde durum

Kürtlere baktığımızda farklı bir realite ile karşılaşırız. Oldukça kısmiyiz. Yan yana görünsek bile aslında birbirimizden Kaf dağı kadar uzaktayız. Konuşurken dahi, birbirimizi duymak için bağırmak durumundayız. Başkaları bu mesafede fısıltıyla anlaşırken bizler, ‘duyarlık yaratmak’ adına bağırtılara bir de küfürler eklemekteyiz. Her birimizin ayrı bir talebi, bu ayrı talebe uygun ayrı bir strateji ve taktiği var. ‘Devletimizle bir problemimiz yok, kaymakama karşıyız’ diyenlerimiz var; sıra sıra hendeklere gömülürken, ‘biz ne yapıyoruz, zaten burayı biz yönetiyoruz’ demek yerine ‘devlet bunu neden bu kadar ciddiye aldı?’ diye anlaşılmaz sorular soruyoruz. Düşmana fırlatmak için kaldırdığımız taşı kendi ayağımıza vurmakta üstümüze

yoktur. Sahip olduğumuz ülkeyi birlikte yönetmek yerine dışımızdakilerin egemenliğini birbirimize yeğlemekteyiz. Adeta yüzyıllar öncesinde İdris-i Bitlisi’nin Osmanlı’ya söylediği gibi, “Biz, bir diğerimizin egemenliği altına girmeyiz, gel, hepimizi sen yönet!” diyoruz.

Kimi örnekler

Gerek Güney ve gerekse Güneybatı’da büyük oranda kendimizin eseri olan trajediyi hep birlikte yaşadık. Düşmanla yüz yüz gelmişken bile bizimle aynı davanın sahibi olan Kürtlerle anlaşmayı bir an olsun bile düşünmedik. Güney ve Güneybatı’dakilere ‘birleşin’ diye ders verirken, yaşamakta olduğumuz parçada, henüz geride bıraktığımız seçim ittifakı görüşmeleri sürecinde, ‘yapmayın’ dediğimizin fazlasını yapmakta bir sakınca görmedik.

5 Parti ve hareketten müteşekkil Kürdistanî Seçim İttifakı, yaşamakta olduğumuz olumsuzluklardan esinlenerek, Türk siyasetinin tam bir ittifakla Kürtleri dışladığı Türkiye şartlarında, eğer başarıya ulaşırsa esas olarak Kürtlerin zarar göreceği bir konseptin hayata geçmesinin tam eşiğinde, bir millet olarak birlikte hareket etmenin mümkün olup olmadığını anlamak için, HDP ve HÜDAPAR ile bir dizi görüşmeler yaptı.

Bu görüşmeler başarıya ulaşsaydı kuşkusuz Kürt milleti büyük bir sinerjiyle hareket edecek, kendisini dışlayan Türk bloku karşısında bir millet olarak var olmanın onurlu mücadelesini verecekti. Ne var ki bu görüşmeler başarısızlıkla sonuçlandı. Kimisi ‘içerden’ kimisi ‘dışardan’, insan üstü bir enerjiyle çalışarak, olası bu seçim ittifakının sonuçsuz kalmasını sağladılar.

Düzeyden yoksun, sadece küfürden ibaret kişileri geçiyorum fakat ömrünü bu davaya adamış kimi insanların ‘insan üstü bir enerji’ ile menfi propaganda yapması, üzerinde durulması gereken ilginç bir ruh halini oluşturuyor. Bu enerjiyle Kürt milletinin birlikte hareket etmesi için çalışmış olsalardı, hiç kuşkusuz, bugün durduğumuz yerden daha ileri bir noktada olurduk.

İlginç olan bir diğer konu, İttifak aleyhinde çalışan bu kişilerin, genellikle yanlış veriler kullanarak sergilemiş oldukları performans konusunda adeta kamuoyu yoklaması yapmalarıdır. Sadece yazdıklarıyla yetinmediler, Kürdistan mücadelesinde emeği geçen kimi insanları bizzat arayarak, performansları konusunda görüşlerini öğrenmek istediler. Bütün icraatları ortadayken ve kat etmiş oldukları yol itibariyle başladıklarının gerisinde olan bu kişiler, ne yazık ki, Kürdistanî Seçim İttifakı’nın girişimine saldırıyı başlıca siyasal hedef olarak belirlediler.

Bir de ittifak istiyormuş gibi hareket eden ama gerçekleşmemesi için azami çaba harcayanlar vardı ki, bu günlerde başkalarını suçlamak suretiyle kendi suçlarını örtmenin gayreti içindedirler. HDP ile Kürdistanî İttifak’ın seçim ittifakı oluşturması için şartların olgunlaşmadığını söyleyenler, ittifaka umut bağlayan ve gerçekleşmesi için büyük istek duyan Kürt halkından gelen tepkiler üzerine hayali gerekçeler uydurmanın gayreti içindedirler. ‘Bize gelen haberlere göre’, ‘herhalde’ gibi tabirlerle başlayan ‘ittifakın başarısızlığa uğramasında bizim rolümüz yok’ çıkışları, çalınan minareye kılıf uydurmaktan başka bir şey değildir. Kürt halkı bütün süreci çok yakından biliyor ve bizleri Türk gericiliğinin peşine takanların kimler olduğu konusunda gayet net bir görüşe sahiptir. Birbirlerini kötülemek suretiyle Kürt halkının yakınlaşmasını engelleyen bu iki kesim, aslında, aynı değirmene su taşımaktadırlar.

Tam da bu nedenle, mevcut çağ dışı yapılarına karşın, Türkiye-İran-Suriye ve Irak, ciddi bir zorluk çekmeden, Kürtleri egemenlik altında tutmaya devam etmektedirler. Böyle ‘dostlar’ olduktan sonra ‘düşmana’ gerek kalmaz!

Dünyanın gördüğünü biz görmemekte ısrarlıyız

Kuşkusuz içinde bulunduğumuz durumdan dünya devletleri de sorumludur fakat bizden farklı olarak onlar, bizim neden bu durumda olduğumuzu bizden daha iyi biliyorlar.

Güney Kürdistan’daki süreci artık bilmeyen yoktur: KDP ile KYB eğer birlikte hareket etmenin bir yolunu bulmasalardı, bugünkü federe kazanımlar olmayacaktı. Bir iç ihanetin kanayan yarası olan Kerkük, birlikte hareket etmek ile ayrı baş çekmenin ne anlama geldiğinin güzel bir örneğini oluşturmaktadır. Referandum günlerinde dahi kimi dünya devletleri, Kürtlerin birlikte hareket etmesi için boş yere çaba harcayıp durdular.

Yeni bir örnek daha: ABD ile Türkiye arasındaki Suriye görüşmeleri neticesinde Menbic’le ilgili belli bir yol haritası konusunda anlaşmaya vardıklarını dünyaya ilan eden Türkiye Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun söylediklerini yorumlaması için Sputnik tarafından yöneltilen soruya, Moskova Devlet Dışişleri Üniversitesi araştırma görevlisi ve Şarkiyat uzmanı Yuriy Zinin şu yanıtı veriyor:

“Amerikalıların kendi hedefleri var, çıkarları bakımından ABD’ye yakın olan bir müttefik güce sahip olmak istiyorlar ve bu durum her zaman Türkiye’nin çıkarlarıyla örtüşmüyor. Kürtlere gelince, Kürt hareketinde birlik yok. Bu belli ölçüde bir talihsizlik.”

Bu talihsizliğin ne zaman giderileceği konusunda da Zinin şunları söylüyor:

“…Buradaki durum muhtemelen Kürtlerin kendilerini ortak birleşik biçimini bulana kadar çok anlaşılmaz olarak kalmaya devam edecek. Ve ozaman hiçbir ülke, kendi çıkarları doğrultusunda onlara yaklaşamaz...” (http://sputniknews.com/analiz/201806041033721611-rus-uzman-kurtler-birlik)

Ne acı bir durum değil mi? Rus’un gördüğünü Kürtler görmüyor!

Bu yazı toplam 2472 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.