Diyar Budak

Diyar Budak

Yazarın Tüm Yazıları >

Newroz ve Coronalı günlerde belleğimde canlananlar

A+A-

Kuzey Kürdistan’da 1975’lerden itibaren örgütsel bir bilinçle Newroz kutlamaları yapılmaya başlanmıştı. Bizim kuşağın lise yıllarına denk geliyordu. Oldukça genç ve enerjiktik. Yeni aldığımız ideolojik düşünce ve fikirler bizi heyecanlandırıyordu. Halkımızın içinde bulunduğu esaret ve sömürgeci ilişkilerini belki bir Newroz günü yerle bir edebiliriz düşüncesi ile hareket ediyorduk. Gençliğin verdiği enerji ile devletin kurum ve kuruluşlarına karşı mevzi kazanmak ve bedel ödemeye hazır gençlerdik. Polis karakolları, sorgular ve hapishaneler…
Yaşlandıkça koşulları, imkanları ve zorlukları hesaplamaya başladık. Sömürgeci devletin ve Kürd siyasetinin kirli yüzü olan kışkırtıcılık, iç ihanetler, kardeş kavgası ve örgütsel çıkarların çirkefliğini, görerek büyüdük.


‘74 yılında ortaokul son sınıf öğrencisiyken ilk gözaltı tecrübesini yaşamıştım. Bu devletin bir çocuğa bile tahammülsüz olduğuna kendim bizzat şahitlik yaptım. İki gözden kör Siverekli bir camii imamı olan M. Şah ile beraber aynı hücrede kalmıştık. M. Şah oldukça şefkatli ve halkının haklarını bilen ve geleceğini düşünen bir insandı. Afrin sürecinde, fetih süresini okuyan binlerce bakar körden daha iyi görüyordu.


O yıllarda çok destek sunmasakta Barzani hareketinin yenilmesi bizi aile olarak çok hüzünlendirmişti. Babam köyde arpa biçerken, ”Barzani, Barzani te ji me re Azadi anî” diye bir şarkı söylemiş ve o anı halen çocukluğumun en temiz anılarından biri olarak saklarım.
O dönem bir çok sömürge ülke halkları, sömürgecilere karşı yürüttükleri ulusal kurtuluş hareketlerinin zafer kazanması, SSCB’nin yıldızını parlatmaktaydı. Bu dönem Kürd örgütlerinin birçoğu Türk sol partileri olan, TİP ve TKP’den Erivan radyosunda yayınlanan Kürtçe programından etkilenerek, Sovyetçi bir çizgi izlemekte ve örgütlenmekteydiler. ABD’nin tercihini İran Şahı ve Saddam’dan yana yapması bizi direk Anti- ABD’ci bir konuma itmişti.


Irak’ta ölüm kalım savaşı yürüten Barzani hareketi için gerici deyip suçlamış ve “bir ihanetin belgeleri diye” ABD ile olan ilişkiler ve gönderilen diplomatik mektuplar, gerekçe gösterilmiş ve haksız bir şekilde yargılamıştık.


Bu süreçte ulusal kurtuluş güçlerinin dayanacağı yerin SSCB olduğu iddia
edilmekteydi. Ömür uzadıkça örgütsel ve kişisel yanlışlıkları görme imkanı bulduk.
Oysa herhangi bir sistemin ve devletin bize yardım etmesi önemliydi. Bizim kendi ulusumuzun kaderini böyle bir seçenekler girdabına koymamız büyük bir yanlıştı. Bugünde enternasyonalizm adı altında istihbaratçı devletlerin içimize koydukları bir kaç “flaş adamın” arkasından gitmeye devam etmekteyiz.


HDP’nin yeni kongresinde, giden Türk kökenli Temelli’nin yerine Arap Eş Başkanların seçilmesi eleştirilince, Kürdlerimiz bile dayanışma ve kardeşlikten bahsetmektedirler. Bizim 40 yıl önce yaptığımız Sovyetçilik yanlışını onlar şimdi başka bir şekilde yapmaktadırlar. Eş Başkanlar ile tercüman aracılığıyla konuşacağınıza kendi dilinizi bilen biri ile konuşmak daha doğrudur dememizi, milliyetçilik ile bizi suçlayacak kadar zavallı ve de ”enternasyonalisttirler”. Kurdçe konuşmayınca bu dedikleri yani tırnak içine aldığım olunuyormuş.
Biz sürgünde, kendi toprağında yaşlanmaya hasret bir kuşağın insanlarıyız. Ödediğimiz bedellere karşılık Avrupa’da bir başkent dahi satın alabilirdik. Ancak geldiğimiz yer hiç te hak ettiğimiz ve ödediğimiz bedelin karşılığı asla değildir. Tabi ki birey olarak yanlış ve eksiklerimizi kabul etmeliyiz. Ancak hatanın büyüğü, şarlatan ve paranoyak İmralı akademisyeninin deyimi ile “milli ve yerli olan, serok ve liderlerimizin” olduğuna hiç şüphe yoktur. Ülkelerini sömürgecilerden kurtarmanın rahatlığı içinde, Ho Chi Minh edası ile (adadan) ciltlerce kitap, makale ve anılar yazmaktan ve Kürdün kaderi ile oynamaktan vazgeçmemekte direnmektedirler.


Aslında bu başka bir yazının konusudur.


Biz 2020 Newrozu’na geri gelelim.


Yaşadığımız Londra şehri Corona virüsünden dolayı felç olmuş durumda. Gıda maddelerinin tümünde bir sıkıntı ve sorun yaşanmaktadır. Birkaç gündür insanların düştüğü ortam tam bir kaos ve bunalımı işaret etmektedir.


Sistemler, kendi insanlarına karşı çaresizliklerini, küresel düzeyde itibar ve prestijlerini hızla kaybetmektedirler. Doğa kendi ürettiği göze görünmez “askeri virüslerini” salınca herkes ilk elden teslim olmak zorunda kaldı.


Bu durum bana, Körfez savaşı öncesi Saddam rejiminden kaçan yüz binlerce çoluk çocuk Kürd mağdurun durumunu hatırlatmaktadır. Uçaklardan yere atılan ekmek ve diğer yaşam malzemelerine duyulan ilgi gibi, dükkanlarda konulan ekstra fiyat artışları, herkesten önce ben kapayım yarışı Avrupa’nın göbeğinde o eski günleri hatırlayarak yaşamak. Biri Faşist bir devletin diğeri kendisine kâr hırsı için, faşistçe davranan sistemlere doğanın verdiği bir cevaptır. Tabi ki, birincisi daha adaletsiz ve haksızdır. İkincisinde yine de birazda olsa adalet ve hak vardır. En azında maktul ve katil beraber ölmektedirler... ve son birkaç haftadır havada oksijenin fazla ve gök yüzünün daha mavi olduğuna şüphe yoktur.


Dünya nerden çıktığı belli olmayan Corona virüsüne karşı koyamamanın çaresizliğini yaşamaktadır. Birçok ülkede ağır can ve mal kaybı yaşanmaktadır. Büyük devletler birbirlerini suçlarlarken, geniş kitleler ölüm korkusu yaşamaktadırlar. Dünya’yı yok edecek silahlar icat edilmişken, ağız ve burunlarını kapatmak için bir maskeye, ellerini yıkamak için bir sabuna ve tuvalet kağıdına muhtaç milyonlarca farklı milletler...


Bu bez maskeler, karaborsada bile bulunmamaktadır. Ki bir kaç ölüm kusan tank veya bir savaş uçağına harcadıkları para ilen dünyada yaşayan tüm insanların maske ihtiyacını karşılayabiliyorken…


Avrupa ve diğer devletler için sermayenin, orduların insanlardan, milletlerden daha önemli olduğu bir kez daha anlaşılmıştır.


Tedbir amaçlı toplu yaşam yerlerinin geç de olsa halka kapatılması doğrudur. Bizim gibi geri kalmış, her şeyini kitaptan ve Tanrıdan bekleyen bir ”sürü” toplumu için yapılacak bir şey yoktur. Allah’ın dediği olur deyip, zorla camiye gidip namaz kılmak isteyenler… Allah’ın evini kapatamazsınız diyen kara cahiller. Hastalığı fırsata çeviren tüccarlar. Doğayı koruyamazsak, çocuklarımızı koruyamayız.


Newroz bu yıl da ölüm ve yaşamın cebelleştiği bir döneme rast geldi...


Doğa insanlara demirci Kawa’nın kıvılcımları gibi işaretler vermektedir.


Dünyamız dişi bir makina gibi Corona oklarını bize göndermektedir. Her şey değişecek… hava su, güneş, doğa ve alemler.


Hiçbir güç doğadan daha kudretli değildir…


Beraber yaşamak için belki de bu son fırsattır.


Sömürgecilerimizden kurtulduğumuz gün Newroz Ateşi’nin daha fazla harlanacağına kuşkum yoktur…  

23.03.2020

 

 

 

Bu yazı toplam 371 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar