Mehmet Gül

Mehmet Gül

Yazarın Tüm Yazıları >

“NERO SIMA NA MILET BERD QOTÎ?”

A+A-

Seyit Rıza ve dava arkadaşlarını anmakta olduğumuz şu günlerde bir şeyler yazmak başlı başına büyük bir azap. Hem gerçeğin farkında olmak ve hem de hiçbir şey yapamamak, insanlıkla alakalı hissiyatı olan her insan için büyük bir açmaz. Bu durumda yazmak ve üstelik hemen hemen hep aynı şeyleri söylemek insana büyük acı veriyor. Doğrusu yeni bir şey yazmak içimden gelmiyor. Bu nedenle, 11 Kasım 2018 günü PAK İstanbul’da düzenlediğimiz anmada yaptığım kısa konuşmanın metnini paylaşmak istiyorum.

Fakat konuşmamın başına koyduğum başlıkla ilgili küçük bir açıklama yapmak istiyorum. Çünkü her 15 Kasım’da aklıma gelen ilk şey bu başlık oluyor.

 

 

“NERO SIMA NA MILET BERD QOTÎ?”

Bu soru cümlesi, Desim merkezde iki heykelden biri olan Sey’ Uşen’e ait. Sey’ Uşen, Desimlilerin tabiriyle “budela ye Haq bi.” Kesin olarak bilinmeyen bir nedenle Sey’ Uşen, asker dönüşü aklını yitirdi, çok ender olmak üzere zaman zaman dış dünya ile diyaloga geçti fakat aramızdan ayrılıp gidinceye kadar iç dünyasına döndü, hep kendi kendisiyle konuşur halde yaşadı.

Anlatıldığına göre Sey’ Uşen, 12 Eylül günü sokağa çıkar, her zamanki gibi kendi halinde sağa sola seğirtir fakat birden fark eder ki ortalıkta kimseler yok. Durur, etrafına bakınır, sokak başlarında bekleyen askerlerden başka kimseyi göremeyince aklı 38’e gider ve şöyle haykırır:

“NERO SIMA NA MILET BERD QOTÎ?”  (BU MİLLETİ NEREYE GÖTÜRDÜNÜZ?)

Bugün sadece Sey’ Uşen’in bu sorusunu yinelemek istiyorum: “NERO SIMA NA MILET BERD QOTÎ?” Nerede insanlarımız? Nerede Desim’in ruhu önderlerimiz? Düşmanlık anlaşılır bir şey fakat onları yok etmek… İnsanlıkla ilişkilendirilebilir mi? Desim, öyle bir hadisedir ki, hayatla alakası kalmayan bir “budelayı” bile kendine getirir.

Desim’de bütün zamanların kötücül ruhuyla hareket eden zihniyetin nasıl bir şey olduğunu anlamak için pek gerilere gitmeye gerek yok. IŞID’ın vahşeti hala canlı. En son örnek, bir devletin Konsolosluk binasında kendi vatandaşına yaptıklarıdır. Cemal Kaşıkçı’nın öldürüldükten sonra parçalara ayrıldığı, daha sonra da kimyasallarla sıvılaştırılıp kanalizasyona akıtıldığından söz ediliyor. Kimin aklına gelir ki! Bu vahşet başlı başına bir vaka fakat bu vaka karşısında işi ticari ilişkilerle birlikte ele alan devletlere ne demeli? Hankisi daha kötü?

Kötü zamanlarda yaşadığımız açık. Desim halkının imhaya tabi tutulduğu süreç, daha da kötü bir zamanda gerçekleşti. Kötülükte önde giden vahşetin icracıları, insan aklının almayacağı her türlü kötülüğü yapmakta sınır tanımadılar. Yeni bir millet inşa etmek adına kadim bir milleti imha etmekten imtina etmediler. Fakat biz, bir budelamızın hissiyatıyla sormaya devam edeceğiz:

 

 

“NERO SIMA NA MILET BERD QOTÎ?”

11 Kasım 2018 Pazar günü PAK İstanbul’da düzenlenen panelde Kırmancki/Dımilki/Zazaki yaptığım kısa konuşmanın Türkçe metni olduğu gibi aşağıdadır.

sey-riza.jpg

 

“Saygıdeğer misafirler,

 

Hepiniz hoş geldiniz.

 

Bugün, idamının 81. Yılında Seyit Rıza ve arkadaşlarını anmak üzere toplanmış bulunuyoruz. Bu anlamlı davete katıldığınız için hepinize teşekkür ediyorum.

Kürt milletinin büyük katliamlara tabi tutulduğu hepinizin bildiği bir gerçektir. Binlerce masum insan yeni bir milletin yaratılması için katledildi, yüz binlercesi yerinden yurdundan edildi, daha fazlası on yıllardır olmadık eziyetlere tabi tutuluyor. Bu eziyetler bitmedi, günümüzde de devam ediyor. Bütün bunlar, varlığına tahammül edilemeyen bir milletin yok edilmesi ve yeni bir milletin yaratılması içindir.

Seyit Rıza ve arkadaşları, T.C devletinin, Kürt milletini yok etme plan ve projelerinin kurbanlarıdırlar. Bir başına ele alındığında herhangi birimizden farklı olmayan Seyit Rıza ve arkadaşları, bir milletin var olma mücadelesinde takındıkları tutum ve davranışlar nedeniyle hedef alındılar ve bu nedenle idam edildiler. Bizlerden hiçbir farkı olmayan Seyit Rıza ve arkadaşları, hepimiz için öne çıktıkları ve tereddüt etmeden canlarını verdikleri için örnek alınması ve saygı duyulması gereken tarihsel şahsiyetlerdir. Öyle ki, bugün, Seyit Rıza’nın düşmanları bile O’na saygı duymaktadırlar.

 

Peki kimdir Seyit Rıza?

Onun şu sözleri gerek temsil ettiği kültür gerekse edinmiş olduğu kişilik hakkında bize önemli bilgiler verir.

“Ben sizin hilelerinizle baş edemedim, bu bana dert oldu ama ben de sizin önünüzde diz çökmedim, bu da size dert olsun.”

Seyit Rıza bu sözleri, kendisinden af dilemesi karşılığında bağışlanacağını söyleyen M. Kemal’in yüzüne karşı söylüyor.

Gerçekten Seyit Rıza, Desim’de onuru öne çıkarmak için sık kullanılan ‘bir can için mi sana minnet edeceğim’ sözü gereği, bir milleti yok etmek için hür türlü hile ve desiseyi kullanmayı ahlak edinmiş bir siyasal rejim karşısında kendi milletinin kültürü ve onuruyla hareket etmiştir. Boyun eğmemiştir! Darağacına giderken de aynı onurlu tutumunu sürdürmüştür. Bir can için düşmana minnet etmemiş, herhangi birinin girişimine izin vermeden kendisi dar ağacına çıkmış, ipi boynuna geçirmiş ve kürsüyü devirmiştir. Gerek M.Kemal’e verdiği yanıt ve gerekse dar ağacına çıkarken takındığı tutum Seyit Rıza’nın kişiliği ve temsil ettiği kültür hakkında güzel bir örnektir.

Onun bu tutumu karşısında duyduğu saygıyı gizleyemeyen İ. S. Çağlayangil, anılarında şunları yazmaktadır:

“...Sayit Rıza meydan insan doluymuş gibi sessizliğe ve boşluğa bağırdı: Evladı Kerbalayıh. Bihatyıh. Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir, dedi. Benim tüylerim diken diken oldu. Bu yaşlı adam rap rap yürüdü. Çingeneyi itti, ipi boynuna geçirdi, sandalyeye ayağı ile temke vurdu ve kindini astı. ...”

Kuşkusuz Seyit Rıza, karşı karşıya olduğu düşmanın ne denli gaddar olduğunu biliyordu. Osmanlı egemenliği boyunca muhatap olduğu zulüm ve zorbalığın zaten tanığıydı fakat Cumhuruyetle birlikte bir nebze umutlanmış, geçmişteki acı hatıraların tazelenmeyeceğini düşünmüştü. Bu nedenle olsa gerek, gerek Koçgiri İsyanı’nda ve gerekse 1938’e varacak süreçte uzlaşmadan yana bir tutum almıştı. Savaşla değil, barışçıl yöntemlerle haklarını elde etmek istiyordu. Gerek Ankara’ya yazdığı mektuplar ve gerekse yerelde yaptığı görüşmelerin hepsinde barıştan söz ediyordu.

Ne var ki, kendi ifadesiyle, Tunceli Kanunu’nun çıkmasından sonra devletin amacını anlamış ve ne yaparlarsa yapsınlar devletin kendilerini yok etmekten vaz geçmeyeceğine inanmıştı. Desimlilerde isyan eğilimi olmadığı halde devlet sürekli kışkırtmalarda bulunuyor, halk isyan etsin diye her türlü tahriki yapıyordu. Direnişten önce zaten saldırılır başlamış, aşiretler birbirine düşsün diye her türlü provakasyon yapılmış, uçakların bombardımanından kaçarak mağaralara sığınan kadın, çocuk savunmasız insanlar zehirlenmeye başlanmıştı. Bütün bunları gören Seyit Rıza ve arkadaşları için direnmekten başka bir çare yoktu. Bunun için Seyit Rıza M.Kemal’e şunu söylüyor:

“Ben sulh için, cumhuriyet için çok şey yaptım. Silah toplamaya yardımcı oldum. Silahlar toplandı. Şu adamlar teslim edilecek dendi, teslim ettim. Her istediklerinde ‘bu son’ dediler. Sonra daha fazla şeyler istemeye başladılar. İstekleri hiç bitmedi. Ben bunu önceleri anlayamamıştım. Sonra çıkan Tunceli Kanunu’ndan iyice anladım. Emin oldum ki biz Desimliler ne yaparsak yapalım bu sizi durdurmayacak. Sizin de başından beri planınız Desim’i toptan yok etmek, ortadan kaldırmaktı. Bunu çok geç de olsa anladım. Ben yaptığım hiçbir şeyden pişman değilim, af da istemiyorum, bu benim son sözlerim, başka da bir şey demeyeceğim”.

Gerçekten olan buydu. T.C. devleti, yeni bir millet yaratmak adına farklı olanları yok etme kararını çoktan almıştı bile. Ermeni ve Rumların ardından Kürtlerin tasfiye edilmesi, asimilasyon yoluyla eritilmesi için onlarca rapor hazırlanmış, bu büyük planın nasıl hayata geçirileceği önceden belirlenmişti. İ.S. Çağlayangil, Desim katliamından bilfiil etkilenmiş, o dönemde yüksek bürokrat, şimdilerde bir partinin genel başkanı olan bir ailenin mensubuna şunları söylüyordu:

“... Neticeyi söylüyorum. Bunlar kabul etmediler. Mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içinden. Bunları fare gibi zehirledi. Yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler. Kanlı bir hareket oldu. Dersim devası da bitti. Hükümet otoritesi de köye ve Dersim’e girdi. Dersim böyle bitti...”

Devlet yönetiminde bulunmuş birinin itirafı bu. Koçgiri, Şeyh Sait, Ağrı ve nihayetinde ‘...kangren haline gelmiş Desim’ haritadan silindi. Aslında Tanzimat Fermanı’yla başlayan Kürdistan’ın yeniden fethi projesi, Desim direnişinin tasfiyesiyle tamamlanmış oldu. Seyit Rıza ve arkadaşları da, 1806’da Abdurrahman Paşa ile başlayan Kürt milli hareketinin son önderleri de, böylece ortadan kaldırılmış oldular.

Fakat Kürt milletinin özgürlük hareketi bitmedi. Devam ediyor. Bu zulmü yapanlar ortadan kalktı, Kürt milleti haklarını elde etmek için mücadeleye devam ediyor. Seyit Rıza ve arkadaşları şahsında, hayatını bizler ve milleti için feda etmiş tüm şehitlerimizi bir kez daha saygı ve sevgiyle anıyoruz. Sözlerimi bitirmeden önce şunu önemle vurgulamak isterim: Bizler için hayatlarını feda edenlere bugün itibariyle en önemli vefa borcumuz, onların akıbetlerinin açıklığa kavuşması için talepkar olmaktır. Katiller o kadar korktular ki, belli bir yerleri olmasın diye onların cesetlerini yaktılar. Bu durum resmi belgelerde şöyle anlatılıyor:

“Cesetler alınarak boş bir araziye (götürüldü ve) gaz dökülerek yakıldı. Kalan kırıntılar da çuvallara konularak Elazığ Merkez Tren İstasyonu ile Yolçatı Tren İstasyonu arasında çukur kazılarak defnedildi. Gömülen yerin haritası ve tutanakları, trendeki konuşmalar, ses kaydı ile birlikte harita ile, İhsan Sabri beye teslim edildi. İş bu rapor iki nüsha hazırlanmış, 1.Nüshası Başvekalet, bir nüshası İhsan Sabri beye teslim edilmiştir...”

Bizler Seyit Rıza ve arkadaşlarının nereye gömüldüklerini bilmiyoruz. Tıpkı Şeyh Said ve arkadaşlarının nerede olduğunu bilmediğimiz gibi. Fakat yukardaki pasajdan, resmi evraklara başvurulması halinde rahatlıkla tespit edileceği anlaşılıyor. Bizler, her yerde ve her zaman, şehitlerimizin nereye gömüldüklerini sormalı ve mezar yerlerinin bir an önce açıklanması için talepker olmalıyız. Bunu yaparsak, kendi davamızın ısrarlı takipçileri olduğumuzu da ortaya koymuş oluruz.

Katıldığınız için hepinize tekrar teşekkür ediyorum. 

Bu yazı toplam 1588 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.