Abdürrahim Gümüştekin

Abdürrahim Gümüştekin

Abdürrahim Gümüş
Yazarın Tüm Yazıları >

Kürtlerde Kanaat Önderi Olma

A+A-

                  

            Galiba yeterince bilinmiyordu, ama kişiliği, dünya görüşü ve duruşuyla yerelliği çok aşmış renkli bir Kürt simasını daha Varto’nun Anér Köyünde toprağa verdik! Toprak incitmesin onu! 

         Refik Akhan’dan söz ediyorum, evet.

         Refik Bey, Muş’ta Ali Ağa Ailesi olarak bilinen bir kimlikten geliyordu. Sertif Ağa’nın oğlu olur, klasik deyimle.     

Ali Ağa ailesi, Kürtler arasında (yaşadığı çevrede) ayrıcalıklı bir konuma sahipti. Anlayacağınız ağalıktan mütevellitti bu konum. Ama aynı aile devlet baskısından sıyrılamayacaktı, çünkü etnik kimliğinden dolayı ezgin bir milletin yaşadığıpolitikkoşulları paylaşıyordu.Kürt tarihi biraz irdelenirse hemen hemen her Kürt aşiretinin yaşadığı pek çok trajik olaylara rastlanır.Cıbran aşireti,devlet nezdinde izlenmesi gereken aşiretlerden biriydi.

Refik Beyin Ataları, babasına dek hep ağalık düzeneği içinde yaşayagelmişlerdi. Haliyle O da,aynı düzenek içinde hayata gözlerini açacaktı…Eğitime köyünde başlamış, ilkokul diplomasını köy okulundan almış.Köyünde ortaokul olmadığı için Muş’ta ortaokula başlamış, ama mezun olmadan okulu terk etmiş,nedense artık…  

Neden olabilirdi ki? Zira Refik Akhan, bir Kürt olarak her Kürdün yaşadığı gerçeği paylaşıyordu. Dolayısıyla da hayatın her alanında farklı boyutlarda güçlüklerle karşılaşacaktı. Artık şans ona ne kadar gülebilirdi… Aksine hayat daha küçük yaşlarında onun omzuna yüklenecekti.  Artık o da, yaşadığı koşullar içinde ne yapabildiyse… İnsan, yalnızca okulda eğitilmez, hayatın deneyimleriyle de eğitilir. Negatif hayat, insanın pozitif düşünmesinin kıvılcımlarını da taşır. Pozitif düşünebilen insan, büyük olasılıkla hayatın akışına takılmaz, olumsuzluğa ve kötülüğe karşı müdahil bir duruş alır. 

Refik Akhan, gençlik yıllarından itibaren Kürt ulusal demokratik mücadelesinde yerini almış… Toplumda yurtsever olarak bilinirdi. Bana kalırsa o devrimci bir ulusalcıydı.

Çevrede sevilirdi, 11 Aralık 1977 yılında Yerel Seçimlerde Varto-Muş bağımsız İl Encümeni seçildi… Ne var ki 12 Eylül 1980’de ordu yönetime el koyduktan sonra pek çok Kürt aydını gibi Refik Akhan’da (Varto’da)gözaltına alındı, Muş’a getirildi, kırk gün işkence gördü. Uzun gözaltı sürecinden sonra tutuklanmadı, salındı,  ancak hiç rahat bırakılmadı, sürekli izlenmekteydi.Dolaysıyla onun için hayat giderek katlanılmaz hale gelmekteydi. Her şeye rağmen 1987 yılına kadar köyde yaşamaya dayandı, ama 1987 yılında tekrar gözaltına alındı, işkence gördü, kanunlara göre suç teşkil edecek bir şey yapmamıştı, yine salındı, fakat bu kez de karakola gidip imza vermesi istendi… Bu yetmedi köyde onun, yakınlarının ve diğer bazı köylülerin evlerini yaktılar. Bu yüzden Refik Bey, aile olarak göçmek zorunda kaldı, açıkçası bir biçimde tehcir edildi, memleketten göçtü, İstanbul’a yerleşti aile olarak.

Toprağından-köyünden koparılmıştı, dolayısıyla bütün ekonomik kaynaklarından uzaklaşmıştı. Ailesini nasıl geçindirecekti? Çocuklarını nasıl okutacaktı? Anlayacağınız geçim sıkıntısı yaşıyordu.Artık iş arayacaktı mecburen. Neyse ki bir iş bulabilmiş. Belediyenin ekmek fabrikasında işe başlamış ve emekli olana dek orada işe devam etmiş…

Bu arada oğlu Serhat, PKK’ye katılmış. Onu kırsala yollamışlar. Bir kış mevsiminde Erzurum kırsalında soğuktan donmuş, hastaneye götürüldükten sonra bir ayağı yarısına yakın, bir eli de parmak uçlarından kesilmiş… Yanı sıra aynı dönemde PKK’ye katılan yakın akrabalarının gençlerinden de hayatını yitirenler olmuş…

Öylece Refik Akhan’ın dertleri acıları başından aşkın hale gelmişti… Onunki öylesine acı ve keder dolu bir hayattı işte.

EzcümleRefik Beyin öyküsü, trajedi ve drama çevrildi… Ama O, zorbalığa baş eğmedi, zulme karşı mücadeleden hiç geri kalmadı, muhannete muhtaç olmadı, geçimini yaptı, çocuklarını da okutmaya çalıştı, alnı açık, başı dik olarak yaşadı. Üstelik hayatla dalga bile geçiyordu.

Evet, her şeye rağmen hayatı normal karşılayabiliyordu, ancak espriliyi ve yumuşak huyuna-karakterine rağmen gergin bir belleğe sahip olduğu hissedilirdi. Hele yakın tarihte yaşadıklarından ve yitirdiği canlarından söz ederken yüz hatları iyice gerilirdi, içindeki ahı dışa vururken hayli üzülürdü. Kürtlerin içinde bulunduğu durumdan dolayı mutsuzluk hissettiği de belli oluyordu.

Yanı sıra Refik Akhan’ın başka özellik ve maharetleri de vardı.Kürt Tarihi’nden bihaber değildi. Sol kültüre de yabancı değildi, çok uzak sayılmazdı aslında, çünkü Seküler bir düşünce yapısı vardı, adalet, eşitlik, demokrasi ve özgürlük kavramlarına pozitif bakardı. İnsan hakları savunucusuydu. 

Aile geleneğinden edindiği yetenekleri de kayda değerdi. Mesela kız kaçırmalardan tutun arazi-arsa sınırları sorunlarına, değişik nedenlerden çıkan kavgalarda ve kan davalarında büyük ustalıkla sulh yapardı, düşmanları barıştırır ve öylece kan dökülmeleri önlerdi.            

            Refik Akhan, İstanbul’da yaşamaktaydı, yazları köyüne gelirdi. Köyünde gömülmek istemesi, yalnızca ebedi uykusunu öz toprağının yumuşaklığında uyuma isteğinden değil, aynı zamanda toprak altında uyuyan canların topraklarını koruduğu inancındandı. Çünkü mazlum halklar, topraklarını yalnızca kanlarıyla değil, aynı zamanda toprağa gömülen naaşlarıyla bile korurlar.Zaten toprağın gerçek sahipleri arkeoloji kazılarından elde edilen verilerden çıkarılıyor artık. Ne devlet veya devletlerarası politikalar ne de ordular bu gerçeği saklayamaz, zapt edemez artık. Alloktonlar, işgal ettikleri topraklara diktikleri tabelalarda yaşayabilir, ama otoktonlar toprağın sinesinde mevcut olan cevherlerden beslenerek varlıklarını sürdürür.

 

7 Kasım 2022/Muş

Abdürrahim Gümüştekin

        

Bu yazı toplam 712 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.