Mehmet Gül

Mehmet Gül

Yazarın Tüm Yazıları >

Bu şartlar altında “Ulusal İttifak” mümkün mü?

A+A-

Son günlerde yeniden tartıştığımız “ulusal ittifak” gibi önemli bir konuyu yukarıdaki soru çerçevesinde ele almazsak daha çok tartışırız. Kabul etmeliyiz ki, bu türden önemli girişimlerin zamansız bir şekilde gündeme getirilmesi, sadece önerinin akamete uğramasına neden olmaz, aynı zamanda yeterince güçlü olmayan güven ilişkisini de büyük ölçüde sarsar.  

Meselenin bilincinde ve gerçek durumun farkında olanlar, oldukça önemli olan bu konunun böylesine “amiyane bir şekilde, alışılmadık bir üslup ve öneriye içkin sorumluluğun altından kalkamayacak birileri” tarafından gündeme getirilmesini zaten “yeterince ciddiyetten uzak ve gerçekleşme şansı olmayan bir öneri” olarak tespit etmişlerdi. 

Sorun sadece bu değil; ciddiye alınması gereken esas sorun, konuya vakıf olmayan, dışarıdan bakan ve gerçek anlamda halkımızın ihtiyaç duyduğu “birlikte mücadele etmek” için gerekli şartların hazırlanmasını yürekten isteyenlerin haklı olarak yaşadıkları hayal kırıklığıdır. Bu arkadaşlarımız, içinde bulunduğumuz şartlarda Kürt milletinin birlikte mücadele için ihtiyaç duyduğu örgütlenmelerin oluşturulmasını istemekte sonuna kadar haklıdırlar; biz de aynı şeyleri istiyoruz ve belirtmek gerekir ki, en küçük bir imkânı bu doğrultuda kullanabilir miyiz diye “gereğinden fazla” çaba harcıyoruz. 

Fakat üzülerek belirtmek durumundayım ki, sarf ettiğimiz enerji, kat ettiğimiz mesafeye değmiyor. Daha acısı, gerçek anlamda ulusal menfaatler için birlikte çalışmak adına gösterdiğimiz gayretin olumlu sonuçlanacağına ilişkin umudumuz her defasında biraz daha azalıyor. Çünkü tartışıp geride bıraktığımız “ulusal ittifak” önerisi, gerçek anlamda bir öneriden çok, birileri arasında çoktan kotarılmış ve milli taleplerden uzak, günün siyasal ihtiyaçlarına göre tedavüle sürülen bütünüyle göstermelik bir öneriydi. Birileri, evvela, “ulusal ittifak”  kurmak için toplanıyor, bizleri de daha sonraki toplantılarına “gözlemci” olarak davet ediyorlar. Biz henüz bu önerilerine cevap vermeden, bizi ‘’gözlemci’’ olarak böyle bir toplantıya çağırmanın ne kadar abes olduğunun farkına varmış olacaklar ki,  bizzat partimizi ziyaret ederek bu kez de “birlikte ulusal ittifak kurmayı” öneriyorlar. Bütün her şey bundan ibaret.

Eğer birilerinin amacı, Kürt milletine, “ne yaparsak yapalım bu ‘ulusal ittifak’ gerçekleşmez” mesajı vermekse, kabul etmek gerekir ki, başarılı olduklarını rahatlıkla söyleyebiliriz. Gerçek anlamda “birlikte mücadele ihtiyacı” hasıl olduğu her defasında bu türden “güvensizlik telkin eden” birtakım girişimler boy veriyor ve halkımızın umut bağladığı “ulusal birlikte mücadele” ihtiyacı yeniden berhava oluyor. Olan budur.  

Tanım:

Bütün bu olumsuzluklardan kurtulmak, ne aradığımızı bilmek için yapmamız gereken, ne istediğimizi daha başlarken tanımlamaktır. Biz ne istiyoruz? İstediğimiz nasıl bir şeydir? 

Parti olarak biz, kuruluşumuzdan itibaren, dünya deneylerine bakarak şunları bilince çıkardık: Milli kurtuluş, belli bir ideolojik ya da sınıfsal örgütün tek başına mücadelesiyle başarıya ulaşmıyor. Başarıya ulaşmış bütün deneyler bunu gösteriyor. Millet, sahip olduğu farklılıklara rağmen, kendi milli talepleri etrafında kendisi olarak örgütlenmeden, amacına ulaşamıyor. 

Bizim ülkemizde bu durum daha bir başat konumdadır. Farklı toplumsal sınıflara, tabakalara, ideolojilere, dinlere, mezheplere ve etnik yapılara sahibiz. Kürdistan, Kürtlerle birlikte birçok etnik ve dinsel grubun ülkesidir. Kürdistan’ın hangi parçasına bakarsak bakalım, bu realiteyi görürüz. Mevcut durumda siyasal faaliyet yürüten yapıların “gerekliliğini” tartışmıyoruz; olan durum budur ve bize düşen bu “verili durum” çerçevesinde bir çözüm bulmaktır. 

Temel yaklaşımımız şudur: Birbirine yakın olanlar birleşmeli; birleşemeyenler ittifak yapmalı; ittifak yapamayanlar diyalog içinde olmalı; diyalog içinde olmayanlar ise birbirine düşmanlık yapmamalıdırlar. 

Bu şiarın kendisi bile, milli mücadeleden ne anladığımızı anlatmak için yeterlidir. Bu nedenle biz, “milli mücadele” dediğimiz zaman, bu “verili durumda siyasal mücadele yürüten siyasal yapıların, ulusal talepler üzerinde yükselen birlikte mücadelesini” kastediyoruz.

İki parametre var bu tanımda: güçlerin milli olması ve milli olan bu güçlerin milli talepler etrafında bir araya gelerek ortak mücadele yürütmesi… Kürtlerin millet olarak, Kürdistan’ın ülke olarak  varlığının ve milli değerlerinin kabulü ile Kürdistan’da siyasi bir statüyü benimsemek  milli taleplerin temel taşlarıdır.

Bu tanıma ilave edilebilecek bir ayrıntıyı belirtmek gerekirse; bu “ulusal ittifak”, belli bir taktik dönemle sınırlı olabileceği gibi, belli bir stratejik dönemi de kapsayabilir. Var olan güçler, örneğin, seçimlere “ittifak” ederek girebilir ve seçimlerin ardından kendi siyasal bünyelerine dönebilirler. Bu “kısa vadeli taktik bir ittifaktır”. Fakat ulusal güçlerin temsil kabiliyetini artırmak için “ulusal talepler etrafında ortak bir seçim programı” ile seçimlere girebilirler. Diğeri, sadece seçimlerde değil, seçimler de dahil, belli ulusal güçlerin, “belli ulusal taleplerin elde edilmesi için bir araya gelerek kurdukları ortak bir başka örgütün çatısı altında belli bir dönemi kapsayan” mücadele birliği olabilir. Her ikisi de “ulusal ittifak” içinde değerlendirilir; nitelik olarak aynıdır, farklı olan, biçim ve hedeflerinin kapsamıdır.  Elbette ki ‘’seçim ittifakı’’ ulusal güçler ile ‘’’Türkiyeli’’ güçler arasında milli, demokratik belli prensiplerimizin kabulü temelinde de yapılabilir.

Güçlerin durumu ve talepler:

Bizim somutumuzda durumun farklı olduğu biliniyor. Ne gelen “ulusal ittifak” önerisi bu türden bir öneridir ne de bu “ittifak” içinde yer alması muhtemel güçlerin niteliği ve ihtiyaçları “aynı kategoride” değerlendirmeye elverişlidir. Her bir siyasal parti/örgüt/hareket ya da dernek, farklı niteliklere ve ihtiyaçlara sahiptir ve bu nedenle de bir araya gelmeleri, belli talepler etrafında birlikte mücadele etmek için yeni bir örgüt kurmaları sanıldığı kadar ‘kolay’ değildir. Bunu kolay göstermek, gerçekleşmiyor oluşunu ‘verili şartlara, farklı talep ve ihtiyaçlara’ değil de belli birilerinin ‘art niyet’ine bağlamak, en hafif tabirle, ‘siyasal istismardır’.  Birilerinin yaptığı da bundan başka bir şey değildir.

Mevcut güçler itibariyle durum şudur: Güçlerin bir kısmı, siyasal mücadele bakımından işgal ettikleri yer itibariyle, ittifak kurmak istedikleri güçlerin konumuyla tezat teşkil eden güçlerden esinlenmektedir. Açık bir mücadele yürütmektedirler fakat kendilerini angaje saydıkları güç, illegal mücadele alanını ve farklı bir mücadele tarzını benimsemiş durumdadır. Bu durumun kendisi, mevcut şartlar altında inşa edilmesi düşünülen “ulusal ittifak” kavramına aykırıdır. İki farklı alanda ve farklı yöntemlerle mücadele eden güçler arasında ulusal bağlar olabilir fakat “ulusal ittifak” olması eşyanın tabiatına aykırıdır. Bu şartlar altında bu yapıdan “ulusal ittifak” çıkarmak mümkün değildir. Çıksa bile bu yapının pratikte işlemesi mümkün değildir. Üstelik birinin diğerine tabii olması sorunu daha bir karmaşık hale getirmektedir.

Güçler itibariyle ikinci bir mesele, siyasal yapılardan kimisinin belirlemiş olduğu siyasal faaliyet alanıdır. Bu siyaset alanı ile bizim siyasal faaliyet alanımız oldukça farklıdır. Bu türden yapılarla şartlara bağlı olarak “ittifak” kurulabilir fakat bu ittifak “ulusal ittifak” olmaz. Çünkü her bir tarafın belirlemiş olduğu siyasal hedefler farklıdır ve bu siyasal fark, pratik alanda farklı konumlanmayı gerektirmektedir. Örneğin, temel faaliyet alanı ve amacı Türkiye’nin demokratikleştirilmesi olan bir yapı ile esas amacı, her türden demokratik talepler için mücadeleyi yadsımamak kaydıyla, Kürt halkının milli taleplerini eşitlik temelinde çözmeyi amaçlayan yapılar arasında “ulusal ittifak” olamaz.

Dahası var; hedefleri, alanı ve siyasal mücadele tarzı itibariyle zaten farklı olan güçler dışında, “Ulusal İttifak” içinde yer alacağı belirtilen “10 parti, hareket, grup ve demokratik kitle kuruluşu” ibaresi de yeterince sorunlu bir ibaredir. “Ulusal İttifak”, adı üzerinde, “ulusal güçler” arasında gerçekleşen bir mücadele platformudur. Bu, önsel olarak, “ulusal talepler etrafında örgütlenmiş, karar mekanizmalarına ve mücadele örgütlerine sahip siyasal yapıları” gerektirir. Bu vasıflardan yoksun oluşumlarla kurulacak “ittifak”, “ulusal ittifak” olarak değerlendirilemez. Kuşkusuz bu türden yapılar da Ulusal İttifaka dahil edilebilirler fakat “Ulusal İttifak”ın kurucu unsuru olmak ayrı, onunla birlikte çalışmak ve çalışma biçimine göre bir örgütlenme oluşturmak ayrı bir konudur. İkisini birbirine karıştırmak varılmak istenen yere hizmet etmez. Siyasal yapılar kuşkusuz bu ittifakın yapı taşlarıdır fakat ilişik örgütler ve “belli bir karar mekanizmasından ve mücadele örgütünden yoksun” oluşumlar, “ulusal ittifak” gibi önemli ve ciddi bir kurumun yapı taşı olamazlar. Açık ki ilişik örgütler, dernekler, belli bir örgütlülükten yoksun “hareketler” bu kategoriye giremezler.

Bu türden örgütlenmeleri çıkardığımızda geriye, “ulusal ittifakta yer alabilecek siyasal örgütler” kalır ki, bunların da bir kısmında “bir siyasal harekette var olması gereken bağımsız irade” yoktur. Esas olarak illegal olan ve buna göre bir mücadele tarzı benimseyen yapıya göre konumlanan bu yapılar, ister istemez bağlı oldukları ana yapının ihtiyaçlarına göre hareket ederler ve bu mücadele tarzından farklı bir alanda konumlanan güçlerle uyum sağlamaları beklenmemelidir. Bu tabloya bir de ‘’... hareket, demokratik kitle kuruluşu, ilişkili örgütler” eklendiğinde, ne türden bir “ulusal ittifak”la yüz yüze geleceğimiz kendiliğinden anlaşılır.

Geriye kalan bir diğer kesim ise, yerel seçim sürecinde yaşadığı türbülans nedeniyle bütünüyle dağılmış, kişisel önceliklerini siyasal prensiplere tercih etmiş yöneticilerin egemenliği altında, kurumsal olarak belli bir siyasal kimliği temsil etmekten uzak, ciddi tartışma ve protestolara sahne olmuş durumdadırlar. Bu şartlar altında ve bu güçlerle “ulusal ittifak” gibi önemli bir angajmana girmenin yaratacağı sorun da ortadadır. Kuşkusuz bu güçlerle “ulusal ittifak kurmanın imkânı yoktur” demiyorum fakat ‘bu şartlar altında’ ve ‘bu siyasal konumlanış ve ihtiyaçlarla’, ne yazık ki yoktur, kurulsa bile pratikte işlemesi mümkün değildir; çünkü belli kesimlerin bu ittifakın alacağı kararlara uyması ancak farklı güçlerin ihtiyaçlarıyla uyum arz ederse mümkündür, aksi durumda birlikte faaliyet örgütlemek ve hayata geçirmek için gerekli olan ‘bağımsız irade’ de yoktur. 

Güven:

“Ulusal İttifak” için gerekli olan şartlardan bir diğeri de, hiç kuşku yok ki, “pratik mücadele içinde edinilmiş güvendir”. Bizim şartlarda her şeyden daha önemli olan bu sübjektif faktör, pratik mücadele içinde edinilmeyi gerektirdiği için, ‘belli talepler üzerinde anlaşmaktan’ daha önemlidir.

Bu faktörün tesisi için muhtelif girişimlerde bulunduk. Gerek iş birliği bazında gerekse taktik bazda birtakım denemelerimiz oldu. Ne yazık ki burada ‘güven’ adına anmaya değer bir pratikten söz edemiyoruz. Tam tersine, her türlü iyi niyetli girişimimiz büyük bir istismarla karşılandı. Ortak milli tutum adına belli bir konuda aynı bildirinin altına imza atmanın dahi büyük bir soruna dönüşebildiğini gördük. Kerkük meselesi ve Bağımsızlık Referandumu süreci gibi önemli milli günlerde bile bu kesimlerle ortak bir dil kullanmak mümkün olmamıştır. En açık örnek 7 Haziran Seçim sürecidir. Kamuoyunun gözleri önünde cereyan eden bu görüşme süreci, bizler tarafından asla dile getirilmemiş bir takım ‘yanlış beyanlar’ üzerinden sonlandırıldı. Belirtmek gerekir ki, söz konusu dönemde açıklığa kavuşturulması gereken birtakım görüşmelerde gündeme getirilmiş sorular hala cevapsızdır. Siyasal muhataplarımız, ne yazık ki, başlatmış oldukları görüşme sürecini, bir siyasal hareketin tutumuna yakışır şekilde sonuçlandırmayı bilmemiş, ‘dışarıdan birilerinin talimatı’ karşısında ‘koşulsuz itaat’ dışında bir tavır sergileyememişlerdir. 

Peki, ne yapmalı? 

Kuşkusuz umutsuz değiliz; Kürt milleti, ihtiyaç duyduğu mücadele örgütlerini mutlaka yaratır. Güneybatının işgali sürecinde Kürt milleti ne yapması gerektiğini kimseye sormadan ortaya koyabildi. Aynı tutumu Kobani’de, Kerkük’te, Bağımsızlık Referandumu’nda, Afrin’de de gördük. Umut verici gösterge, halkın bu bilinçli tepkisidir.  Ciddi bir milli bilinçten söz ediyorum; Kürt milleti, artık, milli hassasiyetle hareket edebilecek bir aşamaya ulaşmıştır ve gün geçtikçe bu bilinç daha bir kristalize oluyor. Bu milli duruşun Dünyadaki yankısı da gecikmedi ve giderek güçlenecek. 

Fakat Kuzey bakımından durum yukarda arz ettiğim gibidir. Mevcut şartlar altında siyasal düzlemde bir “ulusal ittifak” kurmak için koşullar henüz olgunlaşmış değil. Bu şartlara aldırmadan gerek içerik ve gerekse biçim olarak ‘siyasal teamüllere aykırı”, güven vermekten uzak, bütünüyle günlük siyasal çıkarlar adına gündeme getirilen “ulusal ittifak” önerisi, içi boşaltılmış bir şekilde gündemde tutulmak istenmektedir. Ancak şu anlaşılmış oldu ki, ulusal ittifak, paşa gönlümüz istiyor diye tedavüle çıkarıp geri çekeceğimiz, istismara açık bir siyasal manevra alanı değildir. Kürt milleti için oldukça önemli olan ulusal birlikte mücadelenin araç ve yöntemleri, bu türden hesapsız ve yanlış yöntemlerle gündeme getirilirse arzulanan amaca hizmet etmez.  Umarız bundan sonraki girişimler, gerçek muhataplar üzerinden milli talepler ekseninde gerçekleşir ve Kürt milleti hayal ettiği ulusal birlikte mücadelenin araçlarına kavuşmuş olur.   

Bilmeliyiz ki, artık “ulusal ittifak” konulu bir görüşme, eskisine göre daha zordur fakat sağlıklı temeller üzerinde yeniden yükselmesi için yapılması gerekenler de yok değildir; bunların başında, ‘’ulusal nitelikle siyasal güçlerin’’ birlikte iş yaparak karşılıklı güven duygusunu arttırmaları gelmektedir.

HDP  ‘’Türkiyeli parti ‘’kimliğiyle‘’ ulusal ittifak’’ın bir bileşeni olamayacağını kabul etmelidir; fakat Kürtlerin taleplerini sahiplendikçe ve güven ilişkilerini tamir ettikçe,‘’Türkiyeli parti ‘’ olarak kendisiyle diyalog ve işbirliğine dayalı bir ilişkinin pek ala mümkün olacağını da görebilmelidir.

Başta sorduğumuz soruya dönecek olursak: Bu şartlar altında “Ulusal İttifak” ne yazık ki mümkün değildir. Siyasal güçler arasındaki farklı ihtiyaç ve talepler, henüz güncel hale gelmemiş olan bu örgütlenme ve mücadele biçiminin hayata geçirilmesi önünde ciddi birer engeldirler. Verili şartlar altında yapılması gereken, ‘’ulusal demokratik’’ güçlerin ‘’ulusal ittifakı’’ yerine, bu niteliklere sahip siyasal güçler arasında ulusal, demokratik işbirliği, güven ilişkisini pekiştirmek amacıyla birlikte çalışma alan ve faaliyetlerini artırmaktır. Bu çalışma tarzı hem daha makul hem de daha mümkündür. Düşünülen “Ulusal İttifak”ın zemini de ancak bu türden çalışmalar neticesinde oluşturulabilir.

09.12.2019

 

Bu yazı toplam 983 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.