Diyar Budak

Diyar Budak

Yazarın Tüm Yazıları >

ABD’NİN AFGANİSTAN VE KÜRDİSTAN SİYASETİNİN BENZERLİGİ. !

A+A-

Afganistan’da gelen son manzaralar hepimize insan olma sorumluluğunu hatırlatmaktadır. Toplu kaçışlar, sınırlarda birikenler, insan yığınları, uçaktan düşme manzaraları, kadın  ve çocukların çaresiz bakışları… İslam giyimli saçı sakalı birbirine karışmış baş kesici haydutlar.

Bu barbar yaratıklara karşı değerleri savunduğunu söyleyen büyük yalancı devletler çamur siyasetleri geç te olsa kendileri tarafından anlaşılmıştır.

İnsanlık Kürdistan ve Afganistan  konusunda bencillik çukurunda debelenmeye devam ederken, karanlık bir girdaba doğru itilmektedir.

 Biz Kürdlerin de yakın zamanda Rojava’da şahidi olduğumuz bu görsellerin hiçte yabancısı değiliz. Bugün aynı durumun tekrar etmesi halinde, sömürgeci devletlerin girip darmadağın edeceklerine kuşku yoktur. Hesabımızı ona göre yapmalıyız. ABD Kürdistan’da ebedi değildir.

 1988 yılında Saddam’ın pervasızca Halepçe katliamı. Körfez savaşı döneminde kimyasal silah kullanma gücü ve yaydığı kırım ve korku politikası sonucu yüz binlerce sivil yerleşim yerlerini terk edip dağlarına sığındılar.

Telef olan binlerce çoluk, çocuk ve yaşlıların TV kanallarındaki figan görüntüleri halen canlılığını korumaktadır.

 Sonrası TC  destekli IŞİD saldırıları, Sincar, Kobani, Afrin, Kerkük, hendek manzaraları akılımızda gitmiş değildir.

 Sürece bakıldığında, biz Kürd ve Afgan halkının oldukça  benzerliklerinin  olduğunu görmekteyiz.

Biz iki halkın örgütlü güçleri olarak, geçmiş hata ve eksikliklerden sonuç ve ders çıkarma, ele geçen imkanları fırsata çevirme, kendi ulusal birliğimizi oluşturmak konusunda özürlü olduğumuz bir hâkikattir. İktidar  imkanı oluşunca da, geçmişi erken unutma ve elde edilen imkanları, ulusal amaçlarından ziyade kendi aile ve partililer ile paylaşma veya kötüye kullanma konusunda ulusal bir ihanetin seyircileri durumundayız. Fırsatları iyi kollama ve avantaja çevirme konusunda Afgan parti ve örgütlerinden daha aptal ve geri olan Kürd örgütleridir.

Yıllardır Afgan halkının idarecileri ellerine düşen her türlü imkanı kötü kullanarak, kendi halklarına  iyi bir gelecek, özgür bir ülke kurmayı, NATO ve batılı devletlerin  arzuladıkları bir devletin de  gerisinde ve gölgesinde  talepler isteyerek akla ziyan davranmaya devam etmektedirler.

İslami ve dini referans alan çağdışı  bir toplum yaratmak için mücadele etmek ahmaklık değil de nedir?

Bugün de  Afgan halkı, Kürd halkı gibi kendi örgüt ve siyasetçilerinin politik ihanetlerinin kurbanı olmaktadır. Bu durum 20 yıldan beri Irak devletine verilen askeri  destek ve yardıma karşılık, Işid'in Musul saldırısı sırasında elbiselerini bile  giymeden kaçan otuz bin  Arap askerlerinin durumuna benzemektedir. Üç yüz bine varan Afgan ulusal askerlerinin teslimiyeti  ve Başkanlarının helikopterleri para ile doldurup kaçması her şeyi açıklamaktadır. Bazı parti ve yöneticiler için, özgürlük meta ile değiştirilmektedir.

Son birkaç günde gördüğümüz çekilme ve sonrası güç dengesinin yeniden değişmesi  uluslaşmak ,devlet sahibi olmak isteyen her halk ve onların partilerinin alacakları   çokça dersler vardır.  Bedeli kendiniz doğru ödediğiniz  sürece sizin  hak sahibi olmanızı kimse engelleyemez. Karşınızda Rusya veya ABD  gibi büyük devletler olsada…

 Büyük güçler zenginlik, çıkar, sermaye ve kâr elde etmek için savaşırlar.

Hem Sovyet sosyalist cumhuriyeti’nin,10 yıl boyunca “ dostça işgal ve destek amaçlı” müdahalesi, hem de 20 yıllık  ABD’nin Afganistan  çıkarması sorunları çözemeyip giderek ağırlaştırmıştır.

Şu anda büyük güçler üzerine iktidar olmasını  anlaştıkları tarafın Taliban olduğuna kuşku yoktur.

Müslüman bir coğrafyada afyonlanmış bir milletin kaos halinin devamı ,hem bölge devletleri için pimi çekilmiş bir bomba hem de gerekçesi  her zaman hazır müdahaleye ev sahipliği yapmasıdır.

 İran ve Türkiye için iyi bir uğraş olmaya devam edecektir.

Aynı zamanda hevesini almak isteyen diğer ”büyük” devletler de  kapı aralanmıştır.

Bu sonuca bakıp  Taliban güçlerinin  ABD’yi  yendiğini sanıp, bu “zaferi” kutlamak, solculuk adına İslam seviciliği yapanlardır.

Bu anlayış,Taliban, Molla ve İŞİD’i savunmak olduğu bilinmelidir.

Her faşist rejim gibi, şeriat rejimi de kötü ve katliamcıdır.

 

 El Qaide, Işid, Hizbullah, Müslüman Kardeşler, Boko Haram ve diğer İslamcı  örgütüler gibi halkın mevcut  olan insani haklarını bile  gasp ederek, tarihin tekerleğini geriye, orta çağa doğru çevirmek bir akıl hastalığıdır. Ayrıca batı medeniyeti, İslam dinini bu örgütlerin şahsında görmek istemeleri bir amaçtır.

İslamcı örgütlerin girdiği bu yoğun savaş ve katliamlar başta en büyük güçlerin hizmetinde oldukları unutulmamalıdır. Afganistan’da  ABD  güçlerinin çekilmesi ile Rojava’da Trump’ın ani çekilme kararı arasında bir fark yoktur. Joe Biden ve Trump anlayışta ve menfaatlerinde kardeş oldukları unutulmamalıdır.  Biden, KÜRD halkına özgürlük getiremez. “Biz Afganistan’da ulusun veya  merkezi bir demokrasinin inşası için  gitmedik” demesi oldukça niyetini net olarak açıklamaktadır.

Bunların kendi çıkarları dışında, hiç bir etik, ahlaki, insani değerlerinin olmadığını tekrar tekrar göstermektedir. Biz bunu 75  Barzan yenilgisinde, satılan AFRİN ve işgal edilen Kerkük’te bilmekteyiz.

Bazen koşul ve çıkarların  bizi yan yana getirdiği durumlarda onların güç, silah ve diplomatik desteklerini ret edeceğimiz anlamı çıkarılmamalıdır.

Rojava ve Afganistan’da çekilmenin iki hali de  ABD’nin maksad ve amaçlarına hizmet etmektedir.

Sol siyaset, konu  ABD veya batı devletlerine karşı mücadele olunca, onlara karşı olan her kimse, faşistte olsalar desteklemeleri ilginçtir. Bazen bu saplantı İslamcı ve solcu örgütleri aynı kapıya çıkmaktadır. Emperyalistlere karşı sermayenin en azgın ırkçıları olan faşist Işid, Taliban ve diğerlerini desteklemek gibi.

79’da İran da kanlı şah rejiminin  yıkılması ile yeni bir süreç girilmişti. Fransa’da  sürgünde olan İslamcı ve dini lider Hümeyni’nin dönmesi ile iktidar kapısı açılmıştı. İran Komünist Partisi başta olmak üzere birçok örgüt anti-emperyalistlik adına Humeyni desteklenmişti. İran Kürdistan’ı diye bildiğimiz Rojhelat bu fırsata yararlanıp özgürlüğü için ayağa kalktı. İran geçmişte olduğu gibi  bugün de Kürd halkına  İslam’ın cehennem anlayışını yaşatmaktadır.

 İran’da faaliyet yürüten, başta  TÜDEH olmak üzere, bir çok sol partiler, Humeyni ile aynı ağzı kullanıp Kasımlo hareketini, emperyalizme hizmet ve bölücülükle suçlamışlardı.  Bu anti Kürd politikalarına  rağmen yalakalıkları, partilerinin kapatılmasına, binlerce kadrolarının hapis ve işkenceden geçmesine engel olamamıştı. Tarih Kürd siyasetçilerinin politik duruşlarının  haklı olduğunun ispatı ile doludur.

Humeyni geldikten kısa bir süre sonra İslami hükümler devreye girmiş, binlerce yıllık tarih ve kültüre sahip bu halk kara çarşaf, sakal  ve caminin içine hapis edilmişti.

Ülkenin yeni sahibi konumunda olan tek şahıs İmam Humeyni ve ekibiydi. Tahran’ın sokakları tek renk olan kara çarşaflı kadınlar ve cübbeli Ahmet gibileri  ile dolmuştu. İnsan hakları ve evrensel değerler giderek  küresel sermayenin ve tekellerinin gölgesinde kalmaktadır.

BM eski yaptırım ve müdahale gücü giderek azalmakta ve edilgen bir konum arz etmektedir.

Düşmana ekonomik zarar vermeyen bir politika bizi sadece onlardan yana asimle eder. Giderek onlara benzeriz.

 

Halkımızın mücadelesine öncülük yaptığını iddia eden partilerin, kendi aralarında güç birliği ve ortaklaşma yapmamak  büyük fırsatları kaçırdıkları gibi ulusal gaflet içindedirler. .

 Bu parti yöneticileri, halkımız  ve kendi  kadrolarını aldatarak ”kurtarıcı, peygamber” diye  sunulan kişilerin  aslında “şeytani” planlarının peşinde oldukları unutulmamalıdır. İnsana tapma, taşa tapma arasında bir fark  yoktur. Hatta taşa, insan eli değmediği sürece durduğu yerden hiç bir zararı ol.

 

Ulusal haklarımızı elde etmek, Kürd halkını bir statü sahibi yaparak özgürlüğüne kavuşturmak giderek zorlaşmaktadır.

Ağustos 2021

 

 

 

 

 

 

Bu yazı toplam 409 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar