Yeni feodalizm yolunda: Wagner isyanı

Yeni feodalizm yolunda: Wagner isyanı

.

A+A-

Ümit KIVANÇ

 

Neler biliyoruz?

Yevgeni Prigojin bir süredir birliklerine cephane verilmeyişinden yakınıyor. Bunun “düşmana karşı ihtiyaç”tan çok, şu anda kalkıştığı işe hazırlık için sürdürdüğü bir girişim olduğu anlaşılıyor. Kezâ ona istediği miktarda cephane verilmediği iddiasının da doğru, çünkü Rusya yönetiminin yaklaşan tehlikenin farkında olduğunu varsaymalıyız.

Prigojin’in Rusya savunma bakanı ve genelkurmay başkanıyla papaz olduğu, bu iki kişiyi (Sergey Şoygu ve Valeri Gerasimov) ortalıkta açıkça eleştirdiği, giderek suçladığı dünyanın mâlûmu. Ancak bu suçlamalar genellikle tembellik, işten anlamama, yanlış kararlar vs. gibi, hedef birliğini bozmayan, aynı safta savaşıyor olma konumunu sarsmayan, aksine, vatanseverlik yarışının icabı gibi kabul edilebilecek nitelikteydi. Sanki özel katliam şirketi patronunun “babam” diye bahsettiği Rusya diktatörüne yaranma çabasının, “onları alma beni al” çağrısının ifadesiydi.

Fakat şimdi gerçek acılarla dolu, savaşlı ölümlü televizyon dizisi birden yön değiştirdi, karakterler ve olay akışı bambaşka niteliğe büründü. Prigojin, tam da “baba”yı çıldırtacak bir yola saptı ve Rusya’nın Ukrayna’yı istilasının meşruiyetini sorgulamaya girişti. Buna sorgulama da denmez aslında, Prigojin, Ukrayna’ya taarruzu düpedüz, açgözlü Rusya egemenlerinin ihtiraslarının ürünü, üstelik yalanla dolanla meşrulaştırılmış bir işgal girişimi ilan etti. Yani Ukrayna Rusya’yı provoke falan etmemiş, aksine, yıllardır Ukrayna topraklarındaki Donbas bölgesini yağmalayan Rusya egemenleri daha fazlasını arzuladıkları için bu ülkenin gerikalanına da bir türlü doymayan gözlerini dikmişlerdi. Üstelik, açılan savaş son derece isabetsiz kararlarla, yanlış yunluş yürütülmüş, binlerce Rusya askerinin gereksiz yere can vermesine yolaçılmıştı.

Prigojin’in birdenbire hakikatin sesi haline gelmesi, onu dürüstlüğe, ahlâka, insancıllığa çağıran bir ilâhî dürtmenin eseri olmasa gerek. Cinayet, katliam şirketi kurup Suriye’de, Afrika’da -ve belki bilmediğimiz başka yerlerde-, devletlerin açıktan yapmak istemediği kirli işleri üstlenen, cezaevlerinden katilleri toplayıp maaş ve affedilme karşılığı üniforma, silah ve eğitim verip cinayet işleten, buna da acımasız bir zorbalık rejimi kurmaya çalışan “baba”nın çıkarlarını koruyacağı varsayımıyla imkân bulmuş bir ahlâksızın hakikatle falan ne işi olabilir?

Fakat bundan daha önemli soru, şüphesiz, bilemediniz yirmi-yirmi beş bin askeriyle Prigojin’in, ordusuyla, gizli servisleriyle, her türlü kötülüğe gönüllü Çeçen çetebaşı Kadirov ve adamlarıyla savunulacak Vladimir Putin’e karşı bu intihar eylemine nasıl kalkışabildiği. Evet, Rostov’u ele geçirip Moskova’ya yürümeye koyulmak, “yolumuza çıkarsanız sizi ‘tehdit’ sayar ve imha ederiz!” diye Rusya ordusunu tehdit etmek, güvendiğiniz birtakım doğaüstü güçler falan yoksa, dümdüz ovanın ortasında çırılçıplak durup “gelin, beni bombalayın” demekten farksız ki. Buna karşılık, Wagner’cilerin şu ana kadar kat ettikleri yolu doğru dürüst dirençle karşılaşmadan, havadan bombalanmadan, vs. nasıl geride bıraktıkları da cevabını henüz alamadığımız soru. Rusya ordusunun büyük bölümüyle Ukrayna’da oluşu en azından bir genel sebep midir, bilemiyoruz. Tedbirler daha çok Moskova’da alınıyor gibi gözüküyor.

Prigojin’in, yirmi bin küsur silahlı eleman dışında güvendiği bir güç var mı? Harekete geçirebileceği ya da harekete geçmek için onun bu eylemini bekleyen birileri mi var? Rusya egemenleri arasında böylesine şiddetli bir altüst oluşu göze alabilecek bir rakip klik vardı da dünyada kimsenin haberi mi yoktu?

Birkaç saat öncesine kadar hepsine “yok, canım artık!” cevabı verebileceğimiz bu sorular şimdi basbayağı sorulabilir görünmeye başlıyor, çünkü Putin, olayı küçültmeye ve “hallederiz, merak etmeyin” tavrı takınmaya fırsat bulamadı, “ulusa sesleniş” konuşması yapmak zorunda kaldı. Ve kafadan, “vatana ihanet”e kalkışanların derhal en kesin-şiddetli şekilde cezalandırılacağını söylemekle yetinmeyip, orduyu, gizli servisleri, ahaliyi âdetâ bu işten uzak durmaya çağırdı. Açıkçası, şaşırtıcı bir konuşmaydı. Hele şu anda olan biteni 1917’de, Rusya savaştayken askerî birliklerin isyan ederek belirleyici rol oynadığı Ekim Devrimi’ne benzetmesi, muhtemelen bizim anlamakta zorlandığımız, Rusya’da kimi nasıl etkileyeceğini kestiremediğimiz, ilginç bir tercihti.

Belki daha da ilginci, Putin Ekim Devrimi’ni -dolayısıyla Bolşevikleri- güncel vatana ihanetin -felakete yolaçmış- önceki örneği olarak ortaya sürüp lanetler ve bununla destek toplamayı umarken güncel hain Prigojin’in de can düşmanı Savunma Bakanı Şoygu’nun Kızıl Meydan’da asılıp Lenin’in mozolesinin yanında sergileneceğini ilan edişi.

Bunun özellikle bizim muhitimizde kimileri için güçlük yaratacağından endişe ediyorum. Çünkü Prigojin Lenin’e dil uzatır ve asacağı rakibini onun yanına yatıracağından sözederken, büyük anti-emperyalist Putin de şimdiki Rusya’nın neyse ki SSCB olmadığını, vaktiyle olmasını da ne büyük fecaat saydığını, Ekim Devrimi’nin vatana ihanetin daniskası olduğunu, Prigojin’in yaptığını bu devrimle kıyaslayarak dile getiriyor. Fakat sanırım anti-emperyalist Putin’i “burjuva devrimcisi” gibi bir şey, Prigojin’i de Ukrayna işbirlikçisi yani aslında CIA ajanı ilan ederek çözülür bu mesele.

Prigojin isyanını ve bağlı gelişmeleri izlerken, kritik bir gerçeği hatırda tutmakta yarar var: Kapitalizmin siyasî-askerî örgütlenmesi anlamında devletler düzeni dönüşüyor. Dünya ekonomisi ve kültürel hayatının bu muazzam tekleşme döneminde, ne kadar ikilemsi gözükürse gözüksün, bir tür modern feodalite eğilimi de usul usul ilerliyor. Ya da işte, gördüğümüz üzre, artık pek usul da değil. Yıllar önce Umberto Eco, bir felaket senaryosu eşliğinde, devletlerin tekelinde bulunan, yasaya bağlanmış düzenli silahlı güç bulundurma hak ve yetkisinin nasıl pekâlâ yeniden yerel egemenlere saçılabileceğini tasvir etmişti. “Özel savunma şirketleri” ya da “askerî müteahhitlik” gibi kavramlar, büyük çaplı silah imalatı dışında, “hukuk devleti” savunucularınca ağza kolayca alınabilir laflar değilken, gayet sıradan oluşumları ifade eder oldular. Aslında kulpu takılıp meşrulaştırılmış paralı asker organizasyonlarından sözedildiğini fark etmiyoruz bile. Kimin kimi hangi sebeple öldürmek istediğine takılmaksızın, parayı bastıran adına cinayet işleyen, katliam yapan ve fiilen hiçbir kayda kuyda tâbi olmayan silahlı adamları birileri örgütlüyor ve onlara engel olabilecek güce ve imkâna sahip egemenlerin, kodamanların çıkarına uyduğu sürece bu işten para kazanıyorlar. Egemenler de muhtemelen işlerine gelmediğinde onları safdışı edebileceklerine güvenip bu sistemi geliştirdikçe geliştiriyorlar. Fakat işte, bir yerde böylesine verimli, bereketli, her an kullanılabilir güç biriktiğinde, bu birikimin bir kaçınılmaz ürünü oluyor: O güç durduğu gibi durmuyor.

Meramımı olabilecek en kısa yoldan anlatmak için birkaç adım ileri sıçrayarak sorayım: Belki şu anda değil, ama azıcık daha ileride, Prigojin’in Wagner’i gibi bir isyancı kuvvete bir toprak parçasında egemenlik tahsis edilmesi imkânsız mıdır? Afrika’nın pek çok yerinde, Batı ülkeleri veya Rusya kökenli paralı asker firmaları, isteseler bazı yörelerde hakimiyet kurabilir ve kendilerini savunabilirler. Bugün olmaz gibi görünüyor, ama Rusya’nın derinliklerinde, hattâ Rusya-Ukrayna arasında biryerlerde, böyle özerk oluşumlar neden olmasın? Onların yardımıyla hükmedebilecek, görece daha güçlü ama gücü her şeye de yetmeyen birilerince uygun görülüp veya mecbur kalınıp desteklenirse?

Bu tür bir muhtemel feodalleşme -kendi yasasını koyan-uygulayan yerel egemenler düzeni- süreci, yaşadığımız bir küresel gelişmeyle uyumlu. Kapitalizmin güncel hali, hukuk devleti ve yasa-anayasa kavramlarını iğdiş etmekle, geçersiz kılmakla meşgûl. Elon Musk için yasa, Donald Trump için anayasa gibi kavramlar yok. Koskoca ABD Cumhuriyetçi Partisi, hernekadar bir ayağını henüz sürüyor görünse de tamamen anayasa ve yasa dışı bir yola saptı. Avrupa, ülkelerinin etrafına duvarlar çekip toplama kampları kurmanın eşiğinde, yönetimlerinde faşist yaklaşımların ve bizzat faşistlerin ağırlığı arttıkça artıyor. Yasasızlaşma, kurumsuzlaşma eğilimi mütemadiyen biryerlerden başını uzatıyor. Türkiye’nin de bu konuda dünyaya bir çeşit öncülük yapmakta olduğu mâlûm. “Türkiye Yüzyılı”, tam da manevî zırhla korunan denetimsiz-dengesiz başına buyruk yönetim devri için uygun paye olmaz mı?

Wagner -ya da SADAT- gibi olgular, sadece bazı tek adamların iktidar sürdürme araçları değil. Bunlar, sendikal dirençle dengelenen -gerçekte tekelci- piyasa rejimlerinin ortaya çıkardığı ulusal uzlaşma formüllerinin -anayasa, yasa, haklar, hukuk devleti- iptali ve dengesiz, denetimsiz, keyfî otoriter yönetimler aleyhine etkinlik kaybetmesinin önemli köşetaşları. Devletin şiddet tekeli başlıbaşına büyük mesele, insanlık açısından, evet. Ancak ulusal uzlaşma zeminlerine tâbi olmayan, tamamen “özelleştirilmiş” karar ve eyleme gücüne sahip silahlı birimler bambaşka düzeyde sorun. Belki Rusya kadar devâsâ bir ülkede, ordusu, gizli servisleri bu kadar yaygın ve köklü devlette bir özel paralı asker firması yönetimi devirip iktidarı ele geçiremeyebilir. Peki ya kendisiyle işbirliğine hazır, yoz ve zalim askerler bulmakta hiç zorlanmayacağı veya elindeki silahlar kendisininkilerden çok daha eski, eğitimi, disiplini zayıf ordularla karşı karşıya geleceği Üçüncü Dünya’da?

Bu konuya kafa yormak zorundayız.

(Rusya’daki beklenmedik hadiseyi izlemeye çalışıyorum. Ancak henüz -saat 17.00 itibarıyla- Rusya uzmanı yorumcuların, akademisyenlerin bile ne olup bittiğine dair kayda değer laf edemediği aşamadayız.)

Kaynak: Gazete Duvar

 

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.