Celal Hoca Amed

Celal Hoca Amed

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Ulusal Kurtuluş mu, Toplumsal Enternasyonalizm mi? — Paradigmanın Çatlağında Gençlik, İhtiyarlar ve Entegrasyon

A+A-

Ulusal Kurtuluş mu, Toplumsal Enternasyonalizm mi? — Paradigmanın Çatlağında Gençlik, İhtiyarlar ve Entegrasyon

 

Toplumsalcılık mı, ulusal kurtuluşculuk mu?

Bu soru yalnızca teorik bir tercih değil; bir halkın hafızasıyla, yönüyle ve geleceğiyle ilgilidir. Tartışma kitap sayfalarında değil, kuşakların zihninde yaşanıyor. Bir yanda geçmişin tortusunu taşıyan ihtiyar akıl; diğer yanda dinamizmiyle yön arayan gençlik.

 

 

 

I. Karşıt Düşünce Geliştiren “İhtiyar Takımı”

 

Bu kesim çoğunlukla geçmişin kalıplarıyla konuşuyor. Dünyanın değişen dengelerini, yeni toplumsal hareketleri, kadın özgürlük çizgisini, ekolojik paradigmayı yeterince kavrayamıyor. Siyaseti hâlâ eski düşmanlık kodları üzerinden okuyor. Özellikle Abdullah Öcalan’a dönük kişisel karşıtlık üzerinden konum alıyor; meseleyi düşünsel zeminde değil, refleks düzeyinde ele alıyor.

 

Belirgin özellikleri şunlar:

• Kendi programını üretmeden, yalnızca karşıtlık üzerinden var olma.

• Kadın özgürlük tarihini küçümseyen ya da görmeyen bir bakış.

• Ulusal kurtuluşu dar ve klasik devletçi kalıba sıkıştırma.

• Diasporada yüksek sesle konuşup pratik zeminde sınırlı etki üretme.

 

Kendilerini “gerçekçi” sayıyorlar; fakat gerçekçilik alternatif üretmekle olur. Eğer alternatif; genç dinamizmi küçümsemek, yeni düşünsel arayışları toptan reddetmek ve liderlik hesapları yapmaksa, bu yenilenme değil, tekrar üretmektir.

 

Karl Marx bile düşüncenin donmasını değil, tarihsel koşullarla birlikte dönüşmesini savundu. Donmuş bilinç devrimci değil, nostaljiktir.

 

 

 

II. Gençliğin Dinamiği ve Sorgusu

 

Gençlik her iki tarafı da mesafeyle izliyor.

Entegrasyonu reddediyor.

İnkârı kabul etmiyor.

Aynı zamanda sorgusuz biat etmiyor.

 

Bağımsızlık fikri genç kuşakta güçlü. Dilin, kültürün ve kimliğin vazgeçilmezliğinin farkındalar. Fedai geleneğe saygı duyuyorlar ama romantik değil; gerçekçi. Eski gerontokrasiyi de sorgulanamaz liderlik anlayışını da mutlaklaştırmıyorlar.

 

Ancak burada temel soru şu:

Bu dinamizm stratejik akla dönüşebilecek mi?

 

Enerji var.

Netlik var.

Fakat örgütsel derinlik ve uluslararası denklemi okuyabilecek politik çerçeve üretilmezse, enerji dağılabilir.

 

 

 

III. Paradigmanın Kırılma Noktası: Entegrasyon mu, Tasfiye mi?

 

Asıl düğüm burada.

 

Abdullah Öcalan’ın geliştirdiği demokratik konfederalizm; başlangıçta ulus-devlet eleştirisi üzerinden yükseldi. Toplumu esas alan, yerel demokrasiyi önceleyen, komünal örgütlenmeyi savunan bir çerçeve sundu. Bu çerçevede özellikle Murray Bookchin’in yerel demokrasi ve konfederal ağ fikirleri belirgindir. Devlet yerine toplum; merkez yerine yerel meclisler; hiyerarşi yerine yatay örgütlenme…

 

Teorik olarak güçlü bir açılım.

 

Fakat benim işaret ettiğim kırılma şudur:

 

Ulus-devlet eleştirisi, zamanla ulusal özgürlük fikrinin aşındırılmasına mı dönüştü?

Toplumsal kurtuluş söylemi, ulusal hakikatin yerine mi ikame ediliyor?

 

Eğer;

• Ulusların kendi kaderini tayin hakkı “güncelliğini yitirmiş” ilan ediliyorsa,

• Dil ve kültür meselesi tali görülüyorsa,

• Sömürge gerçeği ikinci plana itiliyorsa,

• Bağımsızlık fikri “eski paradigmanın kalıntısı” olarak sunuluyorsa,

 

bu yalnızca teorik bir evrim değil; yön değişimidir.

 

Entegrasyon burada kilit kavramdır.

 

Entegrasyon, eşit iki öznenin özgür iradeyle buluşması değildir;

egemen yapının sınırları içinde yeniden tanımlanmaktır.

 

Eğer önerilen şey;

egemen ulusun siyasal çerçevesi içinde kalmak,

ulusal hafızayı folklor düzeyine indirgemek,

bağımsızlık perspektifini gündem dışı bırakmak ise,

 

bu toplumsal özgürlük değil; kontrollü uyumdur.

 

Karl Marx enternasyonalizmi savunurken dahi, ezilen ulusun özgürlüğünü devrimci sürecin ön koşulu olarak gördü. Ezilen çözülmeden birliğin gerçek olamayacağını vurguladı. Dolayısıyla enternasyonalizm; asimilasyon değildir.

 

Eleştirim nettir:

 

Toplumsal özgürlük, ulusal özgürlüğün alternatifi değildir.

Onun üzerinde yükselir.

 

Ulusal hakikati “aşılmış” ilan etmek;

entegrasyonu tarihsel zorunluluk gibi sunmak;

bağımsızlık fikrini marjinalleştirmek…

 

bunlar paradigmanın devrimci potansiyelini zayıflatır.

 

 

 

IV. İki Tehlike

 

Bugün iki tehlike var:

 

Erimek — entegrasyon adı altında kimliği çözmek.

Donmak — geçmişin kalıplarında geleceği aramak.

 

Gençlik, bu iki uç arasında yeni bir sentez üretmek zorunda.

Ne ulusal bilinci terk ederek toplumsalcılık;

ne de toplumsal dönüşümü ihmal eden dar milliyetçilik.

 

Ulusal özgürlük ile toplumsal özgürlük birbirini dışlamaz.

Biri geri çekildiğinde diğeri havada kalır.

 

Paradigmanın gerçek sınavı burada:

Ulusal hakikati derinleştirerek mi toplumsal özgürlüğe yürünecek,

yoksa toplumsal özgürlük adına ulusal hakikat geri mi çekilecek?

 

Tarih; ne eriyenleri ne de donanları yazar.

Tarih, yeni sentezi kurabilenleri yazar.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.