
Ulusal hakikat ile “demokratik ulus” arasındaki uçurum - Yaşar Bazencir*
.
Salih Müslim’in Açıklamaları Üzerine Bir Analiz
Yaşar Bazencir
Salih Müslim’in Arapça yayın yapan El Hadet kanalına verdiği son mülakat; Suriye’nin “kuzeyindeki” siyasi hattın, Kürt ulusal davasından ne denli uzaklaştığını ve "çatışmasızlık" adına nasıl bir kimliksizleşme sürecine girdiğini bir kez daha tescillemiştir. Müslim’in "Ayrı bir şey istemiyoruz, Suriye’nin birliğini savunuyoruz" nakaratı, yalnızca siyasi bir manevra değil, aynı zamanda Kürt halkının yüzyıllık bedellerle ördüğü statü talebinin üzerini örtme çabasıdır.
1. Statüsüzlük Bir Başarı Hikayesi Olabilir mi?
Müslim, Kürt sorununun "ayrılıkçılık" olarak sunulmasına karşı çıkarken aslında Kürtlerin en doğal hakkı olan kendi kaderini tayin etme (self-determinasyon) ilkesini reddetmektedir. Dünya üzerindeki her ulus gibi Kürtlerin de kendi sınırları ve bayrağı altında yaşama arzusu "ipe sapa gelmez" bir suçlama değil, en meşru haktır. Suriye’nin toprak bütünlüğünü Kürtlerin haklarından daha kutsal sayan bu yaklaşım, Erbil’de vücut bulan ulusal duruşun tam zıddı bir teslimiyeti temsil etmektedir.
2. “Halkların Kardeşliği” mi, Ulusal Kimliğin Tasfiyesi mi?
Öcalan’ın "Demokratik Ulus" paradigmasının Kürt-Arap çatışmasını önlediği iddiası, sahadaki gerçeklerle ne kadar örtüşmektedir? Eğer bir barış varsa bu, Kürtlerin kendi kimliklerinden feragat ederek "Suriyelilik" potasında erimesi pahasına mı sağlanmaktadır?
Paradoksal Durum: Kürt gençlerinin kanıyla özgürleştirilen topraklar, "demokratik hükümet" hayaliyle Şam rejiminin veya geniş Arap coğrafyasının siyasi insafına terk edilmektedir.
Tarihsel Hata: Bir halkın kurtuluşu, ancak o halkın ulusal haklarının anayasal güvenceye alınması ile mümkündür. Belirsiz “demokratik ulus” ve "halkların kardeşliği" söylemiyle Kürdistan halkının kurtuluşu mümkün değildir.
3. Geçmişin Gölgesi ve Rejimin Karakteri
Tarihsel Hafızayı Silme Çabası Salih Müslim’in Suriye’nin birliği ve demokratikleşmesi üzerine kurduğu pembe tablolar, ne yazık ki Kürt halkının kolektif hafızasındaki derin yaraları görmezden gelmektedir. On yıllar boyunca Kürtleri yabancı (ecnebi) ve kayıtsız ilan eden, en temel insani haklarından mahrum bırakan, 1960’lardaki “Arap Kemeri” projesi ile Kürt coğrafyasını demografik bir soykırıma tabi tutan Şam rejiminin bugün demokratik bir ortak olarak sunulması tarihsel bir yanılgıdır.
Geçmişin baskıcı Baas zihniyetinin, sadece bir isim değişikliği veya “demokratik ulus” makyajıyla özgürlükçü bir yapıya dönüşeceğini beklemek hayaldir. Bu durum, Kürt halkını yeni bir statüsüzlük karanlığına sürüklemekten başka bir işe yaramayacaktır.
4. “Birlik” Söyleminin Altındaki Tehlike
Müslim’in savunduğu ‘birleşik Suriye’ vizyonu; aslında Kürtlerin geçmişte yaşadığı katliamların ve asimilasyon politikalarının mimarı olan merkeziyetçi devlet yapısına dolaylı bir davettir. Halepçe’nin acısını kalbinde taşıyan, Erbil’in kazandığı statüyle gurur duyan bir ulus için, kendisini yok sayan bir rejimin sınırları içinde “demokratik çözüm” aramak, celladından merhamet dilenmektir. Suriye rejimi geçmişte olduğu gibi bugün de Kürt varlığını ancak kendi kontrolünde ve ‘Araplaşmış bir Suriye’nin parçası olduğu sürece tolere etmektedir.
5. Erbil Modeli, Ulusal Duruş
Erbil bugün Kürtlerin dünyadaki manevi merkezi ve ulusal onurunun kalesi olarak, bir halkın kaderini tayin ettiğinde neler başarabileceğini tüm dünyaya kanıtlamıştır. Güney Kürdistan’ın elde ettiği anayasal statü ve devletleşme vizyonu, Kürtlerin bir azınlık değil kurucu bir irade olduğunun tescilidir. Buna karşın Salih Müslim’in ‘ayrı bir şey istemiyoruz’ diyerek sunduğu vizyon; Erbil’in temsil ettiği ulusal zirveden vazgeçip, Şam’ın insafına terk edilmiş bir ‘belediyecilik’ anlayışına razı olmaktır. Kürtlerin ihtiyacı olan şey Şam’ın demokratikleşmesi için figüranlık yapmak değil, Erbil örneğinde olduğu gibi kendi topraklarında egemen bir idare kurmaktır.
6. Siyasi Bir Savrulma: Kimin Suriyesi?
Salih Müslim’in "Meselemiz tüm Suriye" ifadesi, Kürt siyasetinin odak noktasının kaydığını itiraf etmektedir. Kürt siyasetçilerin önceliği Şam’ı demokratikleştirmek değil, Kürt halkının yaşadığı coğrafyada kalıcı ve hukuki bir statü elde etmek olmalıdır. Kendi evini inşa edemeyen birinin, komşusunun sarayını tamir etmeye talip olması siyasi bir öngörüsüzlüktür.
Sonuç
Salih Müslim’in açıklamaları, Kürt ulusçuluğunun temel direkleriyle taban tabana zıttır. Erbil’in temsil ettiği ulusal bilinç ve devletleşme vizyonu, Kürtlerin bir "azınlık" değil bir "ulus" olduğunu vurgularken; Müslim’in söylemleri Kürtleri Suriye’nin içinde bir "demokratik unsur" seviyesine indirgemektedir. Salih Müslim ve benzeri yapıların “Suriye’nin birliği” adına vazgeçtiği her hak, aslında Kürt halkının geleceğinden çalınan bir parçadır. Erbil’in bugün tüm Kürtler için bir çekim merkezi ve manevi merkez olması, statü sahibi olma iradesinin bir sonucudur. Ulusal haklar "kardeşlik" masallarıyla değil, net bir siyasi irade ve sınırları çizilmiş bir statüyle korunur.

HABERE YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.