Resul Amed

Resul Amed

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Tarih Bilinci Olmadan Siyaset, Güç Olmadan Hakikate Dönüşemez

A+A-

 

Bu mesele yeni değil.
Sorunun kökü derindir, tarih içindedir ve ancak tarih bilinciyle kavranabilir. Kürtler yüz yılı aşkın süredir yanlış ideolojik kalıplarla, başkalarının deneyimlerinden ezbere alınmış siyasal şablonlarla hareket etmeye zorlandı. Fransız Devrimi’nin Jakoben aklı, merkeziyetçi ve tepeden inmeci karakteriyle; reel sosyalizmin Stalinist pratiği, halkı nesneleştiren kaba devletçi refleksiyle Kürt gerçekliğine hiçbir zaman uymadı.

1793 Paris’i ile 1920’lerin, 30’ların Kürdistan’ı aynı değildir.
Ulus-devletini kurmuş bir burjuvazinin devrimci momenti ile, dört parçaya bölünmüş, varlığı inkâr edilmiş bir halkın özgürlük mücadelesi aynı teorik kalıba sığmaz. Buna rağmen Jakoben akıl, Kürt hareketinde “tek doğru, tek merkez, tek çizgi” anlayışıyla yeniden üretildi. Stalinist zihniyet ise eleştiriyi ihanet, farklılığı düşmanlık olarak kodladı. Sonuç: yaratıcı siyaset değil, dogmatik tekrar.

Tarih bunu defalarca gösterdi.
1925 Şeyh Said’den, 1937–38 Dersim’e; 1946 Mahabad’dan, 1970’lerin ve 90’ların kırılmalarına kadar. Her seferinde Kürtler yalnız kaldı. Yalnız kalınmasının nedeni sadece dış düşmanlar değildi. Yanlış ittifaklar, zamanlama hataları, toplumsal dokuyu hiçe sayan ideolojik dayatmalar da bu yalnızlığın parçasıydı.

Zor zamanlarda dünya sessiz kaldı, evet.
Ama zafer anlarında, destek verenler inkâr edildi. 2014’te Kobanê’de, uluslararası dengeler olmadan bir gün bile direnilemeyeceği bilinirken, zaferden sonra “öz güç” söylemi içi boş bir efsaneye dönüştürüldü. Öz güç inkâr edilemez; fakat öz gücü, tarihsel bağlamdan ve somut ittifaklardan koparırsanız, halkı gerçeklikten uzaklaştırırsınız.

Tarih net konuşur.
Hiçbir ulusal mücadele, dış ittifaklar olmadan başarıya ulaşmadı. Amerikan Bağımsızlığı Fransa olmadan, Cezayir Bağımsızlığı uluslararası konjonktür olmadan, Vietnam Sovyet-Çin dengesi olmadan kazanılamazdı. Kürtler ise ittifakı günah, diplomasi zaaf olarak öğretildi. Bu, romantik ama yıkıcı bir yanılsamaydı.

Zindandan “konuşamıyorum” denildi.
Ama dışarıda konuşabilenlerin dili kesildi. Sonra “halk düşmanı tanımıyor” denildi. Halk düşmanı tanımıyor değil; halk, çelişkileri görüyor. Bir yanda sahada ABD ve İsrail’le fiili ilişki, öbür yanda anti-emperyalist sloganlarla kitleyi oyalama. Bu çelişki halkın bilincini zayıflatmaz, güvenini kırar.

Yerel halklarla ittifak denildi.
Ama hangi halklarla? Tarihsel olarak Kürt’ü inkâr etmiş, fırsat bulduğunda sürgün etmiş, 1915’te Ermeni’yi, 1930’larda Alevi’yi, 1980’lerden sonra Kürt’ü hedef almış devlet akıllarıyla mı? Arap milliyetçiliğinin Baasçı pratiği mi, Türk ulus-devletinin inkârcı geleneği mi, Fars merkezci tahakküm mü Kürt’ün doğal müttefiki?

Gerçek ittifaklar bellidir.
Tarihte de böyleydi. Ermeniler, Süryaniler, Êzidîler, Aleviler… Aynı inkârın, aynı kırımın, aynı sürgünün muhatapları. Bu ittifak ahlaki olduğu kadar stratejiktir de. Ama bu ittifaklar lafla değil, eşitlik ve güvenle kurulur.

İçerde yapılan hatalar dış düşmandan az zarar vermedi.
Feodal zihniyetle güçlendirilmiş yerel yöneticiler, Kürt gençlerinin onurunu kırdı. Dün “devrimci ahlak” diyenler, bugün konfor alanlarında kayboldu. Dün meclisi reddedenler, bugün meclis çatısı altında yer kapma hesabı yaptı. Bunlar tarihin kayıtlarında var.

Amed, Nusaybin, Cizre…
Bu şehirler sadece yıkılmadı; yanlış siyasal aklın enkazı altında kaldı. Halk yerinden edildi, onuru zedelendi. Sonra bu yanlışlar savunuldu, kutsandı. Oysa siyaset hata yapabilir; ama hatayı ideolojiye dönüştürürseniz, halktan koparsınız.

Tabka, Rakka, Deyr ez-Zor hayalleri de tarihe böyle geçti.
Toplumsal gerçeklik yok sayıldı. Bugün zırhlı araçsız girilemeyen yerler, dün “yeni yaşam alanı” diye anlatıldı. Tarih, romantik projeleri affetmez.

Her alanda Kürt olanı esas almak zorunluluktur.
Ama bu, başka Kürtleri ezerek değil. Bir bölgeyi diğerine üstün kılarak değil. Bu başladığı an, en büyük ihanet olur. Kürt tarihi, iç bölünmelerin bedelini defalarca ödedi.

Buna rağmen, bütün bu olumsuzluklara rağmen şunu tarih de söylüyor:
Kürtler bitmedi. Bitmeyecek.
21.⁠ ⁠yüzyıl, tüm çarpıklıklara rağmen Kürtlerin yüzyılı olacaktır.
Ama bu, ancak ideolojik dogmalardan arınmış, tarih bilinciyle donanmış, dostunu düşmanını net ayıran, ahlaki ve gerçekçi bir siyasetle mümkündür.

Başka yolu yok.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.