
Rojava’da 12 Yıllık Öz-Yönetim Sonrası Yaşanan Trajedi
.
Kobani, 2014’te IŞİD’e karşı verilen direnişle küresel bir sembole dönüşmüştü. “Öz-yönetim modeli”, kadın temsiliyeti, komünal yapı ve yerel demokrasi söylemleriyle Rojava deneyimi dünya kamuoyunda dikkat çekmişti. Ancak aradan geçen 12 yılın ardından, aynı Kobani bugün temel ihtiyaç krizleri, sağlık sisteminin yetersizliği ve derin yoksulluk haberleriyle gündeme geliyor.
Son olarak Rakkalı göçmen bir ailenin 8 aylık bebeği Xelîl Mislim’in yaşamını yitirmesi ve ailesinin cenazeyi alabilmek için hastaneye 400 dolar ödemek zorunda kaldığını söylemesi, sadece bir trajedi değil; yapısal bir kırılmanın sembolü olarak okunuyor.
Askerî kuşatma, ambargo, Türkiye ile gerilim, Şam’la belirsiz statü… Rojava yönetiminin karşı karşıya olduğu dış baskılar inkâr edilemez. Ancak 12 yıl boyunca fiilî kontrol altında tutulan, sembolik değeri yüksek bir şehirde kuşatmanın ikinci gününde, ekmek krizinin başlaması, yakıt ve ısınma sorununun akut hale gelmesi, çocukların soğuktan hastalanması, sağlık kurumlarının “yer yok” gerekçesiyle hasta kabul edememesi gibi gelişmeler, yalnızca dış faktörlerle açıklanabilecek bir tablo değil.
Bu durum, kriz anlarında devreye girecek kurumsal kapasitenin, sosyal güvenlik ağlarının ve temel kamu hizmeti altyapısının yeterince inşa edilmediği yönünde ciddi soru işaretleri doğuruyor.
Öz-Yönetim Modeli: Siyasi Mobilizasyon mu, Sosyal Devlet mi?
Rojava’daki yapı 12 yıl boyunca askeri örgütlenme, güvenlik mimarisi ve diplomatik temaslar konusunda önemli bir enerji harcadı. Uluslararası koalisyonla kurulan askeri ortaklık, IŞİD’e karşı verilen mücadele ve sınır hattındaki güvenlik dengeleri öncelikli gündem oldu.
Ancak aynı dönemde, sürdürülebilir bir kamu sağlık sistemi, şeffaf ve hesap verebilir bütçe mekanizması, kriz zamanlarında gıda ve yakıt rezerv sistemi, göçmen nüfusa yönelik sosyal entegrasyon programları ne ölçüde kurumsallaştırıldı?
Kobani’deki son trajedi, bu soruların artık teorik değil, hayatî olduğunu gösteriyor ve yine son kuşatma ile yaşanan yoksunluklar, ideolojik saplantılarla kuşanmış, liyakatla değil biat kültürüyle atanmış, kabiliyetsiz yöneticilerin halkı tehlikelere karşı koruma ve hayati gereksinimlerini yerine getirme konusundaki becerisizliklerini ve sorumsuzluklarını açığa çıkarmıştır.
Elbette abluka ve dış müdahale koşullarında bir yönetimin kapasitesi sınırlanır. Ancak 12 yıllık fiilî yönetim tecrübesi, en azından temel insani ihtiyaçlar için kriz planları oluşturmayı gerektirir. Kobani’de yaşananlar, askeri bir geri çekilmeden ziyade sosyal organizasyon eksikliğini işaret ediyor olabilir. Çünkü savaş ortamında dahi bazı bölgelerde yerel yönetimler, acil gıda dağıtım ağları, toplumsal dayanışma fonları, hastaneler için kriz bütçeleri, belirli sayıda insanın belirli bir süre için yaşamlarını idame ettirmeye donanımlı sığınakları oluşturabiliyor.
Eğer bir şehir, sembolik ve stratejik önemine rağmen birkaç gün içinde insani çöküş riskiyle karşı karşıya kalıyorsa, burada yapısal bir kırılganlık ve yöneticilerin sorumluluktan uzak bir yönetim tarzını tercih etmeleri söz konusu demektir.
Rojava’daki siyasal organizasyonun PKK çizgisiyle ideolojik ve kadrosal bağı uzun süredir tartışma konusu. Eleştirmenler, bu yapının: güvenlikçi ve merkeziyetçi reflekslerinin, siyasi sadakati, kurumsal liyakatin önüne koymasının, kaynakların öncelikli olarak askeri yapıya aktarılmasının sosyal devlet inşasını geri plana ittiğini savunuyor ve Rojava'da Şam Rejim güçlerinin saldırısı ile kısa bir süre içinde her anlamda yaşanan çöküş te bu tezleri doğrular nitelikte..
Bu eleştiriye göre Rojava modeli, askeri ve diplomatik mobilizasyon kapasitesini gösterdi; ancak aynı başarıyı sosyal ve ekonomik altyapı kurulumunda sergileyemedi.
Xelîl Mislim’in ölümü tekil bir vaka olabilir. Ancak cenazenin teslimi için para talep edildiği iddiası, doğruysa, savaş koşullarının ötesinde bir etik ve kurumsal sorun anlamına gelir.
Kobani’nin bugün geldiği nokta şu soruyu gündeme getiriyor: 12 yıllık öz-yönetim deneyimi, kriz anında halkın temel ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir sistem inşa edebildi mi? Bu soru artık ideolojik değil; doğrudan insani bir sorudur.
Kobani bir dönem direnişin sembolüydü. Bugün ise yönetim kapasitesinin test edildiği bir yer haline geldi.
Askerî yenilgi anlaşılabilir. Diplomatik yalnızlaşma izah edilebilir. Ancak çocukların soğuktan ölmesi, hastanelerin cenaze teslimi için para talep ettiği iddiaları ve birkaç gün içinde başlayan temel ihtiyaç krizi, sembolik söylemlerle açıklanamaz.
Rojava deneyimi, belki de ilk kez askeri başarıdan ziyade sosyal devlet kapasitesi üzerinden ciddi bir sınavla karşı karşıya.
Nerina Azad

HABERE YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.