PWK: ‘’Çerçeve Yasa’’, Kürt Milletini Yok Sayma, Oyalama, Öteleme ‘’Süreci’’nin Bir Devamıdır

PWK: ‘’Çerçeve Yasa’’, Kürt Milletini Yok Sayma, Oyalama, Öteleme ‘’Süreci’’nin Bir Devamıdır

.

A+A-

Kürdistan Yurtseverler Partisi (PWK) Basın Bürosu:

‘’Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun’’, başka bir ifadeyle ‘’Çerçeve Yasa’’, TBMM’de AK Parti, MHP, DEM Parti, EMEP, TİP, HÜDAPAR, DSP’nin tüm milletvekilleri ile Yeni Parti ve CHP milletvekillerinin bir kısmınınoylarıyla 10 Ağustos 2026 günü  TBMM’de kabul edildi. 

Türk Devleti’nin yüz yılı aşkın bir süredir Kürt milletinin varlığını red ve inkar ederek uyguladığı siyasetin; Kürdistan’ın tüm parçalarında, Kürtlerin kollektif, milli demokratik hak ve özgürlüklerinin önüne geçme, milli, siyasi bir statü elde etmelerini engelleme ve var olan kazanımları zayıflatma anlayışla güncellendiği, kapsamlı red, inkar, oyalama, öteleme, tasfiye ve rencide etmeyi ifade eden ‘’yeni süreç’’ iki yılını doldurmak üzere. Yeni bi ‘süreç’, olarak sunulmaya çalışılan şey, aslında başından beri Öcalan’ın da aktif desteğiyle yürütülen bir Türk Devlet projesidir. 

‘’Çerçeve Yasa’’ da bu projenin siyasi ve hukuki olarak yeni bir aşamasını ifade etmektedir.

Bu proje ilk aşamada, Rojava Kürdistanı’nda Kürtlerin milli, coğrafik, siyasi bir statü elde etmelerini engelleme hedefiyle başlatıldı ve önemli oranda da bu hedef yolunda Rojava Kürdistanı’nda Kürtlere büyük bir darbe vuruldu.  

Bu projenin başlangıcından bu yana geçen 2 yıla yakın sürenin de gösterdiği gibi, Türk Devleti’nin uygulamaya koyduğu ‘’Terörsüz Türkiye, Terörsüz Bölge’’ siyaseti, sadece Rojava Kürdistanı’nda Kürtlerin kollektif milli, demokratik hak ve özgürlükleri ile statü elde etmelerini engelleme amaçlı değildir. Aynı zamanda, Doğu Kürdistan’da da Kürtlerin siyasi bir statü elde etmelerinin engellenmesi, Güney Kürdistan’ın Irak, Suriye ve Irak Yönetimiyle işbirliği içinde ablukaya alınarak, federe devlet kazanımlarının  zayıflatılması, yeni kazanımların engellenmesi amcacını da içermektedir. Ve bu ‘’sürec’’in diğer ayağını da, bölgedeki olası gelişmelerin Kuzey Kürdistan ve Türkiye’de Kürtlerin lehine gelişebilecek bir ortam ve zemin yaratmasının önüne geçmektir.

PKK ve ona iltisaklı olanları terörist olarak nitelendiren ve süreci’’Terörsüz Türkiye, Terörsüz Bölge’’ süreci olarak tanımlayan ‘’Çerçeve Yasa’’, Türk Devlet yetkililerince ‘’Türkiye’yi terör tehdidinden kalıcı olarak kurtarmayı, milli birlik ve beraberliğimizi perçinlemeyi, ülkemizde ve bölgemizde huzur iklimini güçlendirmeyi hedefleyen tarihi bir adım’’ olarak nitelendirilmektedir.

Bu ‘’Çerçeve Yasa’’da, bırakın Kürt sorununun çözümüne dair bir söylemi, Kürtlerin hak ve özgürlüklerine, Türkiye’de düşünce, örgütlenme, ifade özgürlüğü gibi demokratik hak ve özgürlüklere ve siyasi tutsakların koşulsuz bir şekilde özgürlüklerine kavuşmalarına dair tek bir cümleye bile rastlanılmamaktadır. Tam tersine, Kürt ve Kürdistan sorunu bir ‘’terör sorununa’’ indirgenmekte ve Kürtlerle ilgili hak talepleri bu yasayla potansiyel terör kaynağı olarak görülmekte, şartlı salıverme adı altında insanların başlarında demoklesin kılıcı sallandırılmaktadır.

Bu ‘’Çerçeve Yasa’’, içeriği itibariyle, aslında, bahsedilen sürecin bir barış, demokratikleşme, Kürtlerin hak ve özgürlüklerine saygıyıve kabulünü içeren bir süreçten çok; öteleme, oyalama, tasfiye, inkar içerikli, onur kırıcı, rencide edici bir proje olduğunu ispatlayan somut bir örnektir.

Elbette ki düşüncelerinden, siyasal ve demokratik faaliyetlerinden dolayı ceza alan ve silah bırakacak insanların amasız, fakatsız bir şekilde özgürlüklerini sağlayacak ve gerçek anlamda barışa ve demokratikleşmeye hizmet edecek hiçbir adımı reddetmiyoruz.Ancak, Türk Devlet yetkililerinin insiyatifi ve insafına bırakılmış, her an demoklesin kılıcı gibi insanların başında sallandırılabilecek, şartlı ceza ertelemeyi ifade eden ‘’Çerçeve Yasa’’, sorunu ‘’terör sorunu’’ olarak tanımlayarak, tüm yönleriyle rencide edici, onur kırıcı bir içeriğe sahip bir yasadır; Kürtlerin hak ve özgürlükleri ile demokratikleşmeye dair bir tek ibareyi bile taşımamaktadır. Bu yasa, Takrir-i Sükün vb. kanunların, 1924 Anayasasının, 1928 yılında çıkarılan, ‘’Türkleştirmeyi, tekleşmeyi’’  hedefleyen 1239 sayılı kanunun, günümüze uyarlanmış, devamı gibidir.

Öcalan, 27 Şubat 2025 tarihli çağrısı, PKK 12.Kongresi’ne gönderdiği ‘’Perspektif’’ adlı değerlendirmesi ve sonrasında yaptığı açıklamalarda, Kürt milletinin her türlü siyasi, milli, coğrafi statü hakkını, kollektif ulusal-demokratik hak ve özgürlüklerini, hatta kültüralist talepleri bile yok saymış; ‘’Demokratik cumhuriyet, demokratik ulus, demokratik entegrasyon, komünal sistem, eşit vatandaşlık ve Kürtlerin kendi rızalarıyla Türk Devleti ve toplumuna entegre olması’’nı sorunun çözüm yolu olarak sunmuştur.

Öcalan’ın  bu açıklama ve değerlendirmeleri, Türk Devleti’nin 100 yılı aşan ‘’Tek devlet, tek millet, tek vatan, tek bayrak, tek dil’’ siyasetinin bugün yeniden düzenlenmesi ve tekrarlanmasıdır.

PKK ve DEM Parti de Öcalan’ın bu tutum ve söylemlerini tümüyle desteklemişlerdir.

Türk devlet yetkililerinin bütün bu açıklamalarına, Kürt milletini yok sayan ‘’sürec’’e ve onur kırıcı, rencide edici bu ‘’Çerçeve Yasa’’ya rağmen, Öcalan, PKK ve DEM Parti sözcüleri ‘’Bu yasa, barış, demokratikleşme, özgürlükler ve Kürt sorunun çözümünde ilk adımdır; ileriki süreçlerde yeni adımlar atılacak’’ içerikli açıklamalarda bulunmaktadırlar.

Öcalan, PKK, DEM Parti ve onlarla iltisaklı çevrelere sormakistiyoruz: Halkımızdan, kamuoyundan gizlediğiniz, Türk Devlet yetkilileri ile ileriki süreçlerde uygulanacak özel bir mutabakatınızmı var ki, bu yasanın ‘’bir ilk adım’’ olduğunu söylüyorsunuz?Varsa eğer, sizlerin ve tüm devlet yetkililerinin ve kurumlarının bildikleri şeyleri halkımızdan gizlemenin bir izahatı var mıdır acaba?

PKK’nin özellikle son 10 yılda, Kuzey Kürdistan’da ciddi bir silahlı eylem pratiğinin kalmadığını, bunun zeminini kaybettiğini, Güney Kürdistan’daki silahlı varlığının da Güney Kürdistan’daki kazanımlara zarar verdiğini, Türk Devleti’nin oraları işgal etmesine gerekçe ve zemin yarattığını başından beri hep söyledik ve yaşanan sürecin bugün bunu ispatladığını görüyoruz. PKK, ‘’Medya Savunma Alanları’’ olarak ifade ettiği yerlerin büyük bir kısmını barışçıl bir şekilde Güney Kürdistan Yönetimi’ne devredebilecekken; ne yazık ki bir çok insanın yaşamlarını yitirmeleri pahasına, Türk Devleti’ne terk etmek zorunda kalmıştır.

Tekrar ediyoruz. Biz, PKK’nin silah bırakma kararının dört parçadaki halkımızın çıkarına olduğuna inanıyoruz. Şiddet yerine, siyasal, sivil, demokratik yol, yöntem ve araçlarla özgürlük mücadelesinin sürdürülmesini savunduk, savunuyoruz. Türk Devleti de Kürdistan’ın her bir parçasında yürüttüğü askeri operasyonlarına ve Rojava Kürdistanı ve Güney Kürdistan’daki işgaline son vermelidir diyoruz.

Ama, Türk Devleti’nin bugüne kadar sergilemiş olduğu tutum ve söylemler  ile ‘’Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun’’undaki anlayış, Türk Devleti’nin savaş ve askeri operasyonlara son vereceğinin garantisinin olmadığı kanaatini güçlendirdiği gibi; PKK’nin de halkımızın çıkarına uygun olan silahları bırakma, susturma konusunda ileriki süreçlerde nasıl bir tutum sergileyeceğini kestirmek de kolay değildir.

Öcalan, PKK, DEM Parti ve bunlarla iltisaklı çevreleri kapalı kapılar ardında sürdürülen, şeffaf olmayan görüşmelere son vermeye, milletimizin onur ve milli duygularına, verilen bedellereve onun ulusal demokratik taleplerine saygı duymaya çağırıyoruz.Halkımızı, Kürt  aydın ve siyasetçilerini ve özellikle de DEM Parti’ye oy veren Kürtleri bu inkar, onur kırıcı, asimlasyonist siyasete ve Kürt milleti ile ilgili her şeyi terör kapsamına alan projeye ve bu ‘’Çerçeve Yasa’’ya karşı seslerini yükseltmeye çağırıyoruz.

TBMM’de kabul edilen ‘’Çerçeve Yasa’’ vesilesiyle bir kez daha Türkiye Devleti’ne çağrıda bulunuyoruz: Kürdistan’ın tüm parçalarında Kürt milletinin ulusal demokratik haklarına saygı gösteriniz.  Gerçek bir barışın yolu, ancak Kürt milletinin ulusal demokratik ve kültürel haklarının tanınmasıyla açılabilir. Kürt milletinin onurunu ayaklar altına alan söylem ve davranışlarla bu sorunun çözüm kapısı açılamaz. Yaşanan tecrübeler, Kürt milleti de tüm dünya milletleri gibi, kendi ülkesinde kendisini yönetme hakkını elde etmedikçe, ne Türkiye’ye, ne Kürdistan’a, ne de Ortadoğu’ya barış, demokrasi ve huzur gelmeyeceğini ispatlamıştır. 

Kürt milleti, bugüne kadar maruz kaldığı her türlü imha, inkar ve asimilasyon uygulamalarına rağmen ortadan kaldırılamamış, özgürlük ve ulusal demokratik mücadelesi durdurulamamıştır. Bugün de kapalı kapılar ardında yürütülen, şeffaf olmayangörüşmelerle, Kürt milletinin milli, demokratik mücadelesi durdurulamayacaktır. Biz elbette ki silahların bırakılmasından, susturulmasından yanayız. Ama, Kürt milletinin en meşru ulusal-demokratik hak ve özgürlüklerinin kabulünü silahların bırakılmasına, susturulmasına endekslenmesi de kesinlikle hiçbir adalet, özgürlük, demokrasi değerleriyle bağdaşmamaktadır. 

Türk Devleti, Kuzey Kürdistan ve Türkiye’deki 30 milyona yakın Kürt milletinin iradesini temsil edecek Kürt siyasi partileri ve sivil kurumları ile Kürt akil adamlarının katılımıyla oluşturulacak bir ‘Kürt Ulusal Temsil Heyeti’ni esas muhatap olarak tanımalı; Öcalan, PKK ve DEM Parti de oluşturulacak  ‘Kürt Ulusal Temsil Heyeti’nin iradesine saygılı olmalı ve bu temelde Kürtlerin milli, demokratik hak ve özgürlükleri için kısa, orta ve uzun vadeli programlarla gerçek bir barış ve çözüm süreci başlatılmalıdır diyoruz.

11.08.2026

Kürdistan Yurtseverler Partisi (PWK) Basın Bürosu

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.