
Mustafa Özçelik: Rojava Kürdistanı’nda Kürt halkının mücadelesi, iç birliği ve diplomatik çalışmalar özgürlük yolunu güçlendirecektir
.
Kürdistan Yurtseverler Partisi (PWK) Genel Başkanı Mustafa Özçelik:
Rojava Kürdistanı’nda Kürt halkının mücadelesi, iç birliği ve diplomatik çalışmalar özgürlük yolunu güçlendirecektir
Bugün, Suriye ve Rojava Kürdistanı’nda hızlı gelişmeler yaşanmaktadır.
Sorunun kalıcı çözümü için uzun vadeli, çok boyutlu bir çalışma ve mücadelenin zorunluluğu açıktır. Ama, Şam Yönetimi ile HSD arasındaki ateşkesin devamının sağlanması ve Kobani başta olmak üzere Rojava Kürdistanı’na insani yardımın ulaştırılması en öncelikli ihtiyacı ifade etmektedir.
Şam Yönetimi ve ABD'nin tutum ve politikalarında dikkat çekici değişimler görülüyor.
Bundan 15 gün öncesine kadar Özerk Yönetim’i resmen tanıyan ve SDG’nin (HSD) Suriye ordusuna 3 tümen olarak katılmasını kabul eden Şam yönetimi, şu an bu tutumunu değiştirmiş durumda. Şam yönetimi artık, "SDG'nin tüm güçleri Suriye ordusuna bireysel olarak katılmalıdır; 3 tümen şeklinde katılmalarını kabul etmiyoruz" diyor. ABD Temsilcisi Thomas Barrack da Suriye'nin bu tutumuna kısmen destek verdi.
Zaten Türkiye Devleti de ilk günden beri bu görüşü savunuyor ve "SDG tamamen silah bırakmalı, orduya tümenler halinde katılması kabul edilemez" diyordu.
Şu an Şam yönetimi, "Suriye Arap İslam Cumhuriyeti" zihniyetiyle; Arap şovenizmine dayalı, tekçi, üniter, ideolojik ve totaliter bir sistem inşa etmek istiyor. Bu anlayış; Kürtlerin milli, demokratik kollektif haklarını, siyasi statü haklarını, Dürzilerin, Alevilerin, Hırıstiyanların, Ezidilerin ve tüm halkların, dinlerin ve mezheplerin haklarını yok saymaktadır.
Şam yönetiminin bu tutumunda, kendi ideolojik ve şovenist politikasının yanı sıra Türkiye Devleti'nin dayattığı siyasetin de büyük bir etkisi olduğu açıktır. Türkiye’nin Gazze ve Filistin meselesinde ABD siyasetine ortak olması, Trump’a verilen tavizler ve Fransa’da El Şara, İsrail ve ABD’nin belirli bir çerçevede anlaşmaya varmasıyla; Donald Trump, Türkiye’nin Suriye ve Rojava Kürdistanı’nda daha fazla inisiyatif sahibi olmasının önünü açtı.
Suriye Gerçekliği Federal, Demokratik, Seküler Bir Sistemi Gerekli Kılmaktadır
Ancak tüm bu gelişmelere rağmen Suriye gerçekliği; merkeziyetçi, tekçi, ideolojik, Arap milliyetçiliğine dayalı ve diğer etnisite, din ile mezhepleri yok sayan üniter bir yapıyı taşıyamaz. Yeni Suriye; ancak Kürt milletinin kollektif haklarını ve siyasi statüsünü de içeren, tüm bileşenlere özgürlük, demokrasi, adalet ve eşitlik sağlayan federal, seküler bir sistemle inşa edilebilir.
Bahsettiğimiz bu gerçekliğin Kürtlerin kolektif haklarının yok sayılmasına izin vermeyeceği inancındayım. Ayrıca Kürtlerin varlığı ve meşru hakları, Suriye’deki tüm halklar için bir dayanak ve destek olacaktır. Nasıl ki bugün Irak’ta Kürtler, tüm halklar, dinler ve mezhepler arasında bir denge gücü ve tüm bileşenlerin haklarının savunucusu konumundaysa; Suriye’de de nesnel olarak aynı rolü oynamaktadırlar.
Evet, halkımızın yüz yüze kaldığı ciddi risklere ve son günlerde yaşanan tüm olumsuz gelişmelere rağmen Güneybatı Kürdistan’da (Rojava Kürdistanı) ulusal demokratik hakların elde edilmesi mücadelesi devam ediyor ve tüm zorluklara rağmen yoluna devam edecektir. Sayın Başkan Mesud Barzani’nin uluslararası girişimleri, Kürdistan halkının dört parçada ve diasporadaki tek bir millet gibi direnişi, birliği ve eylemleri, Şam Yönetimi’nin elindeki terörist grupların yeni katliam ve saldırılarının önüne geçecek, başarıya giden yolun güvencesi olacaktır.
Bu uluslararası çalışmaların sonucunda ve Kürtlerin iç birliğiyle; Rojava Kürdistanı’nda şu anda Kürtlerin kontrolünde bulunan bölgelerde siyasi ve kültürel bir statüyü içeren bir yönetimin hayata geçme ve iç asayişin Kürtlerin elinde olma şansı ve ihtimalinin güçleneceğine inanıyorum.
Ayrıca askeri gücün, bireysel katılım şeklinde değil de 3 tümen olarak veya başka bir formatla Suriye Ordusuna katılmaları ihtimali de hâlâ gündemdedir. Açıktır ki bu kazanımların uygulanması ve korunması; Kamışlı Konferansı’nın kararlarının ve siyasi çerçevesinin hayata geçirilmesi ve Suriye Anayasası’nda Kürt milleti için ulusal, demokratik hakların ve siyasi bir statünün yer alması zeminini güçlendirecektir.
Hatırlayalım: ABD, Sayın Başkan Mesud Barzani ile birlikte 2014’te Duhok Mutabakatı üzerinden Rojava Kürdistanı’ndaki halkımızın siyasi, idari, askeri, ekonomik ve diplomatik birliğini sağlamak istemişti. Yine ABD, Sayın Başkan Mesud Barzani ile birlikte 26 Nîsan 2025’de Rojava Kürdistanı’nda ulusal ve demokratik haklar temelinde, siyasi bir statü ve ortak milli bir temsilyetin gerçekleşmesini içeren Kamışlı Konferansı’nın düzenlenmesinde etkin rol oynamışlardı.
Fakat ve maalesef, Rojava Kürdistanı’nda fiili iktidarı elinde bulunduran Özerk Yönetim, SDG, PYD ve YPG; Duhok Mutabakatı ve Kamışlı Konferansı kararlarını uygulamadılar. Eğer bu kararlar uygulansaydı, bugün Kürtlerin eli çok daha güçlü olacaktı, ABD ve büyük devletler Batı Kürdistan’da yaşananlar karşısınında bu kadar sesiz kalmayacak, Kürt halkının dostlarının sesi çok daha fazla çıkacaktı. Bu gerçeklikten dolayı, içimizi acıtan bu tablonun günahını sadece ABD’nin boynuna atmayalım. Maalesef bunda Duhok Mutabakatı ve Kamışlı Konferansı kararlarının uygulanmasına engel olan tarafların günahı ve sorumluluğu da vardır.
İnanıyorum ki Kamışlı Konferansı kararlarının uygulanması, dünyadaki tüm Kürtler arasındaki birlik ve uyum ile Sayın Başkan Mesud Barzani’nin, Güney Kürdistan yönetiminin ve oradaki tüm siyasi tarafların desteği; dünyada dostlarımızı artıracak, düşmanlarımızı azaltacak ve bir kırılmanın önüne geçecektir.
Paul Bremer’den Thomas Barrack’a Bir Dejavu Mudur Yaşadıklarımız?
Dile getirmiş olduğumuz tüm bu olumsuzluklara rağmen, Rojava Kürdistanı’nda Cezayir Anlaşması benzeri bir durumun yaşanmayacağı inancındayım. ABD’nin içimizi acıtan bu siyasetine rağmen sabırlı olmalıyız. Eleştiri ve önerilerimizi, kaygılarımızı her platformda dile getirmeliyiz, ama, ABD’ye, Avrupa Devletlerine, İsrail’e düşmanlık, ABD ve ismini dile getirdiğim devletlerin elçilik ve konsolosluklarına yönelik saldırı vb. girişimler halkımızın çıkarlarına değildir, bizlere büyük zarar verecektir.
Saddam Hüseyin Rejimi’nin yıkıldığı 2003 yılını hatırlayalım. Saddam devrildikten sonra, Paul Bremer, George W. Bush tarafından Irak'a müdahale sonrası 2003-2004 yıllarında Irak Geçici Koalisyon Yönetimi'nin (CPA) başkanı ve ABD’nin Irak’taki en üst düzey sivil yöneticisi olarak atanmıştı.
Paul Bremer, o dönem, Irak Anayasası hazırlanırken şunları demişti: ‘’Biz Irak'ın etnik veya mezhepsel temelli bir federasyon yapısına bölünmesine sıcak bakmıyoruz. Onun vizyonu, daha çok coğrafi birimlere dayalı, il bazında, yetkileri kısıtlı bir yerel yönetimden yanayız. Erbil, Süleymaniye, Duhok’ta fiilen ilan edilen Kürdistan Federe Bölgesi’nin varlığına son verilmelidir. Ayrıca, tüm milis güçlerinin (Peşmerge dahil) silahsızlandırılmasını, terhis edilmesini ve sivil hayata kazandırılmasını istiyoruz’’.
Paul Bremer’in bu tutumuna karşı sayın Mesut Barzani de Paul Bremer’e şunu demişti: ‘’1991’den bu yana fiilen sürdürdüğümüz federe yönetim, Kürdistan halkının yüz yılı aşkın mücadelesinin ürünü, meşru, milli bir haktır. Dünya milletleri hangi haklara sahiplerse, Kürt milleti de aynı haklara sahiptir. Bu nedenle de Irak Anayasası’nda Kürdistan Federe Bölgesi resmi olarak yer almalıdır. Ayrıca, Kürdistan peşmerge gücü bir ‘milis gücü’ değildir. Kürdistan halkının özgürlüğü için mücadele eden ve bugün de onu savunan milli bir güçtür. Pêşmerge gücü Kürdistan Federe Bölgesi’nin savunma gücü olarak, Irak ordusunun bir parçası olarak kabul edilmelidir’’.
Sayın Mesut Barzani’nin bu tutumu, sayın Celal Talabani ve tüm Kürt partileri tarafından desteklendi.
Paul Bremer başta önermelerinde çok diretti ve geri adım atmayacaklarını söyledi.
Sayın Mesut Barzani de ‘’Biz meşru haklarımızı savunuyoruz. Ama siz ısrarla federe yönetim haklarımızı ve pêşmerge gücümüzü dağıtmak istiyorsanız; buyurun yapabiliyorsanız gelin federe yönetimimizi ve peşmergeyi dağıtın’’ dedi.
O dönem Irak’ta Kürtlerin epey güçlüydü ve Kürtler bu güçlerini iyi kullandılar. Sayın Mesut Barzani’nin bu kararlı tutumu karşısında, ABD Başkanı George W. Bush’un emriyle Paul Bremer geri adım atmak zorunda kaldı ve Kürtlerin talepleri olan Federe Kürdistan Bölgesi ve Pêşmerge Gücü resmi olarak Irak Anayasası’nda yer aldı.
ABD Başkanı Donald Trump, ABD'nin Türkiye Büyükelçisi Thomas Barrack’ı, 14 Mayıs 2025'ten itibaren Suriye Özel Temsilcisi olarak atadı.
Thomas Barrack, Ahmed El Şara yönetimindeki yeni Suriye Yönetimi ile Rojava Kürdistanı’nda HSD ve Özerk Yönetim temsilcileri arasındaki görüşmelerde, Kürtlerin hak ve özgürlüklerini yok sayan bir tutum sergiledi.
Thomas Barrack, ‘’HSD ile İŞİD’e karşı savaşta ittifakımız vardı. Şimdi buna gerek kalmadı. HSD üyeleri tek tek Suriye ordusuna katılsınlar. Suriye’nin toprak birliği korunmalı. Federasyon ya da otonom bölgeler olmamalıdır. Eşit vatandaşlar olarak Kürtlerin ve Suriye’deki tüm bileşenlerin hakları Suriye Anayasası’nda yer almalıdır’’ dedi.
Thomas Barrack’ın, açık bir şekilde, Kürtlerin Rojava Kürdistanı’nda varolan askeri güçlerini dağıtmalarını dayatması ve Rojava Kürdistanı’na herhangi bir statü verilmesini reddetmesi, Paul Bremer’in2003’te Irak’ta sergilediği tutuma çok benzemektedir.
Ayrıca, Thomas Barrack Türkiye Devleti’nin 100 yıldır Kuzey Kürdistan’a ve şimdi de Rojava Kürdistanı’na dayattığı ‘’Tek devlet, tek millet, tek vatan, tek bayrak’’ siyasetinin bir sözcüsü gibi; Rojava Kürdistanı’na Türkiye Devleti’nin anlayışını dayatıyor.
Ama Rojava Kürdistanı temsilcileri ve Başkan Sayın Mesud Barzani açık bir tutumla Thomas Barrack’ın bu görüşlerine karşı çıktılar ve var olan Kürt askeri gücünün belli bir statü ile tümenler şeklinde Suriye ordusunun içinde yer alması gerektiğini ve Rojava Kürdistanı’nda Kürtlerin bir statü ile kendilerini yönetmeleri ve tüm bu hakların yeni Suriye Anayasası’nda yer alması gerektiği konusunda kararlı bir tutum sergilemektedirler.
Rojava Kürdistanı’nda Ulusal Demokratik Özgürlük Mücadelesi Devam Edecektir
Rojava Kürdistanı temsilcileri ile Başkan Sayın Mesud Barzani’nin ve tüm Kürt partilerinin kararlı tutumları ve uluslararası görüşmelerinin, dört parça Kürdistan ve diasporada Kürtlerin birlik halinde geliştirdikleri etkinlikler ve lobi çalışmalarının, Thomas Barrack ve ABD’nin geri adım atma ihtimalini güçlendireceğine inanıyorum.
ABD, kendi devlet çıkarları gereği SDG kontrolündeki Arap bölgelerinin Şam yönetimine devredilmesine göz yumdu. Kürtlere ait olmayan toprakların Suriye Yönetimi’ne devri elbette ki anlaşılabilir bir şeydir. Ancak Thomas Barrack ve ABD yöneticilerinin birçok sözü ve tutumu bizi rencide etse de; kanaatimce hem ABD’nin ve müttefiklerinin çıkarları nedeniyle, hem de Batı Kürdistan’da halkımızın kararlı direnişi, Güney Kürdistan yönetiminin rolü ve tüm dünya Kürtlerinin iç birliğinin yaratacağı güç ve uluslararası destek sebebiyle Rojava Kürdistanı Kürtlerini ayaklar altında ezdirmeyecektir. Yani ABD’nin, Kamışlı Konferansı’nda kabul edilen çerçeveyi tüm yönleriyle desteklemese bile; bugün Kürtlerin elinde olan bölgelerde askeri, siyasi, idari, ekonomik bir statüye ve Kürtlerin ulusal haklarına destek veren bir siyaset izleyeceği inancındayım.
Önümüzdeki günlerde; ABD ve İsrail’in İran’a yönelik politikaları, Rusya-Ukrayna savaşının seyri, Filistin meselesinin varacağı boyut, İsrail’in Suriye’deki çıkarları ve egemenliği, büyük güçlerin ve bölgesel güçlerin Kuzey Afrika ve Akdeniz’deki enerji koridorundaki rekabeti, ABD'nin Grönland, Latin Amerika’daki siyaseti ve ABD ile Çin arasındaki çok boyutlu rekabet, Suriye, Rojava Kürdistanı ve bir bütün olarak Ortadoğu’da büyük bir etkide bulunacaktır. Yani bu gelişmeler ışığında, devletlerin çıkarları ve aralarındaki çok yönlü güç dengesi ile yerel aktörlerin güçleri ve büyük devletlerle olan uyumları değişimlerde belirleyici faktör olacaktır.
Eğer Rojava Kürdistanı’ndaki kardeşlerimiz, Duhok Mutabakatı ve Kamışlı Konferansı kararlarının uygulanmamasından doğan sonuçlardan ders çıkarabilirlerse, inanıyorum ki bugünden sonra halkımıza yönelik tehlikelere karşı daha bilinçli ve doğru siyasetlerle hareket edeceklerdir. Kürtlerin iç birliği ve düşmanlarımızı azaltacak, dostlarımızı artıracak akılcı bir siyaset; ABD, Fransa, İngiltere, İsrail ve bölgede rol sahibi olan diğer devletlerin siyasetleri üzerinde büyük bir etki yapacaktır.
Bu sebeple, Rojava Kürdistanı’ndaki (Güneybatı Kürdistan) halkımıza yönelik gerçekleştirilebilecek her türlü saldırı ve katliam girişimlerini durdurmak ve halkımızın milli, demokratik hak ve özgürlüklerine sahip çıkmak ve birlikte yeni ve ortak bir yol haritası belirlemek için, Sayın Başkan Mesud Barzani liderliğinde, Kamışlı Konferansı Temsil Heyeti, Sayın Mazlum Abdi ve Sayın Bafıl Talabani ve katkı sunabilecek diğer bazı Kürt tarafların katılımıyla olağanüstü bir toplantının gerçekleştirilmesinin yol açıcı, tarihsel bir rol oynayacağı inancındayım.
Ayrıca diyoruz ki; Kürdistan’ın dört parçası ve diasporadaki Kürtler arasında acilen bir koordinasyonun sağlanması ve ulusal ortak bir tutumun oluşturulması özellikle bugün yaşamsal bir ihtiyaçtır. Dört parçada ve tüm dünyada Kürtlerin ”Yek e, yek e, yek e, gelê kurd yek e!” sloganıyla tek yürek bir millet gibi hareket ettiği bugünlerde, bunun zemini de var diyoruz.
26.01.2025
Mustafa Özçelik
Kürdistan Yurtseverler Partisi (PWK) Genel Başkanı

HABERE YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.