Diyar Budak

Diyar Budak

Yazarın Tüm Yazıları >

Minyatür Adam Apo  

A+A-

Kadrolari dahil mevcut Kürt partilerinin halkımızın özgürlük mücadelesine yeteri kadar katkı, çaba ve risk almadıkları inancındayım. Bu durum, başarısız, stratejiden yoksun, çapsız ve eksik bir siyaset yürüttüğümüz anlamına gelmektedir.

Halkımızın en fedakâr, en azadîxwaz ve gözü pek gençleri; devletin bir yan kolu gibi faaliyet yürüten Öcalan sayesinde ölüme gönderildi. Bu gelişmede zamanında proaktif bir politika izlemeyen diğer örgüt ve liderlerinin payı büyüktür.  Bu gerçeği sadece onları suçlayarak ve kendimizi aklayarak aşabileceğimizi sanmak yanlıştır.

Suriye sahasından parti yöneticilerinin ve kadroların Kürdistan’ı terk edip Avrupa’ya yerleşmeleri büyük bir yanlıştı. Böylece siyaset sahası tümden PKK’ye bırakıldı. Doğu Perinçek ve Yalçın Küçük ile sürdürülen münasebetler ve ziyaretler daha eski bir bağın sürdürüldüğünün kanıtıdır. Kürdistan sahasını sömürgeci devlete ve onlarla alttan ilişkiler götüren Öcalan gibi şahsiyetlere bırakmak ağır bir stratejik hata olmuştur.

Halkımızın kaderini, yalnızca devlete hizmet eden bir misyon yüklenmiş Öcalan’a teslim ettiğimiz için suçluyuz. Burada PKK yerine Öcalan ismine sürekli vurgu yapmamız; bu örgütün bütün iradesini bir kişiye teslim etmesindedir. Bu irade gaspının geniş çaplı insan hakları ihlali ve zulim eşliğinde gerçekleştirildiğini de burada vurgulamak gerekiyor. Türkiye dahil çevre sömürgeci devletlerin Öcalan’ın parlatılması ve iktidarının kökleştirilmesinde büyük bir payı vardır. Uzun yıllardır hapishanede olmasına ragmen, içeriden kendisine sağlanan Teknik olanaklar ile PKK’yi yönetiyor olması, durumun vehametini gösteriyor. Bahçeli tarafında ‘’Kurucu lider’’ mertebesine yükseltilmenin karşılığında Öcalan’ın  Rojava’da da hizmet misyonunu layiki ile yerine getirdiğinden kimse kuşku duymasın.

Devleti ve PKK’nin arkasından giden kitleyi suçlayarak kendimizi aklayamayız. Bu zeminin oluşumunda, istemeyerek de olsa sorumluluk sahibiyiz. Mevcut partiler ve kadrolar, gelinen sonuç itibarıyla ciddi bir özeleştiri yapmazlarsa geleceğimizi de tehlikeye atmış olurlar.

Bir birey olarak bunun farkındayım ve gelinen sonuçtan dolayı kendi adıma özür borçlu olduğumu tekrar tekrar ifade ediyorum. Türk devleti, Kürdistan halkının haklı davasını önlemek ve yönlendirmek için bir proje hayata geçirmiştir. Kendi devletinin bekası için PKK şahsında Kürt iç örgütlenmesini yaratmış, yurtsever kadroların ve Kürt partilerinin mücadelesini PKK eliyle boşa çıkarmıştır.

21.yüzyılda halkımıza karşı kurulan en büyük tuzak, Kürdistan’ın dört parçasında Kürdî olmayan ancak “milli” görünümlü bu örgütlenmenin geniş kitlelerde sempati bulmasıdır. Devlet, başından beri Kürt hareketinin doğru bir hatta ilerlemesini engellemek amacıyla PKK’yi yaratmış, sağladığı özel imkânlarla onu Kürdistan’da baş edilmesi zor bir güce dönüştürmüştür.

Baştan beri PKK’nin yürüttüğü silahlı mücadelenin hedefi, diğer Kürt partileri ve yurtsever örgütler olmuştur. Devlet; koruculuk, kontra örgütler ve Kürt iç örgütlenmesi gibi yapıları etkili biçimde kullanarak Kürt muhalefetini yenmiştir. Bu yapının dört parçada örgütlü olması, ona “milli” bir görüntü kazandırmış ve diğer Kürt örgütlerine karşı kitlelerde güvensizlik yaratmıştır.

Örgütlerimiz, milli bir siyasetten ziyade partisel çıkarları öncelemiştir. Newroz gibi ulusal günlerde ve Kürdistan şehitlerini anmada bile ortak tutum geliştiremememiz kabul edilemez. PKK’nin “tuzağına düşmemek” gerekçesiyle risk almaktan kaçınan örgütlerimiz, gelinen kötü sonucun da ortaklarıdır.

Bugün bunları görmeden siyaset yapmak, gözü bağlı şekilde uçurumdan atlayıp bir mucize beklemek gibidir. Siyasetimizi koruyacak ve hayata geçirecek bir kalkanımız dahi kalmamıştır.

Kendisiyle hesaplaşmaktan kaçanlar, geleceğe dair söz ve karar sahibi olamazlar. Sorunu yalnızca Öcalan’ın işbirlikçiliğinde aramak yetersizdir. Öcalan, birkaç yıl daha yaşamak uğruna Kürt halkını ve kendi kadrolarını devlete kurban etmiş bir düşkündür.

Son bir yılda yürütülen süreç, tamamen Kürt halkının çıkarlarına aykırıdır. Bir yanda bin yıllık devlet, diğer yanda devletin birliği ve bütünlüğü için çalışan bir lider ve silahlarını yakmış bir örgüt vardır. Bir zamanlar “Büyük Kürdistan” isteyen Öcalan, bugün kültürel hakları bile talep etmeden yerel yönetim ve güvenlik için devletin maaşlı elemanları olmayı kabullenmiştir.

PKK’nin feshi, koruculuk sisteminin tasfiyesi anlamına da gelir. Başka bir ihtimalde koruculuk görevinin PKK elemanlarına verilmesidir. Koruculuğun tümden ortadan kaldırılması devlet kasasında büyük bir tasarruf sağlar, ancak meşruiyetini sahip olduğu zor aracından alan devlet buna cesaret edebilir mi? Ayrıca PKK’nin biriktirdiği iddia edilen 50 milyar dolarlık sermayenin Apo eliyle devlete aktarılması gündemdedir. Bu gerçekleşirse, devlet daha da güçlenecektir. Güçlenen ve emperyal hayallere sahip olan bu devlet, Umut hakkından yararlanan  Öcalan, ile birlikte dış sefere de çıkabilir. İdrisi Bitlisi’ye yakılan övgüler böylesi bir durumun imkan dahilinde olduğunu gösteriyor.

Hâlâ “Kürt halk önderi, rêber, serok Apo” diyenleri duyar gibiyim. Lütfen daha yüksek sesle bağırın, belki İmralı’daki işbirlikçi tarikat şeyhiniz sizi duyar. Belki on binlerce şehitten utanır. Bahçeli için Öcalan’ın kıymeti harbiyesi; Türk devletine hizmetten mi, yoksa Kürt haklarının savunulmasından mı geliyor? Devlet içinde, Bahçeli altı masanın yürütülme görevini üstlenmekle Öcalan Bahçeli’nin gölgesinde minyatür bir adam olmuştur.

Ağır tecrit koşulları gerekçesiyle yıllarca kitleler aldatıldı. Oysa son dönemde basına yansıyan görüntülerde, Diyarbakır zindanlarında bir deri bir kemik kalan Mazlum, Hayri ve Kemal’in toplamından daha cüsseli olduğu açıkça görülmektedir.

Sonuç olarak; teslimiyet savaştan daha kötüdür. Büyük yenilgi, büyük teslimiyetten daha onurludur. Bu yenilginin en az zararla atlatılması için, yurtsever ve insani niyetlerle PKK’ye katılıp onda bir umut arayan büyük çoğu değerli kadro ve taraftarlarına büyük görev düşmektedir. Devletin iradesi sizin iradeniz değildir. Sizin kabeniz İmralı olmamalı, Kürdistan toprağı olmalıdır. İmralı kendi saplantı ve iradesizliğinin esiri olmuştur.

Teslimiyet ve ihanet içimizdeki özgürlük tutkusunu öldüremez. Önemli olan daha sıkı ve öngörülü olarak ulusal çıkarları başa alarak yeni bir yönelime girmektir. Onurumuzu korumak için dik durmak, bize dayatılan teslimiyete ortak olmamak gerekmektedir.

Yaşasın Kürdistan halkı.

04.02.2026

DİYAR BUDAK

Önceki ve Sonraki Yazılar