Memo Şahin : Afrîn, Girê Sipî, Serê Kaniyê‘den sonra Halep de düştü

Memo Şahin : Afrîn, Girê Sipî, Serê Kaniyê‘den sonra Halep de düştü

.

A+A-

 

Memo Şahin

Bir hafta boyunca Ankara ve Şam, Halep’in Kürt mahallerine yönelik eşgüdümlü bir saldırı gerçekleştirdi ve Şêx Meqsûd ile Eşrefiye mahalleleri islamcı çakalların eline geçti.

Onlarca insan yaşamını yitirdi, yüzlercesi yaralandı ve 150.000 Kürt nine ve dedelerinin asırlardır yaşadığı Halep’ten can telaşıyla Afrîn’e doğru yola düştü.

Şêx Meqsûd ve Eşrefiye mahallerinde geriye kalanlara neler yapılacağını şimdilik bilmiyoruz. Bilmediğimiz bir şey daha var, o da Afrîn’e sığınan insanlardan ne kadarının geriye döneceği.

Afrîn, Ankara tarafından ablukaya alındığında, oradaki Kürt güçleri yüzyılın direnişi çağrısında bulunuyor, kimi TV kanalları zafer marşları çalıp kitleleri sınıra, direnişe çağırıyorlardı.

Halep’te de benzer bir örnek yaşandı, halk direnişe çağrıldı, Rojava’nın diğer bölgelerinden kitleler Halep’e doğru seferber edildi. Çağrıların yankısı hala sürerken Halep el değiştirdi ve  akibetine uğradı Afrîn’in.

Sorulması gereken birçok soru var. Ben birkaçı ile yetineyim.

Birincisi, Halep’teki direniş potansiyeli, kapasitesi bilindiği halde, neden halk direnişe çağrıldı? Yani bu işin, direnişin, kentlerin savunulmasının kıçı kırık iki kalaşnikofla sağlanamayacağı bilinmiyor muydu? Sur ve Cizre’den hiç mi ders alınmadı?

İkincisi ise, madem Halep’te direniş kararı alındı, neden Halep’teki direnişçilerin can yoldaşları, başka alanlarda, HTŞ ve Şam yönetimi ile yüzlerce kilometrelik temas hattında, Halep’teki direnişçilerin nefes almasını sağlacak bir iki eylemde bulunma gereği duymadı?

Bu kadar edilgenliğin nedeni ne?

Afrîn’i geçtim, zira aradan sekiz yıl geçti. Peki, Halep’te yaşanan bu hezimetten sonra Özerk Yönetim ve diğer ilgili taraflar halka ne diyecekler? Halktan bir özür dileyecekler mi, yoksa işi pişkinliğe verip kulak üstü yatmaya devam mı edecekler?

Şayet halkın olan biteni görmediğini, yaşananları ayırt edemediğini düşünüyorlarsa büyük yanılıyorlar.

Böyle düşünüyorlarsa Halep’te Meclis Eş Başkanı Hêvîn Silêman’ın çağrısını, yakarışını, yalvarışını bir kez daha dinlesinler, o çağrıdaki adresin neden kendileri olmadığını, “Nêçirvan Berazani”, “Mesud Berezani” olduğunu bir zahmet anlamaya çalışsınlar.

Yanlış hesabın faturasını Afrîn ve Halep halkı ödedi. Ve terkedildi Afrîn direniş çağrıları eşliğinde ve bunu 2026 yılının şafağında Halep izledi.

Böylelikle de Kürt güçleri Fırat nehrinin batısından şimdilik tamamen sökülüp atıldı. Elde, yine şimdilik diyorum, Fırat’ın doğusu kaldı. Orada da Rakka ve Derazor’un elde kalıp kalmayacağı şüpheli, zira hatırı sayılır bir Arap nüfusun oralarda yaşadığı gözden ırak tutulmamalı. Aşiretlerin çıkarlarına göre hareket edebilecekleri ise unutulmamalı.

Demografik yapısı karışık olan Menbiç, hiçbir direniş göstermeden daha dün el değiştirmedi mi?

Son bir yıldır Suriye ve en son da Halep’te yaşananların Kuzey’de süren, devletin “Terörsüz Türkiye”, PKK’nin ise “Barış ve Demokratik Toplum” diye tanımladıkları süreçle yakından ilgisi ve bağının olmadığı inkar edilemez.

2024 Ekim’inden buyana yaşanan “süreç” başından beri Rojava ve Suriye odaklı gelişti. Aradan geçen süre içinde iyice ayyuka çıktı ki, bu “süreçten” asıl olarak ve en başta Rojava’nın düşürülmesi, Kürtlerin teslim olması amaçlanıyor.

Bu nedenle de buna beka sorunu adını verdi, Bahçeli ve Erdoğan. Türkiye ve Suriye’de Kürtsüz bir geleceğin adı ve formülasyonudur beka, kısaca.

Ve tek, tek diye formüle etti Suriye Enformasyon Bakanı bunu: ““Tek devlet, tek hükümet, tek ordu”. TC’nin Savaş Bakanlığı (MSB) ise perçinledi beka meselesini bir kez daha: “Ülkemiz, 'Tek Devlet, Tek Ordu' ilkesi doğrultusunda Suriye’nin birliği ve toprak bütünlüğü temelinde, terör örgütleriyle mücadelesini desteklemektedir".

MSB’nin bu açıklamasını herkes anlasın diye şu şekilde tercüme etti Odatv: “Sahadan gelen özel bilgiler ve görüntülerde, Türkiye’nin teknik düzeyde destek sağladığı ve bölgede Türk İHA’larının uçuş yaptığı yönünde bilgiler de yer aldı”.

“Türkiye’nin operasyonun her aşamasında aktif rol oynadığını, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın anbean bilgilendirildiğini ve Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı ile MİT’in tam koordinasyon içinde çalıştığını” yazdı Selvi, Halep düştükten sonra.

Ve topa girdi kirli işlerin başrol oyuncusu Hakan Fidan: “(Suriye’de) Zaman ulusal birlik zamanıdır. Ama maalesef SDG yürüyen bütün süreçlerin olumluluğuna rağmen pozitif adım atmakta direniyor, atmıyor. Yani Türkiye’de bir iklim var, Ada’dan gelen mesajlar var, onlara yazılan direkt mektuplar var, verilen talimatlar var. Buna bile bir direnen akıl var”.

Ne diyordu 9 Ocak tarihinde Mazlum Kobani: “Şêx Meqsûd ve Eşrefiye Mahalleleri İç Güvenlik Güçleri kahramanca direniyor... QSD olarak diyoruz ki, eğer saldırılar artarsa ve oradaki halkımızın varlığı tehdit altına girerse, sessiz kalmayacağız... Bu saldırılar, her iki mahallenin Kürt sakinlerinin askeri güçler tarafından yerlerinden edilmesini amaçlayan eylemlerdir ve bu bir savaş suçudur... Bu saldırılara karşı duracağız”.

Peki niye saldırılara karşı durmadı SDG ve Mazlum Abdi?

Evet, Halep’te direnenler de, soykırım yapıldığını söyleyen ve ellerinde devasa bir güç olduğu halde edilgen kalanlarda aynı örgütün mensup ve taraftarları, ne yazık ki!

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar, “Batı, Kürtlere onur borçludur" dedi. Evet Batı’nın Kürtlere onur borcu olduğu kesin. Özerk yönetim, PKK ve bir bütün olarak Kürtlerinse Afrîn, Girê Sipî, Serê Kaniyê ve Halep’te yaşayanlara kocaman bir vicdan borcu var!

Ve soruyor insanlar: “Kürt Alfabesi’nin Q, X ve W harfleri dahi özgür değilken, tek bir siyasi tutuklu salıverilmemişken, kayyumlar devam ederken, ne süreci heval, katliam var, katliam?”

Noktalarken Rûdaw kanalının hakkını da teslim etmeliyim. Sesi ve soluğu oldu Rûdaw, Halep halkının!

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.