Kürtler: Yıkımın İçinden Doğan Hakikat Yolculuğu
Kürdistan'da bir şey oluyor.
Sessiz değil, görünmez hiç değil. Tarihsel bir hareketlenme bu. Dipten gelen, bastırılamayan.
Bir asırdır bedel ödüyor Kürtler. Az değil.
Katliamlarla, sürgünlerle, yakılmış şehirlerle. Haritalardan silinen köylerle. Yerinden edilerek, kimliksizleştirilerek, inkâr edilerek. Bu bir "çatışma" değildi; sistemli bir yok etme siyasetiydi. Ve dünya uzun süre izlemekle yetindi.
Şengal'de insanlık çöktü.
Kürt kadınları pazarlarda satıldı. İnanç adına, ama aslında iktidar adına. Orta Çağ karanlığının modern silahlarla yeniden sahneye çıkışıydı bu. Saddam Hüseyin döneminde Kürt kadınları, küvetlerde Arap şeyhlerine sunuldu. Bedenleriyle aşağılanan bir halkın onuru hedef alındı. Dersim'de aynısı oldu. Zilan'da. Ağrı'da. Yöntemler değişti belki, zihniyet hiç değişmedi.
Sömürgeci akıl buydu.
Vekâlet güçleriyle yürüyen, yerli işbirlikçilerle derinleşen bir imha düzeni. Kürtler bu düzenin merhametine hiç bırakılmadı. Ama beklenen olmadı.
Çökmedi Kürtler.
Her şey tamamlanmadı belki, ama büyük bir eşik geçildi. Bugün Kürt halkı yalnızca hayatta kalan bir topluluk değil; hakikati arayan, hakikati kuran bir özne. Ortak hafızaya yaslanan, kolektif bir irade inşa eden bir halktır artık. Bilinç büyüdü. Direnç derinleşti. Hakikat yolculuğu tam da burada başladı.
Mezhep denilerek ayrılanlar, bölge denilerek koparılanlar, parti denilerek karşı karşıya getirilenler...
Hepsi çözülüyor yavaş yavaş. Birbirine yaklaşan bir halk var. Birlikte kentleşen, birlikte düşünen, birlikte geleceği kurmak isteyen. Eğer bu ruh daha önce var olsaydı, Kerkük bu kadar kolay düşmezdi. Efrîn bu kadar sahipsiz kalmazdı. Tarih başka yazılırdı belki. Ama tarih, "keşke"lerle değil; derslerle ilerler.
Bugün o dersler ayakta.
Birlik, Kürt halkı için artık bir temenni değil; tarihsel bir zorunluluk. Toplumda karşılığı olan, moral yaratan, güven üreten bir gerçeklik. Qamişlo'da hissedilen de budur. Duhok'ta, Cizîr'de görülen de. Sadece diplomatik temaslar değil; halkın ruh hâlidir büyüyen.
Ve tam da bu yüzden, tehdit dili yükseliyor Ankara'dan.
Kendini tek güç sanan bir devlet refleksiyle. Panik hâlinde. Gürültülü ama içi boş. Kürtler arasındaki eski bölünmüşlüğü diriltmek isteyen bir akıl devrede. Tarihi geriye sarmaya çalışan bir korku.
Eski bir istihbarat şefi, bugün dışişleri bakanı sıfatıyla, Türk devleti adına Kürtleri tehdit ediyor. Kendi köklerine yabancılaşmış bir dille. Oysa mensubu olduğu Hesena Aşireti, Rızayê Xelît gibi direnişçileri, Seyîdxanê Ker gibi yiğitleri bu topraklara vermiştir. Bu mirası inkâr edip başkasının kimliğine sığınmak, bir güç gösterisi değil; tarihsel bir kopuştur.
Uluslararası kamuoyuna açıkça söylemek gerekir:
Kürtler artık bir "dosya" değildir. Bir "güvenlik başlığı" hiç değildir. Kürtler, Ortadoğu'nun kilit halkıdır. Bölgede değişim isteyen herkes için vazgeçilmez bir özne hâline gelmiştir. Kürtlerle yan yana durmadan ne demokrasi kurulur, ne barış gelir, ne de yeni bir sistem ayakta kalır.
Rojava'da olan biten budur.
Tehlikelere rağmen ayakta kalan bir halk iradesi. Kendi stratejisiyle yürüyen bir hakikat yürüyüşü. Güney Kürdistan'da da benzer bir dönüşüm kapıdadır. Kerkük'ün, Efrîn'in yeniden özgürleştiği bir 2026, hayal değil. Tarihin yönü bunu işaret ediyor.
Bu yüzden çağrımız nettir:
Kürt halkının mücadelesi yalnız değildir.
Bu mücadele, insanlık onurunun mücadelesidir.
Ve artık gizlenecek bir şey yok:
Bu kez Kürtler seyirci değil.
Bu kez Kürtler, hakikatin yürüyüşündedir.


YAZIYA YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.