Kötülük ve İşbirliğinin Normalleştirilmesi AMED DİCLE VE ….
Şefik Çolak
Cezaevleri kolonyalist devletlerin uzun yıllar kâbusu olmuştur. Egemenlik sistemleri direnişçilerden kurtulmanın ve onları etkisizleştirmenin çarelerini hep aramışlar. Başarılı olma oranları konusunda yapılan bilimsel bir çalışmaya rastlamadım. Umarım Kurdistan’ın üniversiteleri ve akademisyenleri konuyu tez çalışması yaparlar. İki yüz (200) yıldır Kurdistan’ı işgal edenler aralıksız aynı şeyi yapıyorlar.
Akademisyenlerin bilimsel bir çalışma için en fazla veri bulabileceği yer Kurdistan ve üzerinde yaşayan milletlerdir.
Direnişçileri etkisiz yapmak için denenen yöntemlerin bazıları:
- Katletmek
- Sürgün etmek
- Cezaevlerine sokmak
- Yaşadıkları bölgeleri ağır tahribata ve talana tabii tutmak. Geçim derdine mahkûm etme
- İç iktidar ve çıkar çatışması yaratmak.
Katletme sömürgecilere uzun vadede yarar sağlamaz. Kalanlarda güçlü intikam duygusu gelişir. Daha fazla sömürü için ihtiyaç duyulan işgücü azalır.
Kurdlerde toprak temelli milliyetçilik güçlüdür.[1] Tarihimiz sürgünden dönenlerin hikâyeleri ile doludur. Son 40-50 yıl hariç sürgün edilen Kurdlerin tamamına yakını vatanlarına dönmüşler. Bunun bir nedeni de Kurdlerde alanını koruma duygusunun gelişkin olmasıdır.[2] 1980 sonrası göçlerin önemli kısmı sürgün şeklinde olmayıp Kurdler adına bazı gurupların da katkısı sağlanarak devreye sokulan projenin sonucudur. Zorunlu/gönüllü göç şeklinde gerçekleştiği için geri dönüş minimum seviyelere düşmüştür.
Cezaevleri rehin tutma görevi gördüğü için geçici hizmet görmüş ama zamanla kolonyalistlerin altından kalkamayacakları tepkilerin gelişmesine neden olmuştur. Son yüz yılda direnişçiler cezaevlerini birer eğitim kampına çevirmeyi başarmışlar. Yenilgiler sonrası yeniden direniş örgütlemelerinin başını cezaevlerinden çıkanların çekmesi unutulmamalıdır.
Bunu gören kolonyalist sistem cezaevlerinin yapısını ve yaşam koşullarını değiştirmiş. Gerçek anlamda eğitim yapıldığı yer olma koşulu ortadan kaldırılmıştır. İnançlı direngenler her koşulda kendilerini ve eğitimlerini geliştirme koşulunu yaratabilme kapasitesine sahipler. Kendi tedbirini alan sistem bazı grupların tek tip ve ezbere dayalı hayali teoriler üzerine inşa edilen eğitim çalışmalarını görmezden gelmiş. Hatta ortam sağlayarak destek vermiştir. Tarihi yok sayma anlayışı Kolonyalistlerin işine geliyordu. Bu çerçevede verilecek eğitim sonuçta projenin gerçekleşmesine hizmet ettiği gibi o gönülden direngen olmaya hazır kişileri düşünemez ve yorum yapamaz hale getiriyordu.
Bu tekçi ve emirleri sorgulamayan yapı zamanla cezaevlerinde kendi arkadaşlarına karşı suç işleyen insanlara bunları dönüştürdü.[3] Fiilen suç işlemeyenler de sessiz kalarak yapılanlara ortak oldular ve hala onun ezikliği içinde aynen davranır oldular. Sistem fiziken izole etmeye elverişli cezaevleri yaptığı için amacına uygun zaten başarılar elde etti. Tekçi yapı ise yarattığı sistemle tecrit içinde tecrit yaratarak zaten kolonyalist sisteme büyük hediye vermiş oldu.
Bu nedenle cezaevleri son otuz yılda mafya ve paramiliter yapıların insan kaynağı oldu. 1980 sonrası bu kadroların kimlerden oluştuğunu bilmeyen kalmadı. Devlet o dönemde solcular ve sağcılar arasından kadrolu[4] eleman devşirirken son otuz yılda kendi iç hesaplaşmaları dışındaki işler için Kurdlere yönelmiş bulunmaktadır. Yeni proje ile devasa bir olanağa da sahip olacaktır.
Siyasi nedenlerle cezaevlerinde bulunan herkes önemlidir. Hoşgörü ile bakılmalı, korunmalı ve desteklenmelidir. Aynı yaklaşımı yılgınlık gösterenlere de göstermeliyiz ama “KARDOLAŞANLARI” tanımazsak zamanla onların yarattığı tahribata mahkûm olmak zorunda kalırız.
Kolonyalist sistem fazla sayıda kadro elemana ihtiyaç duymaz. Onları, etkin olacaklar, siyasi yapıların içine sokarsa az sayıda kişi ile maksimum verimi elde eder.
Bizim için önemli olan Kurd siyasi partileri, ortak çıkar, düşünce ve inanç gurupları veya kurumları içine yerleştirilenlerdir. Bunların bilinçli kadro olması bile çok önemli değildir.
Bunların en önemli ortak özellikleri şunlardır:
- Sürekli görüş değiştirirler,[5]
- Kendilerinden farklı olan her Kurdü düşman görürler. Eleştirmezler suçlarlar,[6]
- Görevlerini yerine getirmede yorulmak nedir bilmezler,[7]
- Yalanları net bir şekilde belli olsa ve yüzlerine vurulsa da utanmazlar.
Bunlardan biri de AMED DİCLE’dir. Onun geçmişine bile bakmaya gerek yoktur. Sadece her satırında emeğinin olduğu “Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa (İmralı Notları)” kitabına bakmak bile yeterlidir.[8] Kitaptaki bilgiler önemlidir ama ondan daha önemli olan yazım dilidir. İttihatçıların kullandığı dil olduğunu biraz dikkatli okuyanlar hemen fark eder.
Kurdler, kişiler üzerinden yorumlar ve analizler yapmayı bırakmalı ama sayısı az olan bu kadroları iyi tanımalıdır.[9] Kurdistan’ı kuracak olanlar mürit olan değil düşünerek hareket eden Kurdler olacaktır.
Şefik Çolak
Endüstri Mühendisi
17/07/2026
[1] Sevgili İsmail Beşikçi veya İbrahim Gürbüz anlatmıştı. Mîr Bedirxan döneminde bir iki aşiretin liderleri vergi vermeyi ret ediyorlar. Danışmanları durumu Mîre bildiriyorlar. Bunun üzerine ilgili aşiretlerin ileri gelenleri Cizîre davet ediliyor. Mîr neden vergi vermeyeceklerini sorduğunda misafirler bunun doğru olmadığını, kendisine yanlış bilgi verildiğini ve vergilerini vereceklerini söylerler. Mir durumu yardımcılarına anlatıyor ve onlara kızıyor.
O gece yardımcı ilgili aşiret liderlerinin memleketlerinden birer avuç toprak getiriyor ve gizlice onların yataklarının altına koyuyor. Sabah bunlar uyandıktan sonra Mir onlara kahvaltı veriyor. Kahvaltıda onlara ne zaman ödeme yapacaklarını soruyor. Onlar Mire kızarak vergi vermeyeceklerini söylüyorlar.
[2] Yusuf Ziya Döger, Kürd Aşiretlerinde Alan Koruma, Sitav yayınları
[3] Cezaevlerinde yapılan iç infazlar incelendiğinde korkunç tablo ile karşılaşıyoruz. Bunu yapan, alkışlarla destek veren veya sessiz kalarak izleyenler psikolojik sorun yaşarlar ve zamanla biat eder hale gelirler. Müritleşenler süre geçtikçe gücü elinde bulunduran kim ise ona biat eden insanlar olurlar.
[4] Kadrolu eleman derken sadece herhangi bir kurumun resmi memuru olmaktan bahsetmiyorum. Şekillenen yeni özelliği ile bilerek veya bilmeyerek sistemin ihtiyacını giderenlerin tümü anlaşılmalıdır.
[5] Bağlı oldukları kurumların veya biat ettikleri kişilerin görüşleri oluşan değişikliğe saniyesinde uyarlar ve yeni görüşü kutsamaya başlarlar. Bir saat önce savunduklarının önemi kalmaz.
[6] Özellikle basında yer alanların yazdıklarına ve söylediklerine sadece bir yıllık bir süreç içinde bakıldığında akıllı olan herkes arkasındaki gerçeği görür. Kullandıkları kelime sayısı bile sınırlıdır.
[7] Örneğin: Bir MİT görevlisi ve biat ettiklerinde biri Amed Dicle’ye bir not yollasa ve bu notta “en acımasız şekilde kendine küfür et” yazılsa. Birkaç saniye içinde Amed Dicle televizyona çıkar ve kendisine küfür eder. Buna da ideolojik bir kutsiyet biçer. Ne kadar görevlerine sadık oldukları bilinmelidir.
[8] Bu kitabı okuduktan sonra sevgili Selim Çürükkaya’ya sormuştum. “Sen bunları iyi tanırsın. Yazılanları göremeyecek kadar cahiller mi?” Bana verdiği cevap ise şuydu “Kurdleri yazılanlara alıştırmaya çalışıyorlar, bilinçli bir politikadır.”
[9] Bunları Kurdler iyi tanımaz ve gerçek yerlerine oturtmaz ise daha nice Arkaşlar (Sekreterya Üyesi gibiler) bize hayal tacirliği yapacaktır.

