KONTROLLÜ KAOS VE VEKÂLET SAVAŞLARINDA “TERCİH” (I)
Cano AMEDÎ
Yakın zamanda Zbigniew Brzezinski’nin “TERCİH” adlı kitabını okudum. Kitap “İnkılap Yayınevi” tarafından basılmış; içerik olarak dünya siyaseti ve küresel güvenlik doktrini ekseninde Brzezinski düşüncelerini okurla paylaşıyor. Yazarın Amerika’da yıllarca “Ulusal Güvenlik” konularda danışmanlık yapması ve fikir sahibi olması kitabı çekici kılıyor. Dolaysıyla, Brzezinski’nin “Tercih” perspektifinden günümüzün küresel Kaos ve Vekalet savaşlarına projektör tutmak, Amerika’nın olası senaryo ve “Tercih”lerini anlamak açısında okumakta yarar vardır.
Polonya kökenli Amerikalı siyaset bilimci, ABD’nin eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Zbigniew Brzezinski’nin 2004 yılında kaleme aldığı Tercih: Küresel Hakimiyet mi, Küresel Liderlik mi? (The Choice: Global Domination or Global Leadership) adlı eseri, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından tek süper güç olarak kalan ABD’nin önündeki en kritik stratejik seçimi masaya yatırır. Brzezinski, kitabında salt askeri güce ve tek taraflı dayatmalara dayanan bir “küresel hâkimiyet” arayışının uzun vadede sürdürülemez olduğunu savunur. Ona göre kalıcı istikrar, ABD’nin müttefikleriyle küresel bir konsensüs kurduğu, uluslararası hukuku gözettiği ve meşruiyete dayalı bir “küresel liderlik” sergilemesiyle mümkündür. Kitabın ana hedefi, Washington’ın neo-muhafazakar (neo-con) çevrelerce körüklenen “tek taraflı müdahalecilik” tezinden kaçınmasını sağlamak ve Amerikan gücünü rızaya dayalı küresel bir sistemle tahkim etmek gerektiğini ifade ediyor. Ancak Avrupa, Asya ve Yakın Doğu bağlamında Amerika’nın mevcut ilişki seyrinin realitesi farklı soruları beraberinde getiriyor.
Brzezinski, satır aralarında vermek istediği temel siyasal mesaj; “salt kaba gücün, küreselleşen dünyada yükselen yeni dinamikleri, ulusal uyanışları, asimetrik tehditleri ve bölgesel güç odağı arayışlarını yönetmeye yetmeyeceği” gerçeğidir. Kitap, özellikle 11 Eylül sonrası Bush yönetiminin başlattığı “Terörle Küresel Savaş” doktrinini ve tek taraflı hamleleri eleştirir ve ABD’nin Afganistan, Irak ve diğer ülkelere yapacağı müdahalelerin Domino Teorisi gibi bir sonuç doğurmayacağını dile getirir. Brzezinski’ye göre, “Amerika kendi değerlerinden ve müttefik dayanışmasından uzaklaşarak bir imparatorluk gibi davranmaya başladığında, aslında kendi çöküşünü hazırlamaktadır.” Brzezinski’nin kitabında verdiği mesaj nettir: “Dünyaya hükmetmek ile dünyaya liderlik etmek aynı şey değildir.” Ona göre gerçek liderlik, küresel kırılganlıkları yönetebilme ve diğer aktörleri ortak çıkarlar etrafında organize edebilme kabiliyetidir.
Bugün geriye dönüp yakın tarihe baktığımızda, Afganistan’dan Irak’a, Suriye’den Ukrayna’ya, Tayvan Boğazı’ndan Afrika’daki iç kargaşalar ve askeri darbe hatlarına kadar tanıklık ettiğimiz “kontrollü kaos” ve yoğunlaşan vekalet savaşları, Brzezinski’nin işaret ettiği bu stratejik dönüşümün ve aslında ABD’nin yaptığı “tercihlerin” doğrudan bir yansıması olarak değerlendirmek mümkün.
Brzezinski’ye göre ABD rızaya dayalı kapsayıcı bir küresel liderlik kurmak yerine tek taraflı hâkimiyet kurma refleksine yönelmiştir. Bu durum, sistemik bir meşruiyet krizine yol açmış ve çok kutuplu bir dünyanın kapılarını aralamıştır. Bugünün vekâlet savaşları, küresel hegemonyanın zayıfladığı ve bölgesel güçlerin Rusya, Çin, İran vb. güç odaklarının boşlukları doldurmak için hamle yaptıkları, vekâlet savaşlarına ağırlık verdikleri bir geçiş dönemi krizi olarak değerlendirilmektedir.
Brzezinski’ye göre, Avrasya’da rakip bir gücün veya ittifakın, Çin-Rusya eksenin yükselmesini engellemek, Amerikan dış politikasının başlıca hedefi olmalıdır. Günümüzdeki gelişmelerin bu kontrollü kaos stratejisinin bir gereği olarak, tarafların rakiplerini vekalet savaşları, güdümlü bölge devletleri üzerinden yıpratma, çevreleme ve kaynaklarını tüketme siyasetine yöneldiklerine tanıklık ediyoruz. Özellikle son yüzyılda Kürt milleti hariç Ortadoğu’daki mevcut ulus-devlet sınırlarının yarattığı gerilimler, egemen güçler için bir çıkar alanı, çatışma zemini ve hâkimiyet şansını sunmuştur.
Brzezinski’nin “küresel hakimiyet mi, küresel liderlik mi?” sorusuna cevap ararken, Amerika’nın Ortadoğu zemininde ve özellikle ABD’nin Kürt politikası ve izlediği somut siyaset düzleminde Washington’ın Kürt aktörlerle olan ilişkisini kalıcı, normatif bir “küresel liderlik” ortaklığı olarak mı, yoksa dönemsel, pragmatik bir “küresel hakimiyet ve dengeleme” aparatı olarak mı kurguladığı sorusu kadar bunun cevabı da bir o kadar önemlidir. Bugün, bölgedeki kontrollü kaos ortamının taraflarına ve ilgili aparatlarına baktığımız zaman ABD’nin Kürt politikasında, ideolojik veya insani bir eksenden ziyade, tamamen kendi devlet çıkarları ekseninde, “Bölgesel Güç Dengesi” konsepti üzerinden “İran’ı çevreleme, Irak’ı dengeleme ve Türkiye’yi NATO ekseninde memnun etme” başlığı altında bir siyaset tercih ettiğini görüyoruz. Özellikle 1991 Körfez Savaşı’ndan bu yana hem Bağdat’taki merkezi otoriteleri hem de bölgedeki İran nüfuzunu sınırlamak amacıyla Amerika’nın bazen yerel bir müttefik olarak Kürtlere dair bir parantez açtığını görüyoruz.
Amerika’nın Güney Kürdistan’daki Federe Yönetime ilişkin politikası dönemseldir. Bugüne değin kalıcı ve stratejik bir politika geliştirmediğini, aksine çözümsüzlük iklimini tercih ettiğini, İŞİD saldırıları sonrası takındığı tutumuyla göstermiştir. Sürecin hassasiyeti ve ihtiyaca binaen Irak’taki durumu değerlendirirken, kimi zaman Amerikalı yetkililerin “Biz birleşik Kürdistan, güçlü bir Irak’tan yanayız” diye mesajlar paylaştıklarını biliyoruz. Ancak bu mesajlar “çelişkilerin kontrollü yönetimi ve tarafları dengeleme” siyasetinden vazgeçtikleri anlamına gelmiyor; belki de tam da bu siyasetin ifadesidir.

