Kırımın var ettiği mekan olarak Dersim

Kırımın var ettiği mekan olarak Dersim

.

A+A-

Bilmez Hocadan Tarih Tersleri

Türk-ulus devleti için bir yanda Anadolu’nun çeşitli yerlerinde kümelenmiş yönetilebilir veya içerimlenebilir olduğu düşünülen Türk Aleviliği-Bektaşiliği, beri yanda ancak kırımla halledilebileceği’ düşünülen Dersim Kürt Alevi/Kızılbaşlığı mevcuttur.

Tarih Terslerinde bir süreliğine ele almayı planladığım Dersim '38' veya 'Dersim Meselesi' ile ilgili yazı dizisine "Farklı Düzlemlerde Farklı Dersimler" yazısıyla başlamış ve Dersim kavramının idari ve fiziki coğrafya olarak neye tekabül ettiği konusunu ele almaya çalışmıştım.

Özellikle Dersim ’38 tartışılırken sanki herkesin aynı şeyi kastettiği ve anladığı düşünülerek kullanılan Dersim kavramının siyasal-idari taksimat ve fiziki coğrafya düzleminde farklı anlamlara gelebileceğini göstermeye çalıştığım ilk yazıdan sonra, bu ikinci yazıda dilsel, inançsal ve ‘kültürel’ boyutu içeren beşeri coğrafya düzleminde Dersim’in kapsamı ve sınırlarına bakacağım.

Asıl konumuz olan Dersim ’38 ile dolaysız ilgili olan Dersim’in bu düzlemdeki anlamı ve sınırları, 1935-47 arası uygulanan Dersim-Kırım sürecini anlamak, yazının sonunda ele alacağım, günümüzün Dersim algısında belirleyici olan kırımın çizdiği sınırlar ve kapsamı anlamak için de elzemdir.

BEŞERİ COĞRAFYA DÜZLEMİ (DİLSEL-İNANÇSAL-KÜLTÜREL BOYUT)

Büyük Dersim coğrafyası beşeri coğrafya düzleminde, yani dilsel-inançsal-kültürel boyutuyla ele alındığında, değişik dillerden ve inançlardan grupları barındıran bir coğrafya söz konusu olduğu için, ‘iç Dersim’ veya ‘deruni Dersim’ denilen asıl dağlık bölgeyle sınırlı, çoğunluğu Zazaca konuşan Kızılbaşların/Alevilerin yaşadığı daha dar bir alan gelir gündeme.

Dilsel çoğulluk bağlamında, Zazaca dışında (özgün varyantlarıyla) TürkçeErmenice ve Kurmanci konuşulan ve Dersim demografisinin önemli bir kısmını oluşturan toplulukların da çok uzun bir süreden beri yaşadığı bir bölge olarak bilinir burası.

Bence belirleyici olan din/inanç bağlamında baktığımızda, Osmanlı Devleti’nde ve Türkiye Cumhuriyeti’nde ‘azınlık’ konumunda olan Alevi/Kızılbaşların her zaman çoğunluk olarak yaşadıkları müstesna bir bölge olarak görürüz Dersim’i. Bölgenin ‘dışarıdan’ gelebilecek (devlet başta olmak üzere) ‘yabancı’ güçlere geçit vermez nitelikte dağlık olması, bunda önemli, belki belirleyici rol oynamıştır.

Bu durum, bir yandan ‘öteki’lerin varoluş mücadelesinde işlevsel bir sığınak coğrafya niteliğini gündeme getirirken, zaman zaman buradan ‘dışarı’ yayılmalar, aynı zamanda bir tür ‘kaynak coğrafya’ niteliği taşır veya böyle bir algıya yol açar.

Nitekim, Anadolu’nun diğer birçok yerindeki Alevi topluluklarının kendi kadim kökenlerini veya köklerini aradıkları, adeta ‘anayurt’ niteliğinde bir coğrafya olarak hayali/soyut bir Dersim toposu çıkar bazen karşımıza.

Diğer yandan, Dersim Aleviliğinin bugün Anadolu’da yaşayan Alevi/Bektaşi toplulukların inancından farklı olarak- özellikle pratikte- taşıdığı özellikler, günümüzün ‘konvansiyonel’ Anadolu Alevi/Bektaşiliği inancından ayrı bir inanç grubu olarak - 'Kızılbaş inancı' adıyla - tanımlanması gerektiği iddiasına da yol açabilmektedir.

Sonuç olarak, Dersim ’38 bağlamında bölgede (modern öncesi toplumlarda yaygın ve ‘normal’ olduğu üzere) kolektif kimlik tanımında inancın asıl belirleyici olduğunu söylemek mümkündür. Nitekim, bilinmektedir. Bu çerçevede, 1930’larda Dersim, çoğunluğu Alevi/Kızılbaşlardan oluşan bir coğrafyadır ve dışarıdan (özellikle Ankara’dan) bakıldığında beşeri coğrafya bağlamında ilk görülen özelliği budur.

Hem Osmanlı hem Türkiye Cumhuriyeti döneminde Alevi/Kızılbaşlık kimliği ve merkezi otoritenin kontrolü dışında olmak, Dersim’de kırımı amaçlayan askeri harekatların öncelikli sebeplerinden ilk ikisidir.

Ancak Birinci Dünya Savaşı sonrasında, Koçgiri (1921), Şeyh Sait (1925) ve Ağrı/Zilan (1928-30) silsilesi takip edildiğinde, İttihatçı akılla devleti yeniden kurgulayıp/yapılandırıp yönetenler için ‘Kürtlük’, diğer gerekçelerden daha az ehemmiyetli değildi.

Dönem itibariyle Dersim’deki halk için bu algının ne kadar ve nasıl geçerli olduğu tartışılır. Fakat Türk-ulus devletini inşa edenler için bu durum barizdir.

Bir yanda Anadolu’nun çeşitli yerlerinde kümelenmiş ama yönetilebilir veya içerimlenebilir olduğu düşünülen Türk Aleviliği-Bektaşiliği, beri yanda ancak ve ancak kırımla, katliamla halledilebileceği’ düşünülen Dersim Kürt Alevi/Kızılbaşlığı mevcuttur.

Yakın zamanlara kadar kesil(e)memiş organik ilişkiler nedeniyle, Alevilik inancı Dersimlilerin bölge dışındaki Alevi coğrafyalar ve topluluklarla bağlarını kesintisiz bir şekilde devam ettirmiştir.

Bu bağlamda, ‘ocak sistemi’ aracılığıyla yakın zamanlara kadar kuşaklar arası aktarımı mümkün kılmış karmaşık yapısı ve Ortodoks İslam’dan çok uzak teolojisi ve pratiğiyle Dersim Aleviliği (Alevi-Kızılbaşlığı), Dersim’38’in hedefini ve nedenlerini tartışırken en önemli unsurlardan biri olarak çıkar karşımıza.

Öyle ki Anadolu Aleviliğine bazıları tarafından ‘halk İslam’ı’ veya ‘heterodoks’ denilmesinden yola çıkarak, Dersim Alevi-Kızılbaşlığına ‘halk İslam’ının halk İslam’ı’ veya ‘heterodoksun heterodoksu’ olarak bakabiliriz.

Özellikle iç-Dersim için geçerli olan bu gerçekliğe eklenmesi gereken önemli bir unsur şudur: Osmanlı dönemi katliamlarından ve soykırımdan kurtulan çok küçük sayıda Ermeni Gregoryen topluluk, Alevi/Kızılbaş toplulukların dayanışmacı tavrı sayesinde, bu bölgede varlıklarını dağınık bir şekilde sürdürmüşlerdir. Çoğu kadim Dersim halkını oluşturan bu topluluklar içinde, katliamlardan ve soykırım sırasında Dersim dışındaki bölgelerden kaçarak buraya sığınmayı başarmış olanlar da bulunmaktadır. Tarihi hakkında az şey bildiğimiz bir Alevi-Kızılbaşlaşma süreci sonunda, 1930’lara gelindiğinde inancı ve konuştuğu dili değişmiş, ama ‘Ermeni kökenli’ olduğu halk tarafından iyi bilinen bu topluluklar kırım sürecine kadar varlıklarını sürdürmüşlerdir. Ne kadar ‘gönüllü’ veya ne kadar ‘zorunlu’ olduğu tartışılması gereken bir süreç sonucunda din değiştirerek veya dinini sentezleyerek Alevi-Kızılbaşlar arasında yaşayan bu ailelerin devlet tarafından özenle kaydedildiği, 1937 ve özellikle 1938 sürecinde görülecektir.

Dersim’in periferisinde yer alan küçük Sünni toplulukları da katarsak, karmaşık Dersim inanç haritasını kaba hatlarıyla yaklaşık olarak tamamlamış oluruz. Bu toplulukların Elazığ sınırındaki, devlet tarafından görece daha erken bir dönemde ve yoğun bir şekilde içerimlenmiş veya sisteme daha çok entegre olmuş tarıma uygun alanlarda yaşadıklarını eklemek gerekir. Nitekim, Dersim’38 sürecini doğru anlamak için bu bilgi hayati önemdedir.

Ondokuzuncu yüzyılın başından itibaren sürekli değiştirilen idari taksimatla hiçbir zaman örtüşmeyen tahayyül edilmiş Dersim coğrafyası içinde, Türkçe veya Kurmanci Kürtçe konuşan Sünnilerin yoğun olarak yaşadığı ve tarıma daha elverişli alanlardan oluşan ÇemişgezekPertek ve Çarsancak bazen beşeri coğrafya bağlamında Dersim’in dışında sayılabilmektedir.

Diğer yandan, beşeri coğrafya bağlamında Dersim’in çok önemli ve belki de belirleyici bir unsuru da aşiret yapısıdır.

Bu unsur, Dersimlileri (siyasi-idari taksimat ve fiziki coğrafya bağlamında) ‘çevre’ bölgelerle birleştirdiği için Dersim’in beşeri coğrafyasının kapsamı ve sınırları bir kez daha muğlaklık ve çok katmanlılıktan dolayı çizilemez olur.

Şeyh HasanlıSeydanlı ve Desimli adları altında toplanabilecek olan, aralarındaki karmaşık, ama sağlam bağları modern zamanlara kadar sürdüren aşiretler ağı üzerinden Dersim’in sınırları farklı (ama en az diğerleri kadar makul) bir şekilde çizilebilir. Yapılabilse bu, en az diğer sınırlar kadar makul olur.

Bu durumda doğusundaki ve güney doğusundaki sınırlar iyice değişeceği ve giriftleşeceği gibi, batıda Koçgiri aşiretleri de dahil edildiğinde kapsamı çok genişleyecektir.

Bazen ‘Geniş Dersim’ tanımlaması yapılmasına zemin oluşturan bu gerçeklik, günümüzde bazen keyfi (tahayyül edilen) Dersim coğrafyası tanımlamalarına da yol açabilmektedir.

*****

KIRIMIN VAR ETTİĞİ MEKAN OLARAK DERSİM

İdari, fiziki ve beşeri Dersim coğrafyasının ötesinde, bizatihi 1937-38 Dersim Kırımının yarattığı bir Dersim coğrafyası gerçekliği vardır.

Kırıma uğramış fakat bugünkü Tunceli sınırları dışında kalan kimi yerler, mesela Munzur Dağlarının kuzeyindeki Erzincan köyleri de kırımın var ettiği Dersim’e dahildir. Bizzat Dersim-Kırım gerçeği orayı Dersim, oralıları Dersimli yapar. Erzincanlı Alevi Kürt köylülerin toplanarak toplu kıyıma uğratıldığı Zini Gediği vakası bile tek başına bu farkındalığı yaratmaya yeterlidir.

Devletin kendilerini zorla kopardığı din (Alevilik/Kızılbaşlık), dil (yöresel varyantlarıyla Zazaca ve Kürtçe) ve kültür (dağlık bölgenin ortak özel folklorik ve sosyolojik özelliklerini içeren ve her dinden ve dilden bölge halkının paylaştığı Dersimlilik) olarak soyut anlamda Dersim, bugün Türkiye’nin ve dünyanın her köşesinde yaşayan insanların belleklerinde ve yüreklerinde bir yere (topoya) verdikleri addır.

Belleklerde her yere taşınan bu Dersim, geleneğin icadı mekanizmalarıyla tahayyül edilen bir yok yere (ütopyaya) tekabül edebileceği gibi, içi halk adaleti, cennet benzeri dayanışma, Rousseaucu soylu vahşilik (noble savage) ve benzeri unsurlarla doldurulduğunda yok olmuş (ve belki bir gün yeniden var olacak) cennet yere (ütopyaya) daha çok benzetilmektedir.

Yok edişin adı olan Tertele veya Dersim ’38 bu yok edilişin dönüm noktası bir milat olarak çıkar karşımıza.

Türkçe ve Zazaca modern şarkı ve türkülerde dışa vuran yüreklerdeki Dersim ise geleneğin icadına eşlik eden aşırı doz romantizmle birlikte yüceltmenin ve mistifikasyonun olduğu kadar, özellikle ağıtlarda büyük acının, inanılmaz haksızlığın ve kahramanca direnişin de yeridir.

Bunlara dayalı kimlik(ler) olarak Dersimlilik(ler) ise icat edilen geleneklerle içi doldurulmuş bir olgu olarak, esasında Dersim’38 tarafından belirlenir. Ancak bu bağlamda Dersimli kimliği de bireysel düzeyde veya aile ve aşiret düzleminde halı altına atılarak hala yüzleşilmemiş hikayeler ve kökenden/tarihten bağımsız bir sahiplenme zihniyetine ve duygusuna dayanır.

Devlet aklında Dersim’in neresi olduğu, özellikle soyut anlamda belki biraz daha nettir, ama sınırları söz konusu olduğunda aynı belirsizlik/muğlaklık ve çok katmanlılık/anlamlılık orada da geçerlidir.

Esasen oldukça dar bir alanda, çok kısa bir zaman içerisinde gerçekleştirilen 1937 ve 1938 askeri operasyonları bağlamında Dersim’in sınırları meselesine gelince, öncelikle devletin gözünde, dağlık iç-Dersim merkez alınarak tahayyül edilen oldukça muğlak ve geniş bir coğrafya olduğunu belirtmek gerekiyor: Ağırlıklı olarak Alevi-Kızılbaşların yaşadığı bu geniş coğrafyanın batı sınırını bugünkü Sivas vilayetinin doğusunda Koçgiri ve Koçan aşiretlerinin yaşadıkları yerler, kuzeyde kısa süre önce Dersimli Alevi Kürtlerin yerleşmeye başladığı Erzincan’ın güneyindeki köyler, doğuda Muş’un Varto ilçesine kadar varan Alevi köyleri ve güneyde yine bugünkü Elazığ’ın kuzeyindeki yerleşim birimleri oluşturmaktaydı.

Kırımın gerçekleştiği bu coğrafya, yukarıda dikkat çektiğim geniş-Dersim coğrafyasının sadece bir kısmından, yeni kurulmuş Tunceli vilayeti içindeki sınırlı bir alandan ibarettir.

Bir kanunla Dersim’in isminin değiştirilmesi Cumhuriyet tarihinde çok özgün bir vaka değildir. Ancak bu değişikliğin ve ilgili kanunun aynı zamanda adeta koloni yönteminin ilanı anlamına gelmesi, yani değişikliğin arkasındaki neden ve niyet/plan, bu vakayı oldukça özgün kılmaktadır.

*****

Coğrafya, dil, aşiret ve özellikle inanç bağlamında özgün nitelikleri nedeniyle, özellikle Dersimliler ve Dersim-severler tarafından, bazen Dersim’e biriciklik veya eşsizlik atfedilmesi nedeniyle gündeme gelen romantizm riski, genelde Dersim’i ve özelde Dersim ’38’i tartışmayı zorlaştırmaktadır.

Bu tuzağa düşmeden, ama özgünlüklerini kabul ederek meseleyi ele almamız gerektiğini unutmamalıyız.

Dersim konusunda kavramların muğlak, çok anlamlı veya çok katmanlı olması bu konu hakkındaki meseleleri konuşmaya, tartışmaya veya analiz etmeye engel değildir…

Dersim ’38 veya Tertele adıyla anılan, benim Dersim-Kırım adını verdiğim ‘mesele/vakıa’ mekanla ilgili bu gerçekliğini unutmadan, bundan sonraki Tarih Terslerini konusu olacaktır.


Bülent Bilmez: Lisans eğitimini ODTÜ Ekonomi bölümünde, doktorasını Berlin Humboldt Üniversitesi’nde tamamlayan Prof. Dr. Bülent Bilmez, 2005 yılından beri İstanbul Bilgi Üniversitesi Tarih Bölümünde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. 30 yıla yakın hocalık sürecinde, daha önce Almanya’da (Berlin Freie Universitaet), Arnavutluk’ta (Elbasan Alexander Xhuvani Üniversitesi), Kosova’da (Prishtina Üniversitesi Yaz Okulları) ve Türkiye’de değişik üniversitelerde dersler verdi. Bir dönem Tarih Vakfı Başkanı olarak görev yapan Bilmez’in araştırma ve ders konuları şunlar: Modernleşme/(az)gelişme, emperyalizm ve küreselleşme teorileri; son dönem Osmanlı modernleşme süreci ve bu bağlamda modern kolektif kimlik inşa süreçleri ve modern Balkan (özellikle Arnavut/luk) tarihi ile Türkiye Cumhuriyeti tarihi; Türkiye’de azınlıklar ve bu bağlamda sözlü tarih, kolektif bellek ve geçmişle yüzleşme.

Kaynak: Artı Gerçek

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.