Ha senin şu diline!
Hüseyin Şahin
Bu başlığı seçmemdeki gaye, kimi sözde gazeteci ve yorumculara yöneliktir. Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi, bilakis Türkiye’de de birçok satın alınmış kalemşör, yorumcu ve analizci vardır. Kürtler cephesinde de adresleri belli olan bir kesim var ve onlar da sürekli çuvaldızı Kürtlere batırmışlardır. Son bir yıl içerisinde bu bahsedilen Kürt cenahında cılız da olsa bir düzelme görülmekte ve bu olumludur.
Makaleme konuk olan kişi, Yılmaz Özdil denilen zattır. Hem adı hem de soyadı başlı başına birkaç makale konusudur. Irkçılıkta sınır tanımayan bu zat, yılmazlığın arkasına saklanarak kendisinin ne kadar da bir yılmaz yalakacı olduğunu gizlemiyor. Dili ise, dostlar başına, tamamen günü kotarmaya dönük paslı bir mızrak. Onun diline aşağıdaki satırlarımda değineceğim. O öyle bir zattır ki, Uğur Dündar’ı bile çileden çıkaran cinsten. Bilindiği gibi E. Çölaşan, Deniz Zeyrek, Ahmet Yavuz gibi gazeteciler Gözcü gazetesi yazarlarındandılar. Kısa bir süre evvel Uğur Dündar, bu gazeteden Yılmaz Özdil’den dolayı istifa etti ve son demeçlerinde ona yönelik çok ciddi ithamlarda bulundu.
Y. Özdil’e ne bundan 35 yıl evvel ne de şimdi hiç kanım ısınmadı. 35 yıl önce yazdığı bir makalede, Kürtlerin Newroz Bayramı’nı kuzey, yani Türkiye Kürdistanı’nda daha önceleri hiç kutlamadıklarına dair ifadeler vardı. Özdil’in Newroz gibi önemli bir sembole önceleri tanık olamamasında yadırganacak bir durum yok. Kürtler, 21 Mart yani Newroz’u bin yıllardır her koşulda; içeride (esarette) ve dışarıda (özgür oldukları dağ başlarında, evlerinde yaktıkları küçücük çıralarla) kutlaya geldiler. Bilmeyerek de olsa Y. Özdil dâhil birçok ırkçı, 21 Mart bahar bayramını, bu kutsal günümüzü bilmeyerek de olsa kutlamış, kırlara çıkıp çiçek toplamıştır. Kürtler Newroz’u sırf kendilerine mal etmiyorlar. Birçok Orta Asya Türki halkları gibi Beluci, Fars, Afgan, Azeriler de bu günü kutsal bir gün olarak kutlamaktadırlar. Böylesi bir günde dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz, Bölge Valisi Ünal Erkan bile hızını alamayarak Newroz ateşinin üzerinden atlayarak günahlarını affettirmeye çalışmışlardır.
Gelelim başlığımıza.
Yılmaz Özdil’in 5.12.25 tarihli YouTube kanalında zehir zemberek kin kusan, ırkçı ve bir o kadar da iğrenç yorumunu istemeyerek de olsa dinledim. Bu yorum ne döneme uygun bir barış, kardeşlik ne de insanlık onuruna destek sunabilecek bir karakterdeydi.
Konu, Mesut Barzani’nin 29 Kasım 2025 Cizre ziyareti ve Melayê Cizîrî Sempozyumu’na katılmasıydı. Y. Özdil, YouTube kanalında başından sonuna kadar Kürtler, bordo bereli Peşmerge, Kürt bayrakları ve M. Barzani’ye hakaret içerikli yorum yaptı. Barzani, kendi evi olan bir odadan diğer odaya geçmiştir. Kim ki bu dört duvarı Kürdistan evi gibi görüyor ve onun gereğini yerine getiriyorsa, bu onun evidir. M. Barzani’nin evin bir odasından diğer büyük odaya gitmesi gayet doğaldır ve bu Yılmaz Özdil denilen ırkçı kırıntıların serzenişte bulunmalarına düşmez.
Y. Özdil, bu 5.12.25 tarihli YouTube kanalı yorumunda o kadar ileri giderken, kendi giydiği donunun markasını unutmuş durumdadır. ABD denilen devlet, sırf biz 1960 doğumlularının karnı doysun diye süt tozu gibi bir ürünü biz ilkokul çocuklarının solucanlı karınları doysun diye hibe ediyordu. Oysa senin devletin ve şürekâsı, Güney Kürdistan’a menfaatsiz, kârsız, hesapsız bir işe dirhem destek sunmaz ve sunamaz da. Şirketleriniz aracılığıyla yaptığınız hastane, havaalanı, kanalizasyon, otel, alışveriş ve spor merkezlerini babanızın hayrına yapmadınız. Hayali birçok proje ile milyarlarca doları iç ettiniz, yani çaldınız.
Güney Kürdistan’a sunulanlar sadece ve sadece kâr amaçlıdır ve hiçbir insani yardımı içermemektedir. Evet, parayı veren düdüğü çalarmış; diğer bir deyişle para her kilidi açarmış. Güney Kürdistan’da senin devletin her yıl 15 milyar dolar kâr sağlamaktadır. Bu durum, Y. Özdil’in diline “eşek arısı soksun” dedirtircesinedir. Çünkü Yılmaz Özdil, kendi kursağına giren bu lokmanın kaynağının dolaylı olarak Güney Kürdistan’dan geldiğinin aslında farkındadır.
Kuzey, Batı ve Güney Kürdistan’da işgalci olan Türk devletidir. Kuzeyi bir yana bırakacak olursak; Rojava’yı, Afrin’i, Serê Kaniyê’yi, Girê Spî’yi, tüm Suriye sınır boyunu dâhil ederek, 50’yi aşkın Güney Kürdistan köy, mezra ve hattını analarının malıymış gibi işgal eden, Y. Özdil’in çanağında beslendiği devlettir. Kürtler kendi öz vatanlarında işgalci değil, bilakis meskûndurlar.
Türkleri 39 çadırla 1071’de Kürdistan Malazgirt’inde misafir eden Kürtlerdir. Sizler Kürdistan’da ya Kürtlere tahammül edecek, birlikte eşit koşullarda yaşayacak ya da misafir olarak görüleceksiniz. Seçenek Yılmaz Özdil ve avanalerinindir.
Yılmaz Özdil için tek dileğim, diline eşek arısı soksun ve o dil şişsin. Belki Özdil (Kemdil) o zaman Kürt misafirperverliğinin farkında olur; beslendiği sofrasında, kaynaklarında, nimetinden nihayet haberdar olur.
2026, biz Kürtler için; dıştan statükonun kabullenildiği, içten ise tüm renklerimizi (cinsiyet, farklı inanç, görüş, kültür, yaşam ve iktisadi tarzımızı) hazmeden dopdolu bir yıl olsun. “Serê salê bi xêr hatî” diyorum.

