Celal Hoca Amed

Celal Hoca Amed

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Değişim Söylemi ile Statükonun Yeniden Üretimi

A+A-

Celal Hoca Amed

Değişim deniliyor. Demokratik yapılanmadan söz ediliyor. Halkın özne gücü olduğu ifade ediliyor. Birlikte yaratma anlayışından, birbirini kabul edişten, ortak yaşamın ilke ve prensiplerinden bahsediliyor. Fakat bütün bu anlatımlara ve perspektiflere rağmen ne birey değişiyor ne de değişimin öncü gücü olduğu iddia edilen yapılar kendilerini dönüştürebiliyor.

Kendini toplumun üzerinde gören, topluma yukarıdan bakan, kendi anlayışını mutlak doğru kabul eden zihniyet hâlâ varlığını sürdürüyor. Herkes kendi alışkanlıklarını, kendi doğrularını ve geçmişten taşıdığı zihniyet kalıplarını bir marifet gibi görüyor. Toplumu anlamaya çalışan değil, toplumu biçimlendirmeye çalışan bir yaklaşım öne çıkıyor. Demokratikleşme söylemi güçlenirken, demokratik zihniyet aynı ölçüde gelişmiyor.

Bu durum, eski reel sosyalist anlayışların ve Stalinist parti kültürünün farklı biçimlerde kendisini yeniden üretmesinden başka bir şey değildir. Kararların yukarıdan aşağıya verildiği, toplumun özne değil nesne olarak görüldüğü bu anlayış değişmeden, demokratik siyasetten söz etmek oldukça güçtür.

Buna rağmen, geçmişte en sert biçimde savunulan Bağımsız Kürdistan düşüncesinin ve ulusal kurtuluş paradigmasının reddedilişi konusunda büyük bir mutabakat oluşmuş görünmektedir. Değişmeyen tek şeyin, Türkiye sistemine entegre olma anlayışı olması ise üzerinde durulması gereken ciddi bir çelişkidir.

Peki neden böyledir?

Neden demokratik toplum, kolektif örgütlülük ve halkın özneleşmesi söylemini kullanan çevreler, pratikte sistem içi entegrasyonu esas alan bir çizgide buluşmaktadır? Neden Türkiye solunun belirli kesimleri ile ulusal sorunu aşılmış gibi gören bazı Kürt sosyal çevreleri aynı düşünsel zeminde buluşabilmektedir?

Bu durum yalnızca politik değil, aynı zamanda sosyolojik ve psikolojik bir olgudur. Uzun mücadele süreçleri içerisinde oluşan yorgunluk, statü arayışı, kurumsallaşmanın getirdiği konfor alanları ve mevcut düzen içerisinde kendine yer edinme eğilimi, zamanla dönüşüm iddiasının önüne geçebilmektedir. Böylece değişim söylemi korunurken, sistemle uyumlu bir siyasal pozisyon fiilen güç kazanmaktadır.

Oysa Kürdistan meselesi, yalnızca bir siyasal tercih meselesi değildir. On yıllarca ağır bedeller ödenmiş tarihsel bir toplumsal sorundur. Bir tarafta otoriter ve merkeziyetçi anlayışlar toplum üzerinde baskı kuracak, diğer tarafta devlet inkâr ve asimilasyon politikalarını sürdürecek; buna rağmen Kürdistan halkı bütün baskılara, sürgünlere, cezaevlerine, işkencelere ve ekonomik yoksunluklara rağmen bir umutla bu mücadeleyi destekleyecek. Daha sonra dönülüp bütün bunların yanlış olduğu söylenecek.

Elbette bu durumda toplumun bir kesimi dönüp şu soruyu soracaktır:

“Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?”

Bugün uluslararası koşullar yeni bir dönüşüm sürecini dayatmaktadır. Bu dönüşümün merkezinde ise Kürdistan bulunmaktadır. Herkes Kürdistan coğrafyasına ve bu coğrafya üzerinde yaşayan halka dönük yeni hesaplar yapmaktadır. Çünkü bölgesel değişimin kilit taşı Kürdistan’dır.

Kürdistan’ın özgürleşmesi, Kürt halkının tarih sahnesinde daha güçlü yer alması ve mevcut bölgesel statükonun çözülmesi; yeni siyasal denklemleri, yeni toplumsal ilişkileri ve yeni bölgesel dengeleri beraberinde getirecektir.

Bu nedenle mevcut statükoyu korumak isteyen güçler bulunmaktadır. Devlet aklı, bölgesel iktidar yapıları ve çeşitli uluslararası aktörler kendi çıkarları doğrultusunda mevcut düzenin devamından yana tavır almaktadır. Kürt meselesine yaklaşımda ortaya çıkan birçok siyasal tutum da bu çerçevede değerlendirilmelidir.

Ancak bütün bunlara rağmen güçlü bir Kürt uyanışı vardır.

1990’lar ile 2003 arasında liselerde, üniversitelerde ve toplumsal mücadele alanlarında yetişen önemli bir gençlik kuşağı vardı. Bu gençlik çeşitli yöntemlerle tasfiye edildi, dağıtıldı ya da etkisiz hale getirildi. Fakat tarih boşluk kabul etmez. O kuşağın yerine yeni bir gençlik gelmektedir.

Bugün ihtiyaç duyulan şey, bu gençliğin yeni bir Kürt ulusal davası ile buluşmasını sağlamaktır. Bunun için gerekli tarihsel miras, deneyim, birikim ve ulusal hafıza mevcuttur. Eksik olan şey; bu mirası yeni dönemin ihtiyaçlarıyla buluşturacak çağdaş bir siyasal perspektiftir.

Yaşlanmış, özünden uzaklaşmış, konfor alanlarını siyasal mücadeleye tercih eden anlayışlarla bir yere varılamaz. Toplumların ilerleyişi durağanlıkla değil, yenilenmeyle mümkündür.

Dolayısıyla bugün ihtiyaç duyulan şey; çağdaş, demokratik, kolektif önderliği esas alan, halkın özne olduğu, eleştiriye açık, çoğulcu ve devrimci bir Kürdistan siyasal önderliğidir. İçinden geçtiğimiz sosyal ve siyasal iklim, böyle bir demokratik yeniden kuruluşu zorunlu kılmaktadır.

Çünkü gerçek değişim, yalnızca söylemlerde değil; zihniyetlerde, örgütlenme biçimlerinde ve toplumla kurulan ilişkilerde hayat bulur.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.