
ABD’nin dengesi değişiyor: Şam–DSG anlaşması sonrası Kürtlerin geleceği ne olacak?
ABD arabuluculuğunda Şam ile DSG arasında ilan edilen ateşkes kısa sürede krize sürüklendi. Sahadaki askeri gelişmeler, Washington’un değişen tutumu ve Ankara faktörü, Kürtlerin Suriye’deki siyasi ve askeri kazanımlarını yeniden tartışmaya açtı.
ABD’nin arabuluculuğunda Suriye geçici yönetimi ile Demokratik Suriye Güçleri (DSG) arasında 18 Ocak’ta ilan edilen ateşkes, sahadaki hızlı gelişmeler nedeniyle kısa sürede kırılgan hâle geldi. Ateşkesin hemen ardından Suriye ordusunun kuzey ve doğu bölgelerinde askeri yayılımını sürdürmesi ve Şam’da yapılan görüşmelerde taraflar arasında derin görüş ayrılıklarının ortaya çıkması, çatışmaların özellikle Haseke’de yeniden tırmanmasına yol açtı.
Şam’da gerçekleştirilen ve geçici Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ve DSG Genel Komutanı Mazlum Abdi’nin katıldığı toplantıdan somut bir uzlaşma çıkmadı. DSG, görüşmenin “olumsuz” geçtiğini duyurarak genel seferberlik çağrısında bulundu.
Ateşkes anlaşması, Suriye ordusunun Halep’in Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden başlayarak doğuya doğru ilerlediği, Rakka ve Deyrezzor’u kapsayan geniş çaplı askeri hareketliliğin ardından ilan edildi. Özellikle Deyr Hafir’de DSG’nin yaşadığı hızlı askeri çözülme, Şam yönetiminin sahadaki baskısını artıran temel faktörlerden biri olarak öne çıktı.
Anlaşma kapsamında tam ateşkesin sağlanması, DSG ve ona bağlı güvenlik yapıların Savunma ve İçişleri bakanlıkları çatısı altında Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesi, Rakka ve Deyrezzor’un idari kontrolünün merkezi yönetime devredilmesi ve IŞİD tutukluları dosyasının Şam’a bırakılması öngörüldü. Buna paralel olarak Suriye yönetimi, Kürtlere vatandaşlık verilmesini, 1962 Haseke nüfus sayımına dayalı ayrımcı uygulamaların kaldırılmasını ve Newroz’un resmî bayram ilan edilmesini içeren bir kararname yayımladı.
Kürt siyasi çevreleri söz konusu kararnameleri “olumlu ancak yetersiz” olarak değerlendirirken, hakların geçici düzenlemelerle değil, kalıcı ve kapsayıcı bir anayasa ile güvence altına alınması gerektiğini vurguladı.
Uzmanlara göre sahadaki güç dengesi giderek DSG aleyhine değişiyor. Araştırmacı Vail Alwan, DSG’nin askeri çözülmesinin Şam yönetimini sınırlı hedeflerden daha kapsamlı bir stratejik genişlemeye yönelttiğini belirtirken, Muaz el-Kasım ise özellikle PKK unsurlarının Suriye’den çıkarılması gibi başlıklarda ciddi uygulama sorunlarının devam ettiğine dikkat çekiyor.
Washington cephesi ise Mart 2025 mutabakatını esas alarak Suriye’nin toprak bütünlüğü ile Kürt haklarının birlikte korunması gerektiğini savunuyor. Ancak sahadaki gelişmeler, ABD’nin önceliklerinde bir değişim yaşandığı ve Şam’ın giderek daha merkezi bir muhatap hâline geldiği yönündeki yorumları güçlendiriyor.
Türkiye faktörü de sürecin en belirleyici unsurlarından biri olmayı sürdürüyor. Bölgedeki birçok gözlemciye göre, Ankara’nın güvenlik kaygıları ve siyasi baskısı, DSG’nin manevra alanını daraltıyor. Bu durum, DSG’yi ya Şam’la zorlu bir entegrasyon sürecine ya da askeri ve siyasi açıdan yüksek riskler barındıran bir çatışma hattına sürüklüyor.
Gelinen aşamada gözler, hem ABD’nin nihai tutumuna hem de Kürdistan Bölgesi lideri Mesud Barzani’nin olası arabuluculuk rolüne çevrilmiş durumda. Sürecin nasıl sonuçlanacağı, yalnızca DSG’nin değil, Suriye Kürtlerinin geleceği açısından da belirleyici olacak.
Kaynak: Nerina Azad

HABERE YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.