Partiler araç mı yoksa amaç mıdırlar?

Partiler araç mı yoksa amaç mıdırlar?

Hüseyin Şahin

A+A-

Ben bu yazıyla bir, iki konuya değineceğim.

 

Sorun güçler dengesinden mi yoksa Kürd partilerinin basiretsizliğinden mi kaynaklanmaktadır, diye konuya giriş yaparak, birlikte bir analiz edip bir sonuca varmak zorundayız.

 

Hani derler ya ''yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal'' işte böyle bir şey bizimkisi. Kürdleri kurtuluşa götürecek formülü 300 yıl evvel Ahmede Xani Mem u Zin kitabına not düşerek dile getirmiştir. A. Xani, adı geçen eserinde Kürdlerin İTTİFAK'ından uzun uzadıya sözetmiştir. Üç yüzyıl evvele dayanmasına karşın bu tespit hala güncelliğini korumaktadır. Geçen üç yüzyıl içerisinde birçok büyük imparatorluk parçalanıp, yeni ulusal devletler oluşurken, Kürdler bu gelişmeleri değerlendirememişlerdir. Bence bunun iki önemli nedeni vardı.

 

Birincisi, İslam faktörü ve mezhepsel farklılıklar, ikincisi ise Aşiret ve Feodal yapıydı. Bunu üç yüzyıl sonra günümüzde göz önüne getirdiğimizde bile hemen, hemen hiç birşeyin değişmediğini görürüz. Alabildiğine İslamla yatıp kalkan bir toplum, diğer yandan da Aşiret ve Feodal örgütlenme biçimlerini atamamış, aşamamış Parti yapılanmaları… Bu iki durum Kürdlerin elini bağlayan, belini büken önemli iki faktördür. Kürdlerin kahramanlığı üzerine yüzlerce kitap yazılmakla kalmamış, filmlere bile konu olmuştur. Sorun Kürdlerin cesaretsizliğinden değil, ona öncülük eden parti ve örgütlerin yetmezliğinde yatmaktadır. Kürdler, yüzyıllardır ölümle yatıp, kalkmaktadırlar. Son geçen yüzyıl ve günümüz bunun sayısız örnekleri ile doludur. Hangi birisini saysak ki? Şeyh Ubeydullah, Berzenci, Koçgiri, Şex Said, Zilan, Ağrı, Dersim, Mahabad, Kerkuk, Şengal, Afrin ve diğerleri...

 

Che Guevara, ''ÖLÜM şayet uğruna ölünebilecek bir şeyse, hoş ve sefa gelmiş'' der. Kürdler, Kurdistan uğruna maddi ve manevi dünyada eşi benzeri olamayan bir bedel ödediler. Bu geçmişte de böyleydi, bugün de böyledir. Kürdler, kız-erkek demeden gençlerini bir düğüne hazırlar gibi direnişlere yolladılar. Evsiz, aç ve susuz kaldılar, yine de gam yemediler. Bugün olmazsa bile, yarındır deyip umutlarını bir başka bahara sakladılar. Direndiler tırnak ile, diş ile. Tek beklentileri vardı örgüt ve partilerinden: ''Bizi ele, güne karşı rüsva etme”. Kürdler, savaş meydanlarında, direnmelerde kaybetmediler. Kaybetmelerinin şu anki en belirleyici nedenlerinden biri halkın beklentilerini, kendi varlıklarının arkasına koymalarıdır. Yani örgüt çıkarlarının, halkın çıkarlarından daha dominant olmasıdır.

 

Bu durum, örgütleri kaynaştırma ve bütünleştirmeden uzak, sığ ve tehlikeli bir duruma yöneltmiştir. En belirgin örnekleri yaşanan son beş yıllık gelişmelerde görebilmek mümkündür. Tırnakla kazınan kazanımlar, bir gün içinde, hem de vicdansızca, kepçeyle bir çırpıda düşmana geri teslim edilebilmiştir. İşte Şengal, Kerkuk, Afrin ve diğerleri bunun somut örnekleridir. Kürd örgütlerinin bu zaaflarını düşman denilen güçler iyi tespit etmiş ve buna göre şerbet vermeye devam ediyorlar. Bu durumun nereye ve kimlere kadar varacağını ve etkileyeceğini birlikte göreceğiz.

 

Rusya, Türkiye, İran ve Irak arasında çok ciddi krizler olmadığı müddetçe Afrin, Şengal, Kerkük gibi yerlerden işgalcilerin çekilmesi şu an uzak görünüyor. ABD'nin Kürdleri kimi nedenlerden dolayı cezalandırdığı ve yalnız bıraktığı aşikardır. Buna Kürdlerin Rusyayla olan ilişkilerini de eklemek gerek. ABD bunu hem Afrin hem de Kerkük’te test etmiştir. Kapalı kapılar ardında hem Rusya hem de Türkiye bölgemizde birilerini kızdırmak ve kimi çıkarlar için arı kovanına çomak sokmaktadırlar. Burada Kürdlerin ayaklar altında ezilmesi bu güçlerin umurunda değildir. Türkiye ve Rusya deyim yerindeyse can derdindeler. Burada amaç üzüm yemek değildir. Rusya bilinen nedenlerden dolayı özellikle de ezeli partneri Suriye sayesinde Suriye’de nüfuz edinmek, Akdeniz bölgesinde söz sahibi olmak istiyor. Buna Türkiye’nin içerideki siyasi ve ekonomik krizi eklenince tencere kapağını buluyor. Bu yüzden Rusya, Türkiye’ye tavizler veriyor, deyim yerindeyse ABD`nin dişlerini sökmeye çalışıyor. İngiltere’de eski bir casus ile kızının zehirlenerek katledilmeleri Batılılar ve ABD`nin elini güçlendirmiş ve bu nedenle de Rusya’ya karşı ciddi diplomatik yaptırımlar devreye sokmuşlardır. Bu durum soğuk savaş dönemini andırsa bile esas itibarı ile Rusyayı sınırlamaya dönük bir yaptırım olarak algılanmalıdır. Rusya’nın sınırlandırılması, Türkiye ile ilişkilerini de belirleyecektir. Bu durum, Kürdlere yeni imkan ve fırsatlar verecektir.

 

Kürd coğrafyasının dolayısı ile Ortadoğu’nun bir cadı kazanı gibi kaynamasındaki en belirgin sorun, ekonomik çıkar ilişkileri ve politikalarıdır. Büyük silah tekelleri bu coğrafyada muazzam paralar kazandılar. Batılı devletlerin bölgemizdeki savaşları durdurmaları şu an itibarı ile uzak bir ihtimal gibi gözükmektedir. Almanya bile son 5 yılda bu coğrafyada silah satışında 10 Milyar € kazanmıştır. Kimi silah satan devletler kendi eski silahlarını hem bölgedeki savaşlardan dolayı elden çıkarmış hem de yenilerini bu coğrafyada test etmiştir.

 

Kürdlerin kendi coğrafyalarında ete kemiğe ve bir sutatüye kavuşmaları kendi aralarındaki ilişkilerine bağlıdır. Bunun yegane yolu da en geniş katılımlı ulusal birliktir. Bu bağlamda Kürd ve Kürdistan için mücadele ettiklerini söyleyen parti ve örgütlenmeler birbirleriyle helalleşmeli, eteklerindeki taşları dökmelidirler. Kimilerinin Haşdi Şabi, Maliki, Esad, TC. veya İranla ilişkili politikaları görüldüğü gibi sonuç almaktan uzak, tamamen birbirlerine yetmeyecektir de. İttifak ve stratejiler sömürgecilerden ziyade Kürd örgütleri arasında olmalıdır. İttifak ve işbirliğinde izin sömürgecilerden alınmamalı, onlardan uzak durulmalıdır. Bu tür ilişkiler, Kürd örgütlerine karşı silah olarak geri dönmektedir. Tolerans Kürd örgütleri arasındaki ilişkilerde üst düzeyde olmalıdır. Kimi örgütlerin büyüklüğü yaşananlardan sonra tek başına yetmedi ve örgütler arasında kurulabilecek itifak ve birlikler şeffaf ve temiz olmalı, biri diğerini dışlamamalıdır. Dil, uslüp, tahammül, esnek bir yapı ve ilişkiler Kürd örgütlemelerine yeni kapılar aralayacak, ulusal ve demokratik bir güç birliğinin temel taşlarının atılmasına vesile olacaktır. Bu bağlamda günümüze denk yeni, modern, çağdaş norm ve ilkeleri prensip edinmiş, sığ ve doğmatik yaklaşımlardan uzak yeni bir ulusal, siyasal anlayış ve örgütlenme modeli her zamankinden daha yakıcı bir şekilde önümüzde durmaktadır. Kandilcilerin yıllardır İran, Suriye, Irak hatta T.C gibi sömürgecilerle ilişkili politikaları sonuç almaktan uzak, tökezleyici bir sonuç doğurmuştur. 25 Yıldır Güney Kürdistan herkese üs, mücadele ve hedefe ulaşmada muazzam imkanlar sunarken, kimi örgütlerin gidip sömürgecilerle yatıp, kalkmaları sonuç almadan uzak, dışlayıcı ve birlikteliği engelleyici bir durum yaratmıştır. Bu yaklaşım ve niyetler terk edilmeli, Güney Kurdistan’ın imkanları ulusal birliğin şekillenmesi, serpilip, yeşermesinde belirleyici bir liman olmalıdır. Bunu ANC, PLO, İRA gibi ulusal birlik ve cepheler nasıl başarmışlarsa Kürdler de pekala başarabilirler. Kürdlerin kurtuluşu göğüsleyebilecek formülü hemen, şimdi devreye sokmaları yakıcı ve acil bir çare olarak önümüzde durmaktadır. O formül de Ahmede Xani`nin 300 yıl evvel dile getirdiği İTTİTAK’ta yatmaktadır.

Bu haber toplam 1341 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.